xvvvvvvvvvvvvvvvvvvvv

xvvvvvvvvvvvvvvvvvvvv dosyası 12-12-2019 tarihinde lise (9-10-11-12. Sınıf) kategorisinin 12. Sınıf alt kategorisine eklendi.
Açıklama xvvvvvvvvvvvvvvvvvvvv
Kategori 12. Sınıf Tarih
Gönderen byjmhfm
Eklenme Tarihi 12-12-2019
Boyut 745.13 K
İndirme 7

Dosyayı İndir

Dosyaya puan ver
4.8 / 5 (toplam 23 oy)
Açıklama
fhbz

DESTAN VE YAZITLARDA TÜRKLER

 

§  Türklerin bilinen ilk yurdu Orta Asya’dır. Orta Asya batıda Hazar Denizi, doğuda Kingan Dağları, kuzeyde Altay Dağları, güneyde ise Tibet Platosu ve HindukuĢ Dağları arasında yer alır. Bu coğrafyada yaĢayan Türkler, Ġslamiyet’ten önce Hun, Kök Türk ve Uygur gibi devletler kurmuĢtur.

 

§  Ünlü tarihçi Jean Paul Roux, Türkler ve Orta Asya hakkında Ģu bilgileri verir:  “ Türkler, kendilerini güçlüler olarak adlandırmakta haklıydılar. Ülke Ģartları oldukça acımasızdı ancak buna uyanlar yaĢayabilirdi. Çünkü bu bölge ortalama yükseltisi fazla olan bir yayladır. Bölge çok az yağıĢ almaktadır. KıĢın Ģiddetli soğuklar olur, sıcaklık -50 0C’ye kadar düĢer, akarsular ve göller donar.” 

 

§  Orta Asya’nın coğrafi özellikleri, bozkır kültürünün ortaya çıkmasında etkili olmuĢtur. Bozkır kültürü, Türkler arasındaki sosyal ve ekonomik yapıyı Ģekillendiren temel faktördür. Doğaya karĢı verilen mücadele Türklere sosyal, siyasi, askerî yetenekler kazandırmıĢtır. Bu sayede Orta Asya, dünya tarihinin büyük cihangirlerinin vatanı olmuĢtur. 

 

 GeniĢ bozkırların ortasında her an saldırıya açık, savunmasız bir coğrafyada  yaĢayan Türkler, mücadeleci ve savaĢçı bir karakter kazanmıĢlardır.

             

 

Ø Çadır, kilim ve demir bu kültürün önemli unsurlarındandır. Türkler yılın belli bölümlerinde mevsim koĢullarına göre yerlerini değiĢtirerek konargöçer (göçebe) bir hayat tarzı yaĢamakta ve daha çok hayvancılık ile uğraĢmaktaydılar.

 

o Halı, konargöçer yaĢam tarzının vazgeçilmez eĢyasıdır. Altay ve Orhun bölgesinde yapılan arkeolojik kazılarda giyim eĢyalarına, halı ve kilim örneklerine rastlanmıĢtır. Bu bulgular, Türkler arasında dokumacılığın geliĢtiğini göstermektedir. Halı dokumacılığı, Türklerin dünya medeniyetine bir armağanı olarak kabul edilmiĢtir. Halı ilk kez Hunlar tarafından koyun yününden dokunarak kullanılmıĢtır. 


 

Ø  Pazırık Kurganı’nda çıkan halı, en eski düğüm tekniği ile dokunmuĢ halı olarak kabul edilir. Halıda bozkır kültürüne ait hayvan figürleri ve Hun Gülü adı verilen çiçek görseli kullanılmıĢtır. Teknik ve estetiğin yaĢam koĢulları ile bir araya geldiği eĢsiz bir eserdir.

Ø  Altın Elbiseli Adam: 1970 yılında Kazakistan’daki Issık Göl’ü yakınlarında bir kurgan keĢfedilmiĢtir. Issık Kurganı adı verilen bu mezarda birçoğu altın olan eĢyalar bulunmuĢtur. En göz alıcı eĢya altından yapılmıĢ bir elbisedir.  Her Ģeyi saf altından olan bu elbisenin bir tigine (hakanın oğlu) ait olduğunu söylenmekte fakat tiginin kim olduğu henüz bilinememektedir. Onun için bu tigine “Altın Elbiseli Adam” ismi verilmiĢtir.

 

 Kurgan: Orta Asya’da ki eski Türk mezarlarına kurgan denilirdi. Genellikle devlet  yöneticileri için yapılmıĢlardır. Eski Türklerde ölen kiĢi kurgan denilen mezara  değerli eĢyaları ile birlikte gömülürdü. Koruma amaçlı üzerine toprak ya da taĢ  yığılmıĢ olan kurganların önemli bir özelliği de etrafının taĢ parçaları ile çevrilmiĢ  olmasıdır.

             

 

§  KaĢgarlı Mahmud “At Türklerin kanadıdır.” der. Bazı tarihçiler, bozkır kültürünü Atlı Göçebe Kültürü olarak isimlendirir. Çünkü Türk’ün sosyal, ekonomik ve askerî hayatında atın önemli bir yeri vardır. Bu yüzden atı ilk evcilleĢtiren milletlerden birinin de Türkler olması tesadüf değildir. Konargöçer sanatının en güzel örnekleri at koĢum takımlarında görülür.

 

 Türkler arasında Gök Tanrı inancı yaygındı. Türkler, ölülerinin ardından yuğ adı  verilen cenaze törenleri düzenlerlerdi. Ölümden sonraki yaĢama inandıkları  için ölünün değerli eĢyaları ve silahları da mezara konurdu.

             

 

§  Sürekli hareket hâlinde bulunan Türk toplumunda aile ve soy birliği ön plandaydı. Sınırlı otlakları kullanma mecburiyeti aile ve grup iliĢkilerini güçlendirmiĢti. Toplumun en küçük birimi aile idi. Aileler sülaleleri, sülaleler boyları, boylar milleti, millet de devleti oluĢtururdu. 

Ø Aile ( oguĢ) > Sülale ( uruğ) > Boy ( aĢiret) > Budun ( millet) > Ġl ( devlet) ØDevletin baĢında hükümdar (hakan, han, kağan) bulunurdu. 

 

ü

Türkler, yarı göçebe yaĢam tarzını benimsedikleri için geliĢmiĢ bir yazılı kültüre sahip değillerdi. Yazılı hukuk kuralları da bulunmazdı. 

 

ü

Türklerde sosyal ve siyasal yaĢamı düzenleyen yazılı olmayan hukuk kurallarına töre adı verilirdi. Töre; adalet, eĢitlik ve iyiliğe dayanırdı.

Töreye kağan bile uymak zorundaydı.

ü

 

Töre aynı zamanda devletin devamlılığı için de önemli idi. 

 Kut inancı:  Türkler hükümdarlık yetkisinin kendilerine Gök tanrı tarafından

 

verildiğine inanıyorlardı. Bu inanıĢa Kut anlayıĢı denirdi. Kutun kan yoluyla

 

babadan oğula geçtiği kabul ediliyordu. Kanında kut olan herkes devlet

 

yönetiminde hak sahibiydi. Bu nedenle Türklerde ülke hanedan üyelerinin ortak

 

malı sayılmıĢtır. Bu inanıĢ hükümdar öldüğünde hanedan üyeleri arasında taht

 

kavgaları yaĢanmasına ve devletin kısa ömürlü olmasına neden olmuĢtur. 

 

 

 

 

 Kurultay:Devlet iĢlerinin görüĢülerek karara bağlandığı meclise toy (kurultay),  denirdi. Kağanın baĢkanlığında toplanan kurultaya boy beyleri ve Kağanın eĢi  (hatun) de katılırdı.         

 

ORTA ASYA’DA KURULAN TÜRK DEVLETLERĠ ASYA HUN DEVLETĠ

 

       Orta Asya’da kurulan Asya Hun Devleti tarihte bilinen ilk Türk devletidir.

Devletin bilinen ilk hükümdarı Teoman’dır. 

       Teoman’ın oğlu Mete Han, Orta Asya'da siyasi hâkimiyeti sağladıktan sonra Çin topraklarına doğru akınlara baĢlamıĢtır. Çinliler, Türk akınlarını durdurabilmek için Çin Seddini yapmıĢlardır.

       Mete Han, Çin Seddi'ni kolayca aĢarak Çin imparatorunu yıllık vergiye bağlamıĢtır. 

       Mete Han orduyu on, yüz, bin gibi bölümlere (onlu sistem) ayırarak disiplinli bir ordu kurmuĢ, bu “onlu sistem” günümüze kadar gelmiĢ ve dünyadaki birçok devlete örnek olmuĢtur.

 

 Ġlk düzenli ordu teĢkilatı Büyük (Asya) Hun hükümdarı Mete Han  tarafından kurulmuĢtur. Bu yüzden günümüzde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin  kuruluĢ yılı olarak Mete Han'ın tahta çıktığı M.Ö 209 yılı kabul edilir. 

             

 

       Mete Han, Orta Asya'da Türk birliğini sağlamıĢ, birçok yabancı kavmi kendi hükümranlığı altına almıĢtır. Mete Han, Hun Devleti’ne en parlak dönemini yaĢatmıĢtır. 

       Mete Han’dan sonra taht kavgaları nedeniyle devlet doğu ve batı olmak üzere ikiye bölünmüĢtür. Batı Hunları yıkılırken Doğu Hunları Çin egemenliği altına girmiĢtir. Hun Devleti MS 216’da Çinliler tarafından yıkılmıĢtır.

 


üAsya Hun hükümdarı Mete Han’ın hayatı, Oğuz Kağan Destanı’nın kahramanı Oğuz Kağan ile büyük benzerlik göstermektedir.

 

 Bilgi: Asya Hun Devleti;

§    BaĢkenti Ötüken’dir. 

§    Tarihte bilinen ilk Türk devletidir. 

§    En güçlü zamanını Mete Handöneminde yaĢamıĢtır.

§    Mete Han orduyu onlu sisteme göre düzenlemiĢtir.

§    Destanları Oğuz Kağan Destanıdır.

 

Konargöçer Türklerin pantolon, çizme, yelek, kemer, ceket ve gömlek gibi giyim eĢyalarını kullandığı bilinmektedir. Türkler giysilerini koyun, kuzu ve av hayvanlarının derisi ile koyun, keçi ve deve yününden yaparlardı. Ġpek Yolu ticaretine önem veren Kök Türkler yünden ve deriden kumaĢlar satıp ipek kumaĢlar ithal ettiler.

Ø Türkler, tarihte demir madenini ilk iĢleyen milletlerdendir. BaĢlıca mesleklerinden biri madencilik olan Türkler; savaĢ aletleri, tabaklar, maĢrapalar, heykeller vb. eĢyalar yapmıĢlardır. 

 

Hun sanatının temeli konargöçer yaĢam tarzına dayandığı için taĢınabilir özellik gösterir. Bu nedenle yerleĢik hayata özgü olan tapınak, saray, kalegibi sanat yapılarına Hun sanatında pek rastlanmaz. Bunun yerine yaĢadıkları göçebe hayata uygun ama estetik değeri yüksek eĢyalar yaparak kullanmıĢlardır.

Hunlardan kalma eserler üzerinde insan ve hayvan resimlerinin bulunması Türklerin resim sanatıyla çok eskiden beri ilgilendiklerinin bir göstergesidir.

 

ü Bugün askerlerimizin rütbesini omuzlarındaki apoletlerinden anlarız. Hun Türklerinde ise kemer tokalarından anlaĢılıyordu.

 

KÖKTÜRK DEVLETĠ (GÖKTÜRKLER)

 

§  Hun Devleti yıkıldıktan sonra Türkleri yeniden birleĢtiren Kök Türkler oldu. Kök Türklere ait Ergenekon Destanı’nda Kök Türklerin yeni bir devlet kurmaları anlatılır.

§  Bumin Kağan tarafından 552 yılında kuruldu. Türk adı ile anılan ilk Türk devletidir. Bumin Kağan Orta Asya’da Türkçe konuĢan boyları bir araya getirdi.

Ötüken’i Kök Türk Devleti’nin merkezi yaptı.

§  Ötüken, Kök Türklere sadece baĢkentlik yapmayan, manevi açıdan da güç katan bir yerdi. Türkler aynı zamanda Ötüken’i Dünya’nın merkezi olarak kabul ederlerdi. 

 

Türk adının anlamı: Kök Türk Yazıtları kuvvet, KaĢgarlı Mahmud olgunluk çağı,

 

Ziya Gökalp ise töre sahibi olarak açıklamaktadır.

 

             

Ø  Kök Türkler, Türk tarihinin model devletidir. Sosyal yapı, devlet teĢkilatı ve inanç sistemi ile uzun yıllar bütün Türk devletleri için model oldu.

 

Ø  Mukan Kağan’ın ölümünden sonra devlet Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrıldı. 630 yılında Doğu Kök Türk Devleti, Çinliler tarafından ortadan kaldırıldı.

Batı Kök Türk Devleti ise 630 yılında Çin’e bağlandı.

 

 Köktürkler; 

       Tarihte Türk adını ilk defa devlet adı olarak kullanan topluluktur. 

       Hunlardan sonra Türk boylarını bir araya toplayan ikinci Türk devletidir.    Ġlk Türk alfabesini kullanmıĢlardır.(Göktürk alfabesi)    Destanları Ergenekon Destanı’dır. 

  

 

II. KÖKTÜRK (KUTLUK) DEVLETĠ

 

       Köktürk devletinin dağılmasından sonra Türkler yeniden toparlanarak harekete geçtiler. Çinlilere baĢkaldıran Kök Türkler nihayet Kutluk Kağan liderliğinde Ötüken’i aldı. Kutluk Kağan ĠlteriĢ unvanı alarak II. Kök Türk (Kutluk)

Devletini kurdu. (682-742) ĠlteriĢ Kağan’ın ölümü üzerine tahta kardeĢi Kapgan Kağan geçti. Kapgan Kağan, Türk boylarını hâkimiyeti altına aldı. Onun ölümünden bir süre sonra ülke gücünü kaybetti. 

 

       Bilge Kağan’ın tahta geçmesiyle Kök Türk Devleti tekrar eski gücüne kavuĢtu. Bilge Kağan, kardeĢi Kültigin ve veziri Tonyukuk ile beraber devletin birliğini yeniden sağladı. 

 

       II. Kök Türk Devleti’nde Bilge Kağan’dan sonra devletin baĢına geçen kağanların yetersiz olmaları zamanla devleti zayıflattı. Zayıflayan II. Kök Türk Devleti 742 yılında Uygurlar tarafından yıkıldı.

 

       Hun ve Kök Türkler döneminde konargöçer yaĢam tarzının yanında yerleĢik hayat tarzını yansıtan tarım havzalarının örneklerine de rastlanır. Çin’den tarım aletleri ve tohumluk buğday alınması, sulama kanalları açılması vb.


 

 

 Kök Türk heykel sanatının en güzel örnekleri balballardır. Türkler, ölen  kahramanlarının mezarları baĢına hayattayken yendiği ve öldürdüğü  düĢmanlarının heykellerini dikerlerdi. Çünkü öldürdükleri kiĢilerin diğer dünyada  kendilerine hizmet edeceği inancındaydılar. Bu heykellere balbal adı verilirdi.

 Uygur heykel sanatının kaynağı balballara dayanıyordu.

             

 

Kök Türk Yazıtları olarak adlandırılan abideler II. Kök Türk Devleti’ne aittir. Ayrıca Bengü TaĢ (Ebedî TaĢ) ismi de verilen bu yazıtlarda Türk adı ilk defa millet adı olarak kullanılmıĢtır. Kök Türk Yazıtlarında dünyanın yaratılıĢı, Kök Türk Devleti’nin kuruluĢu, yıkılıĢı ve tekrar kuruluĢu anlatılmıĢtır. Bu yazıtlarda toplumsal hayatın her alanıyla ilgili öğütler verilmiĢtir. Bu yazıtlar 38 harften oluĢan Kök Türk alfabesi ile yazılmıĢtır.

 

§   Kök Türklerden günümüze kalan en önemli eser Orhun Yazıtlarıdır. (Köktürk

         Kitabeleri) 

§   Bu kitabeler Bilge Kağan, Kültigin Kağan ile Vezir Tonyukuk adına           dikilmiĢtir. 

§   Bu yazıtları Danimarkalı Wilhem Thomsen çözmüĢtür. 

§   Bunlar Türk tarihi ve edebiyatının ilk yazılı belgeleridir. Bundan önceki

 

Türk tarihini Çin kaynaklarından öğreniyoruz. 

§   Bu yazıtlarda Köktürk Tarihi ve Türk Uygarlığı hakkında önemli bilgiler           verilmektedir.     

 

UYGURLAR

 

ü  Hunlar ve Kök Türklerden sonra Uygurlar tarafından kadim Türk yurdunda yeni bir devlet kuruldu. 745 yılında Kutluk Bilge Kül Kağan tarafından kurulan Uygur Devleti, kendinden önceki Türk devletlerinin devamı niteliğindedir. Orta Asya’da siyasi birlik Uygurlarla bir kez daha sağlandı.

 

ü  Uygurlar tarım için su kanalları yaparak çok uzaklardan su getirdiler.

Değirmen taĢları ve harman araçları yaptılar.

ü  Hukuk vesikalarına göre Uygurların borç vermede ve para iĢlerinde belirli bir yöntemleri vardı. Pazarlarda para kullanılarak ticaret yapılırdı.

 

ü  Uygurlar taĢ üzerine yazmak yerine kâğıtlar üzerine yazmaya baĢlamıĢlardır.

Bu geliĢmeler Türk kültür hayatı bakımından çok önemli neticeler doğurmuĢtur.

ü  Uygularlar Mani dinini kabul etmiĢlerdir. Mani dinine göre hayvansal gıdaların tüketilmesi yasaktı. Uygurlar bitkisel gıda tüketmek için toprağı ekip biçmeye baĢladılar. Bu yüzden Uygurlar, yerleĢik hayata alıĢmıĢ ve savaĢçı özelliklerini yitirmeye baĢlamıĢlardır.

 

ü  Uygurlar, Mani dinini öğrendikleri Soğdların alfabelerini alarak geliĢtirmiĢlerdir. Bu yeni yazı sayesinde millî bir edebiyat geliĢtirmiĢlerdir. Uygurlar bu dönemde edebiyatta, sanatta ve medeniyet alanında çok önemli eserler vermiĢlerdir. Hatta kendilerinden sonra gelen pek çok devlete örnek olmuĢlardır. Uygurlar her mabette bir kütüphane kurmuĢlardır.

ü  Diplomatik belgeleri, sözleĢmeleri, vasiyetleri vb. belgeleri sakladıkları ciddi bir birikimleri vardır. Tahta oyma kalıplı matbaa tekniğini kullanmıĢlardır. Birçok el yazması eser yanında baskı tekniğini kullanarak eserler ortaya koymuĢlardır. Siyah ve kırmızı mürekkep kullanarak kâğıt üzerine yazmıĢlardır. Uygur medeniyetine ait izler devlet teĢkilatının çok geliĢmiĢ olduğunun bir göstergesidir. Posta teĢkilatı, vergi sistemleri kurmuĢlardır.

ü  840 yılında Kırgızlar, Uygur Devleti’ne son vermiĢtir. Uygurlar, devletleri yıkılınca baĢka bölgelere göç etmek zorunda kaldılar. Uygurların çoğunluğu günümüzde Çin’e bağlı Uygur Özerk Bölgesi’nde yaĢamaktadır.

 

oUygurlar:      

 

       Kutluk Bilge Kül Kağan tarafından kuruldu. BaĢkenti Karabalgasun’dur. 

 

       YerleĢik hayata geçenilk Türk devletidir

 

       Mani dinini benimsedikleri için savaĢçılık özelliklerini kaybettiler.

 

       Tarım, sanat, ticaret alanında çok ilerlemiĢlerdir. 

 

       18 harfli Uygur Alfabesini hazırladılar. 

 

       Tahta harflerden matbaayı oluĢturdular, pamuktan kağıt yaptılar. 

 

       Destanları TüreyiĢ Destanı ve Göç Destanıdır

 

 

 

 

ĠLK TÜRK DEVLETLERĠ ĠLE ĠLGĠLĠ ÖNEMLĠ NOTLAR

 

o    Türkler Çinlileri yenmiĢler ve vergiye bağlamıĢlar ama Çin’e yerleĢmeyi

düĢünmemiĢlerdir. Çünkü Çin çok kalabalık olduğu için Türkler ( milli benliklerini ) kültürlerini kaybetmekten, kalabalık Çinliler arasında eriyip yok olmaktan korkmuĢlardır. 

 

o   


Veraset Sistemi: Türklerde devlet, hükümdar ailesinin ortak malı sayılırdı. Ve ülke hükümdarın sağlığında oğulları arasında paylaĢtırılırdı. Bu durum taht kavgalarına ve devletin yıkılmasına neden olurdu.  

 

o Uygurların yerleĢik yaĢama geçmelerinde etkili olan faktörler; 

Tarım ve ticaretle uğraĢmaları ve mani dinini benimsemeleridir. (Çünkü mani dini et yemeyi yasaklıyordu. Bu sebeple tarımla uğraĢmıĢlardır).

 

Türkler göçebe(konargöçer) oldukları için;  

ü  Hapis cezaları çok uzun sürmezdi 

ü  Ev –saray-tapınak gibi mimari eser yapmamıĢlar, çadır kullanmıĢlardır  ü Sanat eserleri kemer-kilim gibi taĢınabilir eserlerdir. 

ü  Hayvancılıkla uğraĢmıĢlardır. 

ü  Atı evcilleĢtirmiĢler bu uzak yerlere göç etmelerini kolaylaĢtırmıĢtır. 

ü  Ata binmek için pantolon giymiĢlerdir. 

 

o    Türkler teĢkilatçı bir yapıya sahip olduklarından yıkılan bir devletin yerine hemen yenisini kurabiliyordu. Türklerin birçok devlet kurmalarında ve ayrı siyasal varlıklar altında yaĢamalarında bağımsız yaĢamaya düĢkün olmaları etkili olmuĢtur.

 

o    Ülke doğu-batı veya sağ-sol Ģeklinde ikiye ayrılarak yönetilirdi. Doğuda hükümdar, batıda ise yabgu ünvanı verilen hanedan üyelerinden biri otururdu. Bu uygulanan yönetim Ģekline ikili yönetim denir.

 

o    Türklerin dıĢ politikasının esasını Ġpek Yolu'na egemen olmak düĢüncesi oluĢturmuĢtur. Türkler ticareti geliĢtirmek için komĢularıyla anlaĢmalar yapmıĢlar, yabancı tüccarlara kolaylıklar sağlamıĢlar ve ticaret yollarının güvenliği için seferler düzenlemiĢlerdir.

 

En ünlü Türk destanları Ģunlardır:

Büyük Hun Devleti - Oğuz Kağan Destanı  

Köktürk Devleti - Ergenekon ve Bozkurt Destanı  

Uygur Devleti - TüreyiĢ ve Göç Destanı  Kırgızlar - Manas Destanı (en uzun Türk destanıdır)  ġu (Saka) -Alper Tunga 

 

 

 

 

GÖÇEBE HAYAT    

   YERLEġĠK HAYAT 

Çadırlarda yaĢarlar 

  Evlerde yaĢarlar. 

Hayvancılık           

  Tarım ve ticaret 

TaĢınabilir eĢya     

  TaĢınamaz eĢya 

SavaĢçıdırlar         

  SavaĢçılık geliĢmemiĢ 

Kalıcı eser yoktur   

  Kalıcı eser vardır. 

Hunlar, Göktürkler 

  Ġlk defa Uygurlar 

§  Ġlk Türk Devletlerinde yeni doğan bir çocuğa kahramanlık göstermeden ad konmazdı.

§  Ölüler Yuğ adı verilen cenaze törenleri ile, Kurgan denilen mezarlara gömülürdü.

§  Eski Türklerde dini törenleri yöneten kiĢiye Kam denilirdi.

§  Mezarların baĢına o kiĢinin öldürdüğü düĢman sayısı kadar “Balbal” denilen taĢlar dikilirdi

§  ġiirini, aĢk, doğa, kahramanlık gibi konularda, sazıyla birlikte söyleyen Ģairlere Ġslâm’dan önce ozan, kam, Ģaman denilirken, Ġslâm’ın kabulünden sonra “aĢık” ya da “saz Ģairi” denmiĢtir. 

§  Ġlk Türklerin hayatında müzik önemli yer tutardı. Kopuz en önemli müzik aletiydi.

§  Ergenekon destanında Türklerin Ergenekon denilen yerden demirden dağı eriterek çıktıklarını anlatan Nevruz bahar bayramıdır. Bayramın kutlandığı ay ilk Türk devletlerinde yılın ilk ayıdır “yeni gün” anlamına gelmektedir. Ġlk Türklerden itibaren Selçuklular ve Osmanlılar dönemlerinde kutlanan Nevruz günümüzde de kutlanmaktadır. 

 

ĠSLAMĠYET’ĠN DOĞUġU VE DEĞĠġĠM

 

ü  Hz. Muhammed 571 yılında Mekke’de dünyaya geldi. Bu dönemde Mısır, Suriye, Anadolu ve Doğu Avrupa’da Doğu Roma(Bizans) Ġmparatorluğu,

Ġran’da Sasani Ġmparatorluğu, Türklerin çoğunlukla yaĢadığı Orta Asya’da Kök Türk Devleti bulunuyordu. Arap Yarımadası’nda ise birliği sağlayan güçlü bir devlet yoktu.

 

ü  Ġslamiyet’ten önce Arap Yarımadası’nda Cahiliye Dönemi diye adlandırılan bir dönem yaĢanıyordu. Bu döneme Cahiliye Dönemi denmesinin nedeni o bölgede yaĢayan insanların medeni açıdan geri kalmaları ve toplumsal ahlak anlayıĢının çökmüĢ olmasıdır.

 

Cahiliye Dönemi’nde Arap Yarımadası’nın dinî, kültürel, ekonomik, hukuki ve siyasi durumu Ģöyleydi:

 


Dini: Araplar kendi yaptıkları putlara taparlardı. Putperestlik yaygındı. Mekke Ģehrinde bulunan kutsal kabul ettikleri Kabe’de önemli putları bulunurdu.

 

Sosyal ve Ekonomik: Kadını önemsemeyen Araplar arasında kız çocuklarını diri diri toprağa gömenler olurdu. Kadınlara miras verilmezdi. Ġnsanların bir kısmı köle olarak çalıĢtırılırdı. Her türlü kötü davranıĢ yaygındı. Can ve mal güvenliği yoktu. Bir kiĢinin iĢlediği suçtan dolayı tüm soyu sorumlu tutulurdu.

Mekke ve çevresinde ticaret geliĢmiĢti. Medine ve Taif tarım yapılan merkezlerdi.

AlıĢveriĢte faizcilik yaygındı. 

 

Kültürel: Okuma yazma çok yaygın değildi. Mekke’de ticari amaçla yapılan panayırlarda Ģiir yarıĢmaları düzenlerlerdi. 

 

Siyasi: Ġslamiyet’ten önce Arap Yarımadası’nda çeĢitli devletler kurulmuĢ ama birlik sağlanamamıĢtı. Kabilelere bölünmüĢ Araplar arasında sürekli devam eden kan davaları yaygındı.

 

Aralarında Hz. Muhammed’in de bulunduğu Mekke’nin ileri gelenleri Hilfu’l-Fudûl (Erdemliler Topluluğu) adı verilen bir topluluk oluĢturdu. Bu topluluk Mekke’de zulme uğramıĢ mazlumlara yardım etme ve zalimlerle mücadele etme kararı aldı.

 

Ø  Hz. Muhammed’e ilk vahiy Hira mağarasında 610 yılında gönderildi.

Ø  Hz. Muhammed’e peygamberlik geldikten sonra ona ilk inananlar Hz. Hatice, Hz. Ebubekir, Hz. Ali ve Hz. Zeyd oldu. Hz. Peygamberin sohbetine katılıp ona inanan sahâbe adı verilen kiĢilerin Müslüman olmalarında yeni dinin zulme, adaletsizliğe, haksızlığa ve akla gelebilecek her türlü kötülüğe karĢı durması etkili oldu.

 

Ø  Ġslamiyet’e karĢı olan Mekkeliler bu yeni dinin yayılmasına tepki gösterdiler. Müslümanlara baskı ve Ģiddet uygulamaya baĢladılar. Zor durumda kalan Müslümanlar, Mekke’den Medine’ye göç etmek durumunda kaldılar.

Ø  Ġslam Tarihi’nde 622 yılında Mekke’den Medine’ye yapılan bu göç hareketine Hicret adı verilir. Hicretin ardından Müslümanlar siyasi olarak güçlenmeye baĢladılar.

 

Medine SözleĢmesi’nin bazı maddeleri Ģunlardır:

ü  Müslüman ve Yahudi topluluklar barıĢ içerisinde yaĢayacaklardır.

ü  Medine’nin savunması birlikte yapılacaktır.

ü  Yahudiler dinlerini yaĢamakta serbest olacaktır.

ü  Müslümanlar ve Yahudiler, kendileri dıĢında bir topluluk ile yaĢanacak anlaĢmazlıkta birbirlerinin yanında yer alacaktır.

ü  Yahudiler ve Müslümanlar arasında yaĢanabilecek anlaĢmazlıklarda Hz.

Muhammed hakem olarak kabul edilecektir.

Mekke’den Medine’ye göç eden Müslümanlara muhacir, Hz. Muhammed’i ve muhacirleri yurtlarında barındırarak onlara büyük yardımlarda bulunan Medineli Müslümanlara da ensar denildi. Muhacir ve ensar kardeĢliği tüm Ġslam toplumlarına örnek oldu.

 

Ø Hz. Peygamber Müslüman, Yahudi ve Medineli putperestleri bir araya getirerek Medine SözleĢmesi’ni yaptı. Bu sözleĢme, ahlak ve adalet ilkeleri açısından oldukça önemlidir.

 

 

Hz. Muhammed’in Mekke'den Medine'ye hicretinden sonra gerçekleĢtirdiği ilk faaliyetlerden biri Mescidi Nebevî’nin inĢasıdır. Hz. Muhammed’in de yapımında çalıĢtığı mescit, ensar ve muhacirlerin kaynaĢması için iyi bir fırsat oldu. Mescidin yanına öğrencilerin kalması ve eğitim görmeleri için odalar (suffe) yapıldı. Mescidin bazı odaları da yoksul muhacirler için ayrıldı.

 

Mekkelilerle Müslümanlar arasında yapılan savaĢlar

 

Bedir SavaĢı: Mekkeli müĢrikler ile Müslümanlar ilk olarak 624 yılında Bedir SavaĢı’nda karĢı karĢıya geldiler. SavaĢı Müslümanlar kazandı. SavaĢ sonunda esir olan Mekkeli müĢriklerden okuma-yazma bilenler, on Müslüman’a okuma-yazma öğretmeleri Ģartıyla serbest bırakıldı. Bu durum Ġslam’ın eğitime verdiği önemi gösterir.

 

Uhud SavaĢı: Mekkeliler ile Müslümanlar arasında 625 yılında yapılan Uhud SavaĢı’nda Hz. Muhammed yaralandı. Amcası Hz. Hamza Ģehit oldu. Uhud Dağı yakınındaki tepeye yerleĢtirilen okçuların mevzilerini terk etmeleri nedeniyle Müslümanlar savaĢı kaybetti.

 

Hendek SavaĢı: 627 yılında Müslümanlar ile Mekkeliler arasında yapılan


Hendek SavaĢı’nı Müslümanlar kazandı. Bu savaĢ Mekkelilerin Müslümanlar üzerine düzenlediği son sefer oldu. Bu savaĢtan sonra Mekkeli müĢrikler Müslümanlara saldırmaya bir daha cesaret edemediler, savunmaya çekildiler.

 

Hudeybiye AntlaĢması: 628 yılında Müslümanların Kâbe’yi ziyaret etmek istemesi üzerine Mekkeliler ile Müslümanlar arasında bir gerginlik yaĢandı. Yapılan görüĢmelerin ardından Hudeybiye AntlaĢması ile sorun çözüldü. Bu antlaĢma ile Mekkeliler, Müslümanları bir devlet olarak resmen tanımıĢ oldu. 

 

Mekke’nin Fethi: Mekkelilerin Hudeybiye AntlaĢması’nın Ģartlarını bozmaları üzerine Ġslam ordusu 630 yılında Mekke’yi fethetti. Hz. Peygamber Kâbe’yi putlardan temizledi.

 

Veda Haccı/Hutbesi: Hz. Muhammed son haccında Müslümanlara Veda

Hutbesi ile seslenmiĢtir. Bu hutbede Cahiliye adetlerinin kaldırıldığını açık bir Ģekilde söylemiĢtir. Veda Hutbesi’nden sonra vefat etmiĢtir (632).

 

10 Aralık 1948’de kabul edilen Ġnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde yer alan

yaĢama hakkı, eĢitlik, özgürlük ve adalet kavramları 1400 yıl önce Veda Hutbesi’nde vurgulanmıĢtır.

 

DÖRT HALĠFE DÖNEMĠ

 

Ø Ġslam tarihinde Hz. Muhammed’in vefatından sonra Dört Halife Dönemi baĢlamıĢtır. Dört halife Müslümanların ileri gelenlerinin seçimiyle belirlenmiĢtir.

Bu nedenle bu dönem bir tür cumhuriyet dönemi sayılır.

 

Hz. Ebubekir: 

       Peygamberimizin vefatının ardından yönetime gelen ilk halifedir.

       Bu dönemde iç karıĢıklıklar bastırılmıĢ, devletin parçalanması önlenmiĢtir.

       SavaĢlarda pek çok hafızın Ģehit olması nedeniyleKur’an-ı Kerim kitap hâline getirilmiĢtir.

 

Hz. Ömer

       Dört Halife Dönemi içinde fetihlerin en çok yapıldığı dönemdir. Kudüs, SuriyeFilistin, Ġran bu dönemde fethedilmiĢtir.

       Sınırlar geniĢleyip nüfus arttığı için siyasi, hukuki, sosyal alanlarda düzenlemeler yapılmıĢtır.

       Peygamberimizin hicretini baĢlangıç kabul eden Hicri Takvim bu dönemde hazırlanmıĢtır.

Hz. Osman: 

       Bu dönemde fetihlere devam edilmiĢtir.

       Ġlk Ġslam donanmasıoluĢturulmuĢtur.

       Kıbrıs fethedilmiĢtir.

       Kur’an-ı Kerim çoğaltılmıĢtır.

 

Hz. Ali: 

       Devletin merkezi Medine'den Kufe’ye taĢınmıĢtır.

       Ġslam toplumunda iç savaĢların çıktığı dönem olmuĢtur.  

       Hz. Ali’nin Ģehit edilmesiyle Dört Halife Dönemi sona ermiĢtir.

 

EMEVĠLER 

ü  Dört Halife Dönemi’nden sonra merkezi ġam olmak üzere Emevi Devleti kuruldu (661-750). 

ü  Bu dönemde Muaviye’nin, oğlu Yezid’i veliaht tayin etmesi ile halifelik saltanata dönüĢtü. 

ü  Emeviler fetih politikasına ağırlık verdi. Bu fetihler ile Ġslamiyet Orta Asya’da (Türkistan) yayılmaya baĢladı. Kuzey Afrika’nın fethi tamamlanırken Müslümanlar Avrupa’da Ġspanya’yı fethetti.

ü  Emeviler Arap olmayan Müslümanlara karĢı ırkçı bir yaklaĢım içinde oldular. Bu politikaları Ġslamiyet’in yayılıĢını yavaĢlatırken Emevi iktidarının yıkılıĢını hızlandırdı. Abbasiler Emevilerin yönetimine son verdi.

 

Ø Emevi Devleti yıkıldıktan sonra Ġspanya’da Endülüs Emevi Devleti kuruldu (756-1031). Endülüs Emevileri, Avrupa’yı eğitim, bilim ve teknoloji alanlarında etkiledi.

 

ABBASĠLER

 

o    Emevi hanedanlığına son veren Abbasiler 750 yılında Bağdat merkezli bir devlet kurdular. 

o    Abbasiler döneminde ırkçı tutumlardan vazgeçildi. EĢitlik ve adalete önem verildi. Bu durum Ġslamiyet’in diğer milletler arasında daha hızlı yayılmasında etkili oldu. 

 

o    Harun ReĢid döneminde ziraat, ticaret, bilim ve eğitim düzeyi arttı. Bağdat, Doğu’nun büyük ve önemli bilim ve ticaret merkezlerinden biri hâline geldi.

Ġslam kültür ve medeniyeti bu dönemde çok büyük ilerlemeler kaydetti.


 

o    Abbasiler, 751’de Talas SavaĢı’nda Türklerle ittifak yaparak Çinlileri mağlup

etti. Bu dönemden sonra Türklerin Ġslamiyet’e girmesi hızlandı. Abbasilerin uyguladığı eĢitlik ve adalet politikası gereği Türklere devlet içinde görevler verildi. Abbasi halifeleri, Türklere önemli görevler vermelerinin yanında onlara çok güvendi. Türkler için Bağdat’ın kuzeyinde Samarra Ģehri kuruldu.

 

ÖNEMLĠ NOTLAR

 

ü  Hicret, hicri takvime baĢlangıç olarak kabul edildi.

ü  Bedir SavaĢı Müslümanların Mekkelilere karĢı kazandığı ilk zaferdir.  

ü  Bedir SavaĢı’na elde edilen esirlerin okuma-yazma karĢılığında serbest bırakılması, Ġslamiyet'in eğitime verdiği önemi gösterir.

ü  Uhud SavaĢı Müslümanların Mekkeli müĢrikler karĢısında aldıkları ilk ve tek yenilgidir.

ü  Hudeybiye AntlaĢması ile; Mekkeliler, Müslümanları hukuken tanımıĢ oldular.

 

Gaza (Gazve): Hz Muhammed'in bizzat katıldığı savaĢlara denir. 

Seriye: Hz Muhammed'in katılmadığı savaĢlara denir. 

 

 

ü  Dört halife döneminde halifeler seçimle iĢ baĢına geldikleri için, bu döneme Cumhuriyet Dönemi denilmektedir.

ü  Hz. Ebubekir döneminde Kuranı Kerim kitap haline getirilmiĢtir.

ü  Hz. Ömer döneminde fethedilen topraklar adı verilen yönetim birimlerine ayrılmıĢtır. Bu illere valiler tayin edilmiĢtir. Düzenli ordu ve ordugâhlar kurulmuĢtur. Mali ve askeri amaçlı divan örgütü kurulmuĢtur. Devlet hazinesi kurulmuĢtur. Adli teĢkilat kurularak illere kadılar tayin edildi. Ġkta sistemi uygulanmaya baĢlamıĢtır. Hicri takvim kullanılmaya baĢlandı. 

 

ü  Hz. Osman döneminde; Ġslam devletinin ilk donanması bu dönemde kuruldu. Kur'an-ı Kerim çoğaltılarak önemli merkezlere gönderildi. 

 

ü  Emeviler döneminde; Halifeliği saltanata (babadan oğula geçen sistem) dönüĢtürdüler. Ġstanbul ilk defa Müslümanlar tarafından kuĢatıldı. Hz Hüseyin'in Ģehit edildiği Kerbela Olayı yaĢandı. Emeviler ilk Arap parasını bastılar. Arapçayı resmi dil olarak kullandılar. 

 

Ø Emeviler Arap milliyetçiliği yapmıĢ ve Arapları üstün tutan bir politika izlemiĢlerdir. Emevilerin bu politikası Türklerin Müslüman olmasını geciktirmiĢtir. 

 

ü Abbasiler döneminde; 751 yılında Çinlilerle Talas SavaĢı yapıldı.  Harun ReĢit Dönemi Abbasilerin en parlak dönemi oldu.  Bizans sınırlarında Avasım denilen Türk ordugâhları kurdurdu. Abbasiler Türk askerleri ve aileleri için Irak’ta Samarra kentini kurdular. Bu dönemde birçok Türk, Abbasilerde önemli görevlere geldi. 

 

ĠSLAMĠYET VE TÜRKLER

 

Türklerin geniĢ bir coğrafyada yaĢamaları ve farklı dinlerle temas hâlinde olmaları, çeĢitli din ve inançları benimsemelerinde etkili olmuĢtur.

Ø  Ġslamiyet’ten önce Türkler Gök Tanrı, Budizm, ġamanizm, ZerdüĢtlük, Manihaizm ve Hristiyanlık gibi din ve inançları kabul etmiĢlerdir. Bunlar içinde en yaygın olanı Gök Tanrı inancıydı. Bu inanç sisteminde dinî törenleri “ġaman” adı verilen kiĢiler yönetmiĢtir.

 

Ø  Türklerin Müslüman Araplarla ilk temasları Hz. Ömer zamanında gerçekleĢtirilen fetihlerle baĢladı. 

Ø  Türkler arasında Ġslamiyet’in yayılmasının gecikmesinde Emevi idarecilerinin kendilerinden olmayan Müslümanları önemsememeleri etkili oldu.

Ø  Abbasiler Dönemi’nde uygulanan eĢitlik ve adalet politikalarının etkisiyle Türkler kısa zamanda ve kalabalık gruplar hâlinde Ġslamiyet’i kabul ettiler.

 

Türklerin Ġslamiyet’i kabul etmelerinde etkili olan faktörler

 

       751 yılında Araplarla Çinliler arasında yapılan Talas SavaĢı, Türklerin Ġslamiyet’i kabul etmesindeki etkenlerden biridir. Türklerin Arapları desteklediği bu savaĢ sonrasında Türklere Abbasi sarayında önemli görevler verilmiĢtir.

       Ticaret amacıyla Ġslam beldelerine giden Türk tüccarlar, Müslümanları ve Ġslam dinini tanıma fırsatı buldular.

       Türkistan’a gelen Müslüman tüccarların dürüstlükleri Türklerin Ġslamiyet’e olan ilgisini arttırmıĢtır.

       Orta Asya’daki medreselerde yetiĢen derviĢler, ticaret kervanlarına karıĢarak görüĢtükleri insanlara Ġslamiyet’in esaslarını anlatıp öğrettiler. Türklerin ata veya baba adını verdiği bu derviĢlerin faaliyetleri neticesinde 10. yüzyılda Türkler artık Ġslamiyet’i kabul etmeye baĢladılar.

      


Türklerin Ġslamiyet'i kabul etmelerinde Gök Tanrı inancında Ġslamiyet’e benzer yönlerin (ölümden sonra hayat, cennet ve cehennem anlayıĢı gibi) bulunması Türklerin Müslüman olmalarını kolaylaĢtırmıĢtır.

 

Ø Türklerin Ġslamiyet’i kabul etmeleri siyasi alanda birtakım değiĢiklikleri de beraberinde getirmiĢtir. 9. yüzyıldan itibaren Müslüman Türk devletleri tarih sahnesinde kendilerini göstermeye baĢladılar.

 

KARAHANLILAR (840-1212): 

§  Orta Asya’daki ilk Müslüman Türk devletidir. 

§  BaĢkenti Balasagun’dur. Bilinen ilk hükümdarı Bilge Kül Kadir Han'dır. 

§  Satuk Buğra Hanzamanında Ġslamiyet’i resmî din olarak kabul etmiĢlerdir.

§  Taht kavgaları nedeniyle 1040 yılında Doğu ve Batı Karahanlılar olmak üzere ikiye ayrılan devlet bir süre sonra yıkılmıĢtır.

 

GAZNELĠLER (963-1186): 

§  Alp Tegin tarafından Horasan, Afganistan ve Kuzey Hindistan’da kurulan Müslüman Türk devletidir. BaĢkenti Gazne’dir. 

§  Gazneli Mahmud, Abbasi Halifesi adına hutbe okutmuĢ ve devlete en parlak dönemini yaĢatmıĢtır. 

§  Türk hükümdarları arasında “sultan” unvanını ilk kullanan Gazneli Mahmud’dur. Hindistan’a 17 sefer düzenleyerek bölgede Ġslamiyet’in yayılmasını sağlamıĢtır. 

§  Bilime önem vererek bilim adamlarını desteklemiĢtir.

§  Gazneli Sultanı Mesud, 1040 yılında Selçuklularla yaptığı Dandanakan SavaĢı’nda yenilmiĢ, bu savaĢ sonrasında Gazneli Devleti zayıflama sürecine girmiĢ ve 1186 yılında yıkılmıĢtır.

 

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETĠ (1040-1157): 

       Oğuzların Kınık boyuna mensup olan Selçuklu Devleti, adını Selçuk Bey’den almıĢtır. 

       Selçuklular, Tuğrul Bey döneminde Gazneliler ile yapılan Dandanakan SavaĢı’nı kazanılmasıyla devletin kuruluĢu tamamlanmıĢtır.

       Tuğrul Bey, Selçuklu Devleti'nin sınırlarını geniĢletmek için halkına Anadolu'yu hedef göstermiĢtir. 

 

       Büyük Selçuklular Bizans Ġmparatorluğu'nu Pasinler SavaĢı'nda yenmiĢtir (1048). Bu savaĢ Selçuklu Türkleri ile Bizans arasında yapılan ilk önemli savaĢtır. 

       Halifelik makamına ve Bağdat Ģehrine hizmetinden dolayı Tuğrul Bey’e kılıç kuĢatan halife, ona “Doğu’nun ve Batı’nın Sultanı” unvanını vermiĢtir.

 

       Tuğrul Bey’den sonra yerine geçen Alparslan döneminde Selçukluların Anadolu yönünde fetihleri devam etmiĢtir. Bizans ile 1071 yılında yapılan Malazgirt SavaĢı’nı Selçuklular kazanmıĢtır.

       Selçuklular en parlak dönemini MelikĢah devrinde yaĢamıĢtır. Bu dönemde sınırlar geniĢlemiĢtir. Vezir Nizamülmülk’ün katkısı ile medreseler açılmıĢtır.

       MelikĢah’ın ölümünden sonra oğulları arasında taht kavgaları baĢlamıĢtır.

Karahitaylar ile yapılan Katvan SavaĢı’nı Selçuklular kaybetmiĢtir (1141).

Sultan Sencer’in ölümüyle devlet yıkılmıĢtır.

Ø  Türkler, sadece yeni bir dini kabul etmekle kalmamıĢlar, Ġslamiyet’in yayılması ve geliĢmesi için de gayret etmiĢlerdir.

Ø  Türkler, Ġslam dinine geçtikten sonra bu dinin özelliklerini benimsemiĢler ancak Ġslamiyet ile çeliĢmeyen kendi örf, âdet ve geleneklerinin birçoğunu devam ettirmiĢlerdir. 

Ø  Türklerin Ġslamiyet’i kabulü ile edebiyat, sanat, mimari anlayıĢında değiĢimler yaĢanmıĢtır. Ġslamiyet’ten etkilenen ve Ġslamiyet ile zenginleĢen bir Türk-Ġslam medeniyeti doğmuĢtur.

 

Türklerin Ġslamiyet’i kabulü ile birlikte yönetim alanında da bazı değiĢiklikler olmuĢtur. Bu değiĢiklikler Ģunlardır:

 

ü  Ġslam öncesinde görülen kurultay, divan adı verilen bir meclise dönüĢtü.

ü  Hükümdarlar halife tarafından onaylanmaya baĢlandı.

ü  Halife adına hutbe okutulmaya baĢlandı.

ü  Paraların üzerine halifenin ismi yazıldı.

ü  Hükümdarlar Ġslami isim ve unvanlar aldılar.

ü  Ġlk Türk-Ġslam devletlerinde yöneticilerin kendi adlarına hutbe okutmaları bağımsızlığın bir göstergesi olarak kabul edildi. Bu anlayıĢ sonraki Türk-Ġslam devletlerinde de devam etti.

ü  Bağımsızlığına son derece düĢkün olan Türkler, Ġslam öncesi dönemde cihan hâkimiyeti düĢüncesine sahip idi. Bu düĢünce, Ġslamiyet’in kabul edilmesinden sonra cihat anlayıĢı ile yaĢamaya devam etti. Karahanlıların, Gaznelilerin ve Selçukluların gayrimüslimlerle mücadelesinde bu anlayıĢ etkili oldu.

ü  YerleĢik hayatın yaygınlaĢmasıyla birlikte köylerde tarım ve hayvancılık, Ģehirlerde el sanatları ve ticaret geliĢti. Daha önce Birlikte Daha Güçlüyüz baĢlığı altında gördüğümüz sivil toplum kuruluĢlarının ve sosyal yardımlaĢma kurumlarının temeli olan vakıflar açılmıĢtır.


Ø Karahanlılar Dönemi’nde kültürel alanda önemli çalıĢmalar olmuĢtur. Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig, KaĢgarlı Mahmud’un Dîvânü lugāti’t-Türk adlı eserleri bu döneme aittir.

 

Kutadgu Bilig

Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig (Mutluluk Veren Bilgi) adlı kitabı, Türk-Ġslam

Edebiyatı’na ait önemli eserlerdendir. Yazar, eserini 1070’te Karahanlı Hükümdarı Uluğ Kara Buğra Han'a sunmuĢtur. Bu eser ideal devlet idaresini öğretmek amacıyla yazılmıĢtır. Eserde dünya ve ahiret mutluluğu için nasıl bir yaĢam sürülmesi gerektiği hakkında bilgi verilmiĢtir.

 

Dîvânü Lugāti’t-Türk

KaĢgarlı Mahmudtarafından Abbasi halifesine sunulan Dîvânü Lugāti’t-Türk, Araplara Türk dilini öğretmek amacıyla yazılmıĢ önemli bir eserdir. Kitapta çeĢitli Türk topluluklarının lehçelerinden örnekler verilmiĢtir. Türklerin yaĢadığı coğrafyaya, ekonomisine, sosyal hayatına ve inançlarına ait önemli bilgiler içerir. Ayrıca Türk dünyasını gösteren bir harita bulunur.

 

Ø Edib Ahmet Yüknekî’nin Atabetü’l Hakâyık’ı ve Hoca Ahmed Yesevi’nin Divân-ı Hikmet’i Karahanlılar Dönemi’nin diğer önemli eserleridir.

 

ü  Karahanlılar Dönemi’nde Uygur ve Arap alfabeleri kullanılmıĢ, Türk-Ġslam edebiyatı oluĢmuĢtur. Kur’an-ı Kerim Türkçeye çevrilmiĢtir. Sözlü kültürden yazılı kültüre, konargöçer yaĢam tarzından yerleĢik toplum düzenine geçiĢin hızlandığı bir dönem olmuĢtur.

 

ü  Gazneliler ve Selçuklular Dönemi’nde Arap alfabesi kullanılmıĢtır. Sarayda ve orduda Türkçe konuĢulsa da devletin resmî yazıĢmalarında, bilim ve edebiyat alanında Farsça ve Arapça kullanılmıĢtır. Bunun sonucunda Arapça, Farsça ve Türkçe birbirlerini etkilemiĢtir.

 

ü  Ġlk Müslüman Türk devletlerinde Ġslamiyet’in yayılmasıyla birlikte cami, medrese, türbe yapımı da baĢlamıĢtır.

ü  Ticaret yolları üzerinde kervanların konaklayabilecekleri kervansaraylar yapılmıĢtır. Bu mimari değiĢim aynı zamanda ĢehirleĢmeye katkı sağlamıĢtır.

Sultan Mahmud ve Mesud çarĢılar, köprüler, su kemerleri yaptırmıĢlardır.

 

ü  Medreseler, Türk-Ġslam devletlerinin baĢlıca eğitim ve bilim kurumlarıydı.

Karahanlılar ilk Türk medreselerini inĢa etmiĢlerdir.

Ø

MelikĢah’ın emri üzerine Nizamülmülk tarafından yazılan Siyasetname adlı eser dönemin önemli kaynaklarındandır. Eserde Nizamülmülk’e göre en iyi devlet düzeninin nasıl olabileceği, baĢarılı bir hükümdarın neler yapması gerektiği anlatılmaktadır.

Ø

Talas SavaĢı ile;

§

Orta Asya’nın Çin hakimiyetine girmesi önlendi.

§

Türkler Müslüman olmaya baĢladı.  

§

Kağıt, matbaa, barut, pusula gibi buluĢlar Müslümanlar tarafından öğrenildi.

§

Talas SavaĢı Türk-Ġslam tarihinin baĢlangıcıdır. 

ü  Medreselerde tıp, matematik, astronomi vb. bilim dallarında eğitim verilmiĢ ve birçok bilim insanı yetiĢmiĢtir. Gazneli Mahmud bilim insanlarına ve sanatçılara değer vermiĢtir. Bu bilim insanlarından biri de Biruni’dir.

 

ü  Selçuklu Sultanı Alparslan ve MelikĢah Dönemi’nde vezirlik yapan

Nizamülmülk’ün çalıĢmalarıyla Nizamiye Medreseleri kurulmuĢtur. Bu medreseler planları, teĢkilatları ve müfredatlarıyla tarihte önemli bir yer tutar. Daha önceki medreseler özel kuruluĢlar olduğu hâlde, Nizamiye Medreseleri devlet himayesinde ortaya çıkmıĢtır.

 

 

 

Karahanlılar

       Ġslamiyeti kabul eden ilk Türk devletidir.

       Karahanlılar, Ġslamiyeti kabul etmekle birlikte Türklük bilincini kaybetmediler ve millî benliklerini korudular. 

       Türkçeyi resmî dil olarak kabul ederek, Türkçenin geliĢmesine katkıda bulundular.  

       Türk - Ġslam kültürünün temellerini atarak, bu alanda ilk yazılı eserleri verdiler. 

 

Divan-ı Lügat’it Türk (Büyük Türkçe Sözlük): KaĢgarlı Mahmut tarafından yazılmıĢtır. Amacı Türkçenin Arapçadan zengin bir dil olduğunu anlatmak ve Türkçeyi öğretmek için yazmıĢtır. 

 

Kutadgu Bilig (Mutluluk Bilgisi): Yusuf Has Hacip tarafından yazmıĢtır. Bu öğüt ve ahlak konusunda bilgiler verir. Ġnsanların iyi olması için neler yapması gerektiğini anlatır. 

 


 

Gazneliler  

       Egemenlikleri altına aldıkları bölgede farklı milletlerin bulunması Gaznelilerin yıkılmasında etkili oldu. 

       Arapların ve Ġranlıların etkisinde kaldılar. Resmî yazıĢmalarda Arapçayı, sarayda Türkçeyi, edebiyat dili olarak Farsçayı kullandılar. 

       Çok uluslu yapıya sahip oldukları için millî birliği sağlayamadılar. 

 

YENĠ YURT ANADOLU

 

Selçukluların Anadolu’ya yerleĢmek istemelerinin nedenleri

       Yeni bir yurt arama ihtiyacı

       Bağımsız yaĢama isteği

       YaĢadıkları bölgede hayvanları için yeterli otlakların olmaması

       Anadolu’nun hayvanları için gerekli otlak ve çayırlara sahip olması 

       Güçlü devletler (Gazneliler ve Karahanlılar) arasında kalmaları

       Doğudan gelen göçlerle nüfusun artması 

       Anadolu’da kendilerine karĢı koyacak güçlü bir devletin olmaması 

 

§  Dandanakan SavaĢı (1040) ile kurulan Büyük Selçuklu Devleti,

Türkmenlerin yurt bulmak amacıyla sığındığı bir ülke hâline geldi. Tuğrul Bey, kardeĢi Çağrı Bey’in yaptığı keĢif seferleri ile Anadolu hakkında bilgi sahibi oldu. Türkmenlere yeni yurt bulmak amacıyla komutanlarını Anadolu’nun fethi için görevlendirdi.

 

§  Erzurum taraflarında fetihler yapan Selçuklu askerleri 1048’de Pasinler Ovası’nda Bizans ordusu ile karĢılaĢtı. Selçuklular, yapılan savaĢı kazanarak Bizans’a karĢı ilk büyük zaferini elde etti.

 

§  Tuğrul Bey’in ölümü ile Büyük Selçukluların baĢına Alparslan geçti. 1064 yılında Kars’ta bulunan ve kalın surlarından dolayı alınamaz diye ifade edilen Ani Kalesi fethedildi. Bu olay Anadolu’nun fethi için ümitleri artırdı.

 

§  Bizans Ġmparatoru Romen Diyojen Türkleri Anadolu’dan atıp bütün Ġslam ülkelerini ele geçirmek için dönemin en güçlü ordularından birini oluĢturarak harekete geçti. Bu sırada Mısır Seferi’ne gitmekte olan Alparslan ise seferden vazgeçerek hızlıca Malazgirt’e yöneldi. Böylece 1071 yılında iki ordu Malazgirt Ovası’nda karĢılaĢtı. 

 

 

 

o SavaĢ sırasında Bizans ordusu içerisinde bulunan Oğuz, Peçenek gibi Türk boylarından askerlerin taraf değiĢtirmesi Selçuklu ordusuna avantaj sağladı. Selçuklu ordusunun “hilal taktiğini” baĢarıyla uygulaması savaĢın kazanılmasında etkili oldu. Malazgirt SavaĢı sonucunda:

ü  Anadolu’nun kapıları Türklere açıldı.

ü  Türkler Anadolu’ya yerleĢmeye baĢladılar.

ü  Anadolu’da Ġslamiyet hızla yayılmaya baĢladı.

ü  Anadolu’nun Türk yurdu olma süreci baĢladı.

ü  Ġlk Türk beylikleri dönemi baĢladı.

 

Alparslan, Malazgirt SavaĢından sonra komutanlarını Anadolu’nun fethedilmesi için görevlendirmiĢtir.

 

Anadolu’da Kurulan Ġlk Türk Beylikleri

 

Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu’da Türk Beylikleri Dönemi baĢlamıĢtır. Anadolu’ya gönderilen beyler, fethettikleri yerlere beraberlerinde getirdikleri boyları yerleĢtirerek burada beyliklerini kurmuĢlardır. 

Ø  Çaka Beyliği, Saltuklular, Mengücekliler, Artuklular, DaniĢmentliler bu beyliklerden bazılarıdır.  

Ø  Türk beylikleri fetihler yaparak Anadolu’nun Türklere yurt olmasına katkıda bulunmuĢlardır. Haçlılarla, Ermenilerle ve Gürcülerle mücadele ederek Anadolu’yu koruma görevini de üstlenmiĢlerdir. Ayrıca Anadolu’da Türk Ġslam sanatının önemli eserlerini meydana getirmiĢlerdir.

 

§  Tokat Niksar’da Anadolu’daki ilk medreselerden biri olan Yağıbasan Medresesi DaniĢmentliler’den kalmadır. 

 

§  Erzincan’ın Tercan’da bulunan Mama Hatun Külliyesi Saltuklular’dan kalmadır.

 

§  UNESCO tarafından dünya miras listesine alınan taĢ iĢlemeleri ile ünlü Sivas’taki Divriği Ulu Camii ve DarüĢĢifası Mengücekliler’den kalmadır.

 

§  Diyarbakır’da dünyanın en büyük taĢ kemerine sahip olan Malabadi Köprüsü Artuklular’dan kalmadır.

 

§  Türk tarihinde ilk donanma Çaka Bey tarafından kurulmuĢtur. Çaka Beyliği ilk denizci Türk Beyliğidir. 

 


TÜRKĠYE SELÇUKLU DEVLETĠ (1075-1308)

 

Ø Türkler fetih ve gaza amacıyla yeni vatanları Anadolu’ya kitleler hâlinde göç etmeye devam ediyorlardı. Bu amaçla gelenlerden biri de Süleyman ġah ve Oğuzların Kınık boyuydu. Bizans’ın zayıflıklarından yararlanan Süleyman ġah, Ġznik’e kadar geldi ve burayı baĢkent yaparak Türkiye Selçuklu Devleti’ni kurdu.(1075) Fethettiği yerlerdeki halka adaletle davranması Müslüman olmayan halkın da devlete bağlılığını artırdı. 

 

I. KILIÇ ARSLAN(1092-1107)

Batıdan gelen I. Haçlı Seferi’ne karĢı koymaya çalıĢtı. Anadolu Türk siyasi birliğini kurmak için mücadele etti. Çaka Beyliği’ne son verdi.

 

I. ĠZZETTĠN MESUD(1116-1155)

II. Haçlı Seferi’nde Haçlı ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Sultan Mesud Dönemi’ne kadar Anadolu, Romalılar ülkesi anlamına gelen Romania adıyla anılırdı.

Bu dönemle birlikte Anadolu Türkiye olarak anılmaya baĢladı.

 

II. KILIÇ ARSLAN(1155-1192)

DaniĢmendliler’in egemenliğine son vererek Anadolu’da Türk birliğini kurma yolunda büyük adım attı. Miryokefalon SavaĢı’nda Bizans’ı yenerek Anadolu’nun Türk yurdu olmasını kesinleĢtirdi. YaĢlılığı döneminde ülke topraklarını on bir çocuğu arasında paylaĢtırdı. Bu durum merkezî otoriteyi zayıflattı.

 

I. GIYASEDDĠN KEYHÜSREV (1192-1211)

2 kez tahta geçen I. Gıyasettin Keyhüsrev, Samsun’u Rum tehditlerinden kurtararak uluslararası Karadeniz ticaret yolunun güvenliğini sağladı.

Avrupa ve Mısır’dan gelen ticaret gemilerinin uğrak yeri olan Antalya’yı fethetti.

Böylece Selçuklular, Avrupalılarla ticari iliĢkilere girip anlaĢmalar yaptılar.

 

I. ĠZZEDDĠN KEYKAVUS (1211-1220)

Kıbrıs kralı ile ticari anlaĢmalar imzaladı. Deniz ticaretini daha da geliĢtirmek için Sinop’u fethetti. Böylece kendisine Galip Sultan unvanı verdi.

 

 

 

 

 

 

HAÇLI SEFERLERĠ (1096-1270)

 

Bizans, Anadolu’da Türklerin akınlarını bir türlü durduramıyordu. Türklerin ilerleyiĢi çok hızlı olduğu için Ġstanbul’un hatta Avrupa’nın güvenliği tehlikede idi. Bu durum sadece Bizans’ı olumsuz etkilemedi, Avrupa’daki diğer devletlerin de tedirgin olmasına sebep oldu. Bizans’ın Anadolu’daki Türk akınlarına karĢı Avrupalı devletlerle birlikte hareket etmesi gerekiyordu. Büyük bir ordu hazırlamak isteyen Bizans imparatoru, Katolik kilisesinin baĢında bulunan Papa II. Urban’dan yardım istedi. Böylece Avrupa’daki farklı milletlerden bir araya gelen haçlı ordusu oluĢturuldu. 

 

Ø Sekiz kez düzenlenen Haçlı Seferlerinden ilk dört sefer günümüz Türkiye sınırları üzerinden gerçekleĢtiği için Türkiye tarihi açısından önemlidir.

 

Bu seferlere katılanların elbiselerinin ve kalkanlarının üzerinde Haç iĢareti olduğu için bunlara Haçlı denilmiĢtir.

 

 

HAÇLI SEFERLERĠNĠN NEDENLERĠ

 

DĠNĠ 

1.  Hıristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs, Antakya ve Ġznik'in Müslümanlardan geri alınmak istenmesi.

2.  Papa tarafından kurulan Kluni Tarikatı'nın çalıĢmaları.

3.  Papanın, sefere katılanlara cennet vaat etmesi.

4.  Ġslâmiyet’in batıya yayılmasını engelleyerek Hristiyanlığı tekrar doğuya yayma düĢüncesi.

 

SĠYASĠ 

1.  Bizans'ın, Türklere karĢı Papadan yardım istemesi.

2.  Orta Doğu'da Hıristiyan devletler kurma düĢüncesi.

3.  ġövalyelerin ve asillerin macera arayıĢları.

4.  Kralların ve senyörlerin topraklarını geniĢletme düĢüncesi.

 

EKONOMĠK

1.             Avrupa'nın fakirliği karĢısında Ġslâm dünyasının zenginliği.

2.             ġövalyelerin ve asillerin zenginliklerini artırma düĢüncesi.

3.             Fakir Hıristiyan halkın bu seferlerle zengin olma düĢüncesi.

4.            


Müslümanların kontrolündeki Ġpek ve Baharat yollarının kontrolünü ele geçirme düĢüncesi.

Birinci Haçlı Seferi

Haçlıların en baĢarılı olduğu seferdir. Ġznik’i alan haçlılar EskiĢehir’de Selçuklularla yaptıkları meydan muharebesini kazanmıĢlardır. Kudüs, Urfa ve Antakya gibi kutsal kabul ettikleri yerleri almıĢlardır. Türkiye Selçuklu Devleti baĢkentini

Konya’ya taĢımıĢtır

 

Ġkinci Haçlı Seferi

Urfa’nın Müslümanlar tarafından geri alınması üzerine düzenlenmiĢtir. EskiĢehir civarında haçlılar zayıf atları ile ağır hareket ederken Türkler hafif silahlar ve çevik atlarla mücadele etmiĢtir. Sultan Mesud Haçlı ordusunu mağlup etmiĢtir.

 

Üçüncü Haçlı Seferi

Eyyübi Devleti Sultanı Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü alması üzerine düzenlenmiĢtir. Uluborlu ve AkĢehir’de yapılan mücadeleler sonucunda Haçlılar büyük kayıplar vermiĢlerdir. Daha sonra Konya’yı kuĢatan Haçlılar Kudüs’e doğru yönelmiĢler fakat baĢarılı olamamıĢlardır.

 

Dördüncü Haçlı Seferi

Selahaddin Eyyübi’nin ölmesi üzerine ortaya çıkan taht kavgalarından yararlanmak için düzenlenmiĢtir. Fakat Haçlılar Kudüs’ü geri almak yerine Ġstanbul’u iĢgal etmiĢlerdir

 

HAÇLI SEFERLERĠNĠN SONUÇLARI  

 

DĠNÎ

      Kilise ve din adamlarına olan güven ilk defa sarsıldı.

      Kilise ve papalık ilk defa güç kaybetmeye baĢladı.

 

SĠYASÎ

              Bu seferlerde pek çok derebeyin ölmesi üzerine derebeylik rejimi gücünü kaybetmeye, buna karĢılık merkezî krallıklar güçlenmeye baĢladı.

              Anadolu'daki Türk ilerleyiĢi bir süre durdu.

              Ġslâm dünyası Anadolu Selçukluları ve Eyyubiler etrafında toplandı.

              Bizans'ın ömrü uzadı.

 

EKONOMĠK, TEKNĠK, KÜLTÜREL

              Doğu-Batı arasındaki ticaret geliĢti.

              Akdeniz kıyısındaki limanların önemleri arttı.

              Anadolu, Suriye ve Filistin toprakları zarar gördü.

              Avrupalılar Ġslâm medeniyetini yakından tanıdılar.

              Barut, pusula, kâğıt, matbaa gibi teknik buluĢlar Avrupa'ya taĢındı. Bunlar Avrupa medeniyetinin geliĢmesini sağladı.

              Ticaret sonucunda Avrupa'da hayat standartları yükseldi. Ticaretle uğraĢan ve burjuva olarak adlandırılan toplum kesimi güçlendi.

 

Miryokefalon SavaĢı 

 

Türkiye Selçuklu Devleti’nin askerî hareketlerini durdurmak isteyen Bizans Ġmparatoru Manuel sefer hazırlıklarına baĢladı. II. Kılıç Arslan’ın barıĢ teklifini kabul etmeyen Manuel, 1176’da harekete geçti. II. Kılıç Arslan Miryokefalon

SavaĢı’nda Bizans ordusunu pusuya düĢürerek yendi. Bu zaferden sonra Bizans’ın Türkleri Anadolu’dan atma ümidi sona erdi. Anadolu’nun Türk yurdu olduğu kesinleĢti. Bizans Türkler karĢısında savunmaya çekilmek zorunda kaldı. 

 

       Türkiye Selçuklu Devleti, ilk Türk beyliklerinin topraklarını sınırları içine katarak Anadolu’da Türk birliğini sağladı. 

       Antalya, Sinop, Alanya, Suğdak(Kırım) gibi liman Ģehirlerinin alınmasıyla denizlere kıyısı olan güçlü bir devlet hâline geldi. 

       Bir taraftan da medrese, hamam, cami, kervansaray gibi yapılar inĢa ederek Anadolu’da imar faaliyetlerinde bulundular.

       Alâeddin Keykubad zamanında Türkiye Selçuklu Devleti en parlak dönemini yaĢadı. Fakat bu dönemde doğudan gelen Moğollar Türkiye Selçuklu Devleti için tehlikeli olmaya baĢladı.

 

Kösedağ SavaĢı (1243)

 

Alâeddin Keykubad döneminde Konya, Kayseri gibi Ģehirlerin etrafı Moğol tehdidine karĢı surlarla çevrilmiĢ, diğer Müslüman devletlerle birlikte hareket etmek için giriĢimlerde bulunulmuĢ ancak alınan tedbirler bu tehlikenin önlenmesinde yeterli olmamıĢtır. Alâeddin Keykubad’ın ölümü üzerine Moğolların Anadolu’daki tehditleri giderek artmıĢtır. 

 

§  Selçuklu ordusu ile Moğol ordusu Sivas yakınlarındaki Kösedağ mevkiinde karĢılaĢmıĢtır. Kösedağ SavaĢı’nı Moğollar kazanmıĢ ve sonucunda Anadolu’da merkezî otorite zayıflamıĢtır. 

§  Böylece Türkiye Selçuklu Devleti yıkılma sürecine girmiĢ ve Anadolu’da tekrar beylikler dönemi baĢlamıĢtır. 

§ 


Moğol baskısından kaçan Türkmenler Anadolu’nun batısına doğru giderek bölgedeki Türk nüfusunun artmasını sağlamıĢtır. 

TÜRKĠYE SELÇUKLU DEVLETĠ VE BEYLĠKLERĠN ANADOLU’NUN TÜRKLEġMESĠNE KATKILARI

 

ü  Türkiye Selçuklu Devleti ve Türk beylikleri hüküm sürdükleri yerlerde sosyal ve kültürel faaliyetlerde bulunmuĢlar, Anadolu’yu kısa zamanda imar ve iskân etmiĢlerdir.

 

ü  Türkiye Selçuklu Devleti ve Türk beylikleri Bizans’tan kalma Ģehirleri onararak Anadolu’yu bayındır hâle getirdiler. Bedesten, cami, kervansaray, köprü, han, hamam, darüĢĢifa, medrese, külliye ve imarethane gibi eserler yaparak halkın ihtiyaçlarını karĢılamak istediler. 

 

ü  Devlet ve vakıflar tarafından inĢa edilen bu yapılardan sadece Türkler faydalanmadı. Türklerle beraber Anadolu’da yaĢayan Gürcü, Ermeni, Rum gibi milletler de bu tesislerden faydalandı. KonuĢtuğu dile, inandığı dine bakılmaksızın tüm hastalar darüĢĢifalarda Ģifa buldu, imarethanelerde tüm açlar doyuruldu.

 

ü  Selçuklular ve Anadolu Türk beylikleri yaptığı mimari eserlerde Orta Asya Türk sanatını ve Ġslam sanat anlayıĢını birleĢtirerek kendilerine özgü bir sanat oluĢturdular. Daha çok geometrik Ģekillere, hayvan figürlerine, ayetlere ve çinilere yer verdiler. Bu dönemde yapılan Ġnce Minareli Medrese, Gök Medrese ve Divriği Ulu Camii gibi birçok eserde bu motifler yer almıĢtır.  

 

ü  Anadolu’nun TürkleĢme sürecinde yeni köyler, kasabalar ve Ģehirler kuruldu. Türkmen boyları, bu yerleĢimlerin çoğuna kendi isimlerini verdi. Anadolu coğrafyasına yerleĢmeye baĢlamalarından itibaren Anadolu’nun dağ ve nehirlerine Türkçe isimler verdiler. Boy adları günümüzde yerleĢim yerlerinin isimlerinde de kullanılmıĢtır. 

 

ü  Anadolu’ya yerleĢen Türkler kendilerine özgü bir Ģehir yapısı meydana getirdiler. Fethedilen Ģehirlerde öncelikle camiler yapıldı, Ģehre ilk gelenler bu cami etrafına yerleĢerek yeni mahalleler oluĢturdular. Bu camiler, zamanla Ģehirlerin sembolü hâline geldi. ġehrin büyümesiyle yeni mahalleler de aynı Ģekilde cami etraflarında yeni merkezler oldular. Bu merkezlerin birçoğunda cami etrafında pazar yerleri kuruldu. Camilerin ve zamanla oluĢturulan diğer sosyal yapıların giderleri vakıflar tarafından karĢılandı. Vakıflar, Ģehirlerin geliĢmesinde ve Anadolu’nun bayındır hâle gelmesinde önemli katkılar sağladı.

Anadolu’nun TürkleĢmesiyle vakıf ve vakıf eserlerinin sayısı zamanla arttı.

 

Ø  Moğol baskısından kaçarak halkla beraber Anadolu’ya göç eden bazı Ģeyh ve derviĢler, yeni yerleĢim birimlerinin oluĢmasında etkili oldular. Bu Ģeyh ve derviĢlerin bir kısmı Ahi Evran öncülüğünde Anadolu’da Ahilik TeĢkilatı kurdular. Ahi, Arapça kardeĢ anlamına gelmektedir. Ancak ahi kavramı Türklerde cömert, yiğit, kahraman anlamlarında da kullanıldı. Bir esnaf birliği olan ahiler yardımseverlikleriyle tanınmıĢlardır. Ahiler, halkın meslek edinerek kalkınmasında ve Türk varlığının Anadolu’da kalıcı olmasında önemli rol oynadılar.

 

Ø  Moğol baskısının Anadolu’da da arttığı dönemde Mevlâna Celâleddin-i Rumi, Hacı BektaĢ-ı Veli, Yunus Emre, Ahi Evran gibi gönül insanları ve düĢünürler halka destek oldular. Bu düĢünürlerin yaydığı öğretiler, halkın manevi açıdan güçlenmesini ve birliğini destekledi. 

 

 

ÖNEMLĠ NOTLAR

 

ü Anadolu’ya yerleĢme niyeti taĢıyan ilk Türk akınlarının amacı; Anadolu’yu tanıma, keĢfetme ve ganimet (ekonomik ve askeri kaynak) elde etmekti. Yapılan seferler sonucunda Anadolu’nun Türkler için yerleĢmeye elveriĢli bir toprak olduğu anlaĢılmıĢtır.

 

       Büyük Selçuklu Devleti, 1040 yılında Gazneliler ile yapılan Dandanakan SavaĢı sonunda resmen kurulmuĢtur. 

       Pasinler SavaĢı Büyük Selçuklular ile Bizanslılar arasındaki ilk savaĢtır ve Büyük Selçukluların Bizans’a karĢı kazandığı ilk zaferdir.

 

v Malazgirt SavaĢında, Bizans ordusunda paralı askerlik yapan Türk kökenli Oğuz (Uz) ve Peçenek Türklerinin, Selçukluların tarafına geçmesi savaĢı Türklerin/Selçukluların kazanmasında etkili olmuĢtur.  

 

Malazgirt SavaĢısonucunda;

ü  Anadolu'nun kapılarıTürklere açılmıĢ,

ü  Türkler Anadolu’ya yerleĢmeye baĢlamıĢ, 

ü  Anadolu'nun TürkleĢmesi ve ĠslamlaĢması baĢlamıĢ,  ü Bizans'ın savunma gücü kırılmıĢ, 

ü  Anadolu'da ilk Türk beylikleri kurulmuĢtur. 

 

§  Saltuklular, Anadolu’da kurulan ilk Türk beyliğidir.


 

§  DaniĢmentliler, Anadolu’da kurulan en güçlü Türk beyliğidir.

§  TokatYağıbasan Medresesi, Kayseri Ulu Camii, Niksar Ulu Camii DaniĢmentliler’den kalmadır. 

§  Yağıbasan Medresesi, Anadolu’da kurulan ilk medresedir ve tıp eğitimi verilen bir yerdir.

 

§  Dünyanın en büyük taĢ kemerli köprüsü olan Malabadi Köprüsü, Mardin

Ulu Cami, Harput Ulu Cami Artuklular’dan kalmadır

 

Çaka Bey, ilk Türk denizcisidir. Türk tarihindeilk donanma Çaka Bey tarafından kurulmuĢtur. Bu nedenle Çaka Bey tarihteki ilk Türk amirali olarak kabul edilmektedir.

 

v Türkiye Selçuklu Sultanlarının, Anadolu Türk Beyliklerini ele geçirmesi, Anadolu’da Türk siyasi birliğini sağlama amacına yöneliktir.

 

§  Kösedağ SavaĢı’ndan sonra Anadolu’da Moğol hâkimiyeti baĢladı. Türkiye Selçuklu Devleti yıkılma sürecine girdi.

§  Anadolu’da siyasi birlik bozuldu; beylikler yeniden kuruldu. 

§  Moğollar, Anadolu’ya gönderdikleri vali ve komutanlarla ülkeyi yönetmeye baĢladılar.

 

Selçuklularda devlet iĢleri Divan adı verilen kurulda görüĢülürdü. Divana hükümdar veya vezir baĢkanlık ederdi.

 

ü  ġehirlerde yaĢayan esnaf ve sanatkârlar bir araya gelerek dini ve ekonomik bir kuruluĢ olan Ahilik teĢkilatını oluĢturmuĢlardır. Her meslek grubu bir loncaya sahipti. Loncalar, büyük bir mesleki dayanıĢma gösterirlerdi.

 

ü  Ticareti geliĢtirmek için han ve kervansaraylar yapmıĢlar, yabancı tüccarlara gümrük vergisinde indirim yapmıĢlar, eĢkıya ve korsanların baskınlarından zarar gören tüccarların zararlarının karĢılanması gibi tedbirler almıĢlardır.

ü  Anadolu Selçukluları ve Beylikler döneminde, Mevlana Celaleddin-i Rumi, HacıbektaĢ-ı Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran gibi birçok düĢünür yetiĢmiĢtir.

 

 

 

 

MEDENĠYETE YÖN VEREN YOLLAR

 

Ġnsanların binek hayvanları evcilleĢtirmeleriyle göç ve taĢımacılık faaliyetleri daha kolay hâle gelmiĢtir. Zamanla taĢımacılık ve ulaĢım teknolojisinin geliĢmesiyle ticaret faaliyetleri de geliĢmiĢtir. ġehirler, ülkeler, medeniyetler arasında yapılan ticaret faaliyetlerinin artması kültürel, ekonomik ve siyasi etkileĢimin de artmasını sağlamıĢtır. Bu etkileĢime günümüzden ve tarihten birçok örnek vermek mümkündür. 

 

§  YerleĢik hayata geçerek tarımla uğraĢmaya baĢlayan insanlar ilk kez üretim yapmıĢtır. Ġhtiyacından fazla üretim yapan insanlar, ihtiyaç duydukları baĢka ürünlerle kendi ürünlerini değiĢtirerek takas usulüyle ticareti keĢfetmiĢtir.

§  Lidyalıların MÖ 7. yüzyılda parayı kullanmaya baĢlamalarıyla ticaret daha kolay ve yaygın hâle gelmiĢtir. 

§  ġehirler, ülkeler, farklı coğrafyalar arasında ticaret yolları kurularak ticaret uluslararası bir ekonomik faaliyet hâline gelmiĢtir. Ġlk ve Orta Çağ’da Ġpek Yolu ve Baharat Yolu ticari faaliyetlerin en aktif yapıldığı güzergâhlar olmuĢtur. 

 

Ġpek Yolu üzerinde yer alan bazı Ģehirler ve özellikleri 

 

Ø  Semerkant, Ġpek Yolu’nun üzerinde bulunan önemli bir kültür ve ticaret merkezidir. Ġslam toprakları üzerinde en kaliteli kâğıdın üretildiği bu Ģehirde ipek, yün kumaĢ ve yün dokumaları da üretilmiĢ ve bu malların ticareti yapılmıĢtır.

 

Ø  Turfan Ģehri, batı illerinin kapısı diye anılmıĢtır. Ġpek Yolu’nun önemli bir durağı olan bu Ģehirdeki ticari faaliyetler Ģehrin zenginleĢmesini sağlamıĢtır. ġehre egemen olmak için yıllarca Türkler ve Çinliler arasında mücadeleler yaĢanmıĢtır.

 

Ø  Tebriz, Ġpek Yolu üzerinde önemli bir konumda yer alır. Sasaniler, Araplar, Bizans ve Türkler aralarında mücadele ederek farklı dönemlerde Ģehre hâkim olmuĢlardır. Ticaret Ģehri olan Tebriz’de Hint baharatı, Çin porseleni ve ipekli kumaĢı, Kıpçak kürkü ticareti yapılmıĢtır. Türk, Rus, Ġngiliz, Ġtalyan ve Ġranlı tüccarlar, bu malları alıp Ġslam ülkelerine ve Anadolu üzerinden Avrupa’ya satmıĢlardır. Böylelikle Avrupalılar doğu kültürüne ait porselen, ipek gibi ögeleri tanımıĢ ve bu ürünleri günlük hayatlarında kullanmaya baĢlamıĢlardır.

 


 

 Ġpek Yolu, Çin’den baĢlayıp Orta Asya ve Anadolu üzerinden geçerek Avrupa’ya  kadar uzanan tarihin en önemli yollarından biri olmuĢtur. 

             

       Yüzyıllar boyunca Ġpek Yolu üzerinde tüccarlar büyük kervanlar ile ticaret yapmıĢ, ekonomik kazanç sağlamıĢlardır. Tüccarlar Ġpek Yolu’nun geçtiği bölgelere hâkim olan devletlere geçiĢ ücreti ödemiĢlerdir. Ayrıca bu tüccarlar yol üzerindeki yerleĢim yerlerinde yaptıkları alıĢ veriĢlerle bölge halkının gelirinin artmasına büyük katkıda bulunmuĢlardır. 

 

       Ġpek Yolu’ndan yalnızca tüccarlar değil yol üzerindeki ülkeler, Ģehirler hatta köyler büyük kazanç elde etmiĢtir. Ġpek Yolu birçok devlete cazip gelmiĢ ve savaĢların çıkmasına sebep olmuĢtur. Bu yolu ele geçiren devletler hem siyasi, hem de ekonomik güç elde etmiĢtir.

 

       Ancak uzun süren savaĢlar sebebiyle yol üzerinde güvenlik problemleri ortaya çıkmıĢ, ticari faaliyetlerin azalmasına sebep olmuĢtur. Bundan dolayı Ġpek Yolu’na hâkim devletler yol üzerinde barıĢı korumaya da özen göstermiĢlerdir. Tüccarlar yolculukları sırasında uğradıkları ülkelerin, Ģehirlerin ve köylerin yemeklerini, sanatlarını, kıyafetlerini öğrenmiĢ, baĢka kültürlere tanıtmıĢlardır.

 

       Ġlk Çağ’dan 15. yüzyıla kadar kullanılan baĢta baharat olmak üzere değerli kumaĢ, taĢ ve eĢyaların taĢındığı ticaret yoluna Baharat Yolu denilmiĢtir. 

 

Baharat Yolu,            Çin ve Hindistan’dan baĢlayarak kara ve deniz yolu ile Mısır’a ve Anadolu’ya oradan da Avrupa’ya uzanan önemli            bir ticaret yoludur.         

 

Baharatlar ağaçlardan, hoĢ kokulu yosunlardan, bitki köklerinden, çiçeklerden, tohumlardan ve otsu bitkilerin meyvelerinden yapılan kurutulmuĢ ürünlerdir. Baharatlar Ġlk Çağlarda daha çok et ve ürünlerinin bozulmasının önlenmesi ve hoĢ olmayan kokuların maskelenmesi amacıyla kullanılmıĢtır. Baharatlar bunun yanı sıra dinî ayinlerde ve hastaların tedavisinde de kullanılmıĢtır. Özellikle Ġlk Çağ’da Mısırlıların ölülerini mumyalamak için baharatlardan faydalandığı bilinmektedir.

 

 

       Baharatın anavatanı Hindistan, Çin gibi Uzak Doğu ülkeleri olduğu kabul edilmiĢtir. Baharat yüzyıllarca kara ve deniz yoluyla Uzak Doğu’dan Afrika’ya ve Avrupa’ya taĢınmıĢtır. Günümüzde marketlerde, çarĢılarda, aktarlarda, pazarlarda rahatça ve bolca ulaĢabildiğimiz baharatı geçmiĢte elde etmek çok da kolay olmamıĢtır.

       Baharata duyulan ihtiyacının fazlalığı ve baharat üretiminin birçok medeniyet tarafından bilinmemesi baharatın değerli bir ticaret ürünü olmasına sebep olmuĢtur. Öyle ki 15. yüzyıla kadar Avrupa’da baharatın gramı gümüĢle ve altınla yarıĢır durumdadır. Bu dönemden kalma belgelerde arazi alımları, gümrük vergileri gibi ödemelerin karabiberle yapıldığına rastlanmıĢtır. Yine aynı dönemde 10 gram Hindistan cevizi ile yedi inek takas edildiği bilgisine ulaĢılmıĢtır.

 

       Baharatın bu kadar değerli olması baharat ticaretinin önemini artırmıĢtır. Uzun yıllar boyunca Çinliler ve Araplar baharat ticaretiyle uğraĢmıĢtır. Bu medeniyetler ticaretten elde ettikleri gelirin azalmaması için baharat üretimini yüzyıllarca sır olarak saklamaya çalıĢmıĢtır. Temelinde baharat ticareti olan Baharat Yolu tarihte en çok kullanılan yollardan birisi olmuĢtur.

 

       Devletler gümrük vergisi toplamak ve yolun güvenliğini sağlamak için yol güzergâhına kaleler inĢa edilmiĢtir. Baharat Yolu ve bu yolda pazarlanan ürünler ülkeler arasındaki ticaretin canlanmasını ve ülkelerin gelirlerinin artmasını sağlamıĢtır. Bu yola ve yoldan elde edilen gelire sahip olabilmek için birçok medeniyet arasında savaĢlar yaĢanmıĢtır.

 

ü  Baharat Yolu’nu kullanan tüccarlar, elçiler ve seyyahlar kendi kültürlerine ait yemekleri, baharatlardan yapılma esans ve ilaçları baĢka kültürlere de öğretmiĢlerdir. Bu yolu kullananlar seyahatleri boyunca öğrendikleri gelenekleri ve satın aldıkları ürünleri kendi memleketlerine de tanıtmıĢlarıdır. Bu durum Baharat Yolu’nun kültürel etkileĢimi de sağladığının ispatı olmuĢtur.

 

ü  Ticaret yolları daha çok doğal geçitler, vadiler üzerinde kurulmuĢtur. Devletler bu yollar üzerine güvenlik ve dinlenme amaçlı olarak hanlar, kervansaraylar ve derbentler (karakol) yapmıĢlardır. Bu yolları tüccarlarla beraber elçiler, ulaklar (haberciler), bilim insanları ve seyyahlar da kullanmıĢtır.

 

Ø Orta Çağ’da Müslüman devletler; Ġpek Yolu, Baharat Yolu’na hâkim olmuĢ ve zenginleĢmiĢtir.  

 

Avrupalıların 11. ve 13. yüzyıllar arasında Ġslam dünyası üzerine yaptıkları Haçlı Seferleri’nin sebeplerden biri de doğudaki ticaret yollarını ele geçirmek ve doğunun zenginliklerine sahip olmaktır. Avrupalılar bu seferlerde siyasi ve askerî amaçlarına ulaĢamamıĢlarsa da kâğıt, matbaa, barut, pusula gibi buluĢları Müslümanlardan öğrenmiĢlerdir.


 

 

Türkiye Selçuklu Devleti Anadolu’dan geçen kara ve deniz ticaret yollarına  hâkim olmak istemiĢtir. Gümrük vergilerini artırmayı hedefleyen Türkiye  Selçuklu devleti önemli ticaret limanları olan Alanya, Antalya, Samsun ve  Sinop gibi Ģehirleri fethetmiĢ, komĢu ülkelerle ticaret anlaĢmaları yapmıĢtır.  Ülkedeki ticaret yollarının cazibesi artırmak için tüccarların mallarını ve canlarını  sigortalamıĢ, yollar üzerine günümüzdeki karakollara benzeyen derbentler ve  kervansaraylar(hanlar)inĢa etmiĢtir. Bu sayede ülke ekonomisi hızla  geliĢmiĢtir.

           

 

 Kervansaraylar dil, din, renk farkı gözetmeksizin tüm tüccarların  konaklayabileceği dinlenme alanlarıdır.

 

 

§  Yüksek duvarlarla çevrili kervansaraylarda askerî birlikler de bulundurulmuĢtur. Böylelikle tüccarların malları, canları ve hayvanları güvence altına alınmıĢtır. Aynı zamanda tüccarlara tüm ihtiyaçlarını karĢılamaya yönelik hizmetler verilmiĢtir.  Anadolu’da ticaret yolları üzerinde bulunan kervansaraylar 8-9 saatlik yürüme mesafesi (40 km’lik) aralıklarla yapılmıĢtır.

 

§  Kervansaraylar tüccarların mallarını sergilemeleri ve pazarlamaları için de kullanılmıĢtır. Bu sebeple kervansarayların bulunduğu yerler zamanla birer ticaret merkezi olmuĢtur. Türkiye Selçuklu Devleti’nde kervansarayda konaklama ve tüm hizmetler üç gün boyunca ücretsiz verilmiĢtir. Böylece ülkede ticaretin canlanması sağlanmıĢtır.