8. Sınıf Türkçe Paragrafta Anlam Çalışma Kâğıdı

8. Sınıf Türkçe Paragrafta Anlam Çalışma Kâğıdı dosyası 15-04-2019 tarihinde İlköğretim-8 kategorisinin.
Açıklama 8. Sınıf Türkçe Paragrafta Anlam Çalışma Kâğıdı
Kategori 8. Sınıf Tarih
Gönderen abdullahdemir57
Eklenme Tarihi 15-04-2019
Boyut 37.14 K
İndirme 0

Ön izleme

Paragrafta Anlam Çalışma Kâğıdı


Aşağıdaki parçayla ilgili istenenleri yazın.

“Vatan Yahut Silistre”, Namık Kemal’in eseridir. Bu eser Türkiye’de temsil edilen ilk tiyatro değilse de Türkiye’de olaylı temsil edilen ilk tiyatrodur. Gerçekten de 1 Nisan 1873 Salı günü, İstanbul’da, Güllü Agop Tiyatrosunda temsile konan “Vatan Yahut Silistre”, büyük toplum heyecanlarına ve çalkantılarına sebep olmuştur. Bu eser aynı zamanda yazarın kaderini de büyük oranda değiştirmiş, ona üç yıldan fazla süren bir sürgün ve zindan cezasına mal olmuştur.

Paragrafa ilişkin iki soru yazın

1.

 

2.

 

Paragrafa uygun bir başlık yazın:

 

Acı, nefret, yalnızlık, gerginlik, endişe, can sıkıntısı vb. pek çok duygu yoğunluğunu hissetmeyi sevmediğimiz için onları kötü duygular olarak anlamlandırırız. Hoş olmayan bir duygu içine girdiğinizde de bu duygunun sebebini, kaynağını sorgulayarak ya da içinde bulunduğunuz duygu durumunu tekrar tekrar dile getirerek kendinizi daha da kötü bir ruh haline sokarsınız. “Çok kötüyüm, moralim bozuk, üzgünüm, yalnızım, neden böyleyim, kim yaptı, o yaptı, senin yüzünden” gibi konuşmalarla, o beğenmediğiniz duygu durumunu daha fazla içinize çekersiniz. Unutmayın ki hayatta ne ararsanız onu bulursunuz.

Ana düşüncesi:

 

Parçada eleştirilen durum:

 

 

Bizim bir dünyamız var ki
İstesek güzel olur.
Ama biz insanoğulları
Babadan mirasa konmuşuz
Her gün bir taşını söker atarız
Hele bir işimiz elversin
Tozu dumana katarız.

Şiirden çıkarılacak yargılar:

 

 

Şiirden çıkarılamayacak bir yargı yazın:

 

Kulak ver sözüme dinle arkadaş
Uyma lak lak edip gülüşenlere
Meşgul eder seni işinden eyler
Karışırsın tembel, perişanlara

Şiirde anlatılmak istenen:

 

Şiirde eleştirilen:

 

 

(1) Sanatçı, ancak bir şeyler ortaya koymakla, eserler vermekle dünyaya gelişinin nedenini kanıtlamış olur. (2) Çünkü sanatçı duyan, duyuran, duygu ve düşüncelere biçim veren; ardından, insanı yücelten kişidir. (3) Paul Valery: “Beni ilgilendiren şey eser değil, eserin nasıl yapıldığıdır.” der. (4) Sanat adamını da geleceğe bırakacak olan yol bundan geçmiyor mu? (5) Aynı konuyu binlerce yazar, şair ele alır, işler, yorumlar ama sadece birkaçının yapıtı tozlu raflardan kurtulur.

Paragraf ikiye bölündüğünde ikinci paragraf kaç numaralı cümle ile başlar?

 

Paragrafın konusu:

 

 

Çocuklarımız için büyük bir tehlike olarak bildiğimiz fast food günümüzde sayısız soruna gebe. Öncelikle sağlıksız bir beslenme stili olan fast food, çocuklarımızın düzenli yemek yeme alışkanlığı kazanmasını engelliyor. Bunun dışında yeni yeni ortaya çıkan daha vahim sonuçlar da var. Şöyle ki yapılan son araştırmalara göre fast food zekâyı olumsuz etkiliyor. Bu da çocukların okul başarısını olumsuz etkiliyor. Bu da çocukların okul başarıları ve sosyal ilişkileri üzerinde ciddi bir etki meydana getiriyor.

Paragrafta eleştirilen davranış:

 

Paragrafla çelişen bir yargı yazın.

 

 

1. Ne olduklarını ancak his yoluyla anladığımız çoğu defa birini ötekiyle karıştırdığımız bu sözcüklerin tam karşılığı sözlüklerde de bulunmaz.

2. Bazı kelimeler vardır ki dilimizden düşürmediğimiz, onlarla beraber yaşadığımız halde manalarını, değerlerini pek iyi bilmeyiz.

3. Toparlayıp söyleyemediğimiz, bir türlü ifade edemediğimiz başka manaları, başka değerleri vardır.

4. Mesela örf ve âdeti, kültür ve geleneği aynı şeymiş gibi birbirinin yerine kullanırız ama içten içe de biliriz bunların aynı anlama gelmediğini.

Paragrafın sıralaması:

Paragrafta verilmek istenen mesaj:

 

Anlatımı güçlendirme yöntemlerinden hangisi kullanılmıştır X ile işaretleyin.

(    ) Abartma  (    )Tanımlama

(    )Benzetme  (    ) Örneklendirme

 

2 Aralık’tan 18 Aralık’a kadar süren 17. Gezici Festivali, İzmir’deki kapanışın ardından sona erdi. Avrupa, Amerika ve Türkiye sinemasından seçkin örnekleri sinemaseverlerle buluşturan festival, bu yıl 28 ülkeden 66 yönetmenin toplam 74 filmini beyaz perdeye aktardı. Ankara Sineması Derneği tarafından, T.C. Kültür Bakanlığı katkılarıyla düzenlenen 17. Gezici Festival, Ankara, Sinop ve İzmir’deki gösterimlerinde, Berlin, Cannes, Locarno’da yakın zamanda ödül kazanan filmlere yer verildi. Festival sırasında Altın Küre adayları arasına katılan dünya sinemasından örneklerle Avrupa sinemasından klasikleri ve Avrupa’daki göçmenleri filmlerine taşıyan Dardenne Kardeşler, Finlandiyalı yönetmen Aki Kaurismaki’nin eğlenceli kısa filmleri, çocuk filmleri ve Arap Baharı’ndan yansımalar sunan filmler, festival seyircisiyle buluştu.

Parçadan ulaşılabilecek olanların başına X işareti koyun.

(    ) Ne zaman başladığına (    ) Kimlerin düzenlediğine (    ) Nerelerde düzenlendiğine (    ) Hangi filmlerin yer aldığına (    ) Kaçıncısının düzenlendiğine (    ) Festivalle ilgili sayısal verilere (    ) Kaç ülkenin filmi gösterildiğine (    )  En fazla beğenilen filmin hangisi olduğuna (    )  Kaç yönetmenin birden fazla filmi gösterildiğine

 

Bazı insanların neden daha kolay hasta olduğu araştırıldı. İşte bazı insanların daha kolay hasta olmasının nedenleri: Soğuk algınlığı virüslerinin birçok çeşidi bulunur. Bunların da bulaşma oranları kendi aralarında değişir. Bağışıklık sisteminin ne kadar güçlü olduğu hastalık bulaşma riski açısından önemlidir. Uykusuzluk ve solunum rahatsızlıklarından muzdarip olan bir kişi, hastalığı diğerlerine göre daha çabuk kapar. Ellerini daha az yıkayanlar veya gözlerine ve burunlarına sık sık dokunanlar daha çok hastalanır. Hastalık taşıyan kişiyle geçirilen vakit arttıkça hastalanma riski de artar. Bir mekânın sıcaklığı ve nem oranı da virüsün orada ne kadar uzun süre yaşayabileceğini belirler. Sıcaklık ve nem arttıkça virüs daha uzun yaşar.

Yukarıdaki bilgilerden hareketle aşağıdakilerden hangilerinin daha kolay hasta olacağını tespit ederek X işaretiyle gösterin

(    ) Bulunduğum tüm ortamlarda nem oranı oldukça düşük.

(    ) Hasta olan babamla yakından ilgileniyorum.

(    ) Burnuma, yüzüme dokunma alışkanlığımdan vazgeçemem.

(    ) Saatlerce yatakta dönüyorum, uyuyamıyorum.

(    ) Burası aşırı sıcak ve son derece havasız, çok bunalıyorum.

(    ) Bu işleri yaparken çok yorulduğum için dinlenmem gerekiyor.

(    ) Doktorlar, bağışıklık sistemimin zayıfladığını söyledi.

(    ) Düzenli yaşamayı alışkanlık haline getiremedim bir türlü.

 

Parçadan hareketle üç soru yazın.

1.

 

2.

 

3.

 

Parçada, aşağıda verilenlerden hangilerinin kullanıldığını X işaretiyle gösterin

(    ) Tanımlama (    ) Örneklendirme

(    ) Gözlem yapma (    ) Tespit etme

(    ) Değerlendirme (    ) Onaylama

(    ) Karşılaştırma (    ) Açıklama

 

Aşağıdaki cümlelerde kişileştirme olanların başına X işareti koyun.

(    ) Bayraklar da bu coşkuya katılmıştı.

(    ) Posta kutusu üzgün gözlerle beni seyretti.

(    ) İyi bakarsan bu çiçek yakında canlanır.

(    ) Yemleri kapışan kuşları keyifle izledim.

(    ) Kırık saksım, yeni kiracısını gülerek karşıladı.

(    ) Duvar taşlarından birkaçı çıkmış.

(    ) Ayakkabılar sahiplerinden şikâyetçi.

 

Aşağıdaki cümlelerin başına benzetmeyse (B), kişileştirmeyse (K), abartmaysa (A) koyun.

(    ) Cennet gibi ormanda yaşıyorlarmış.

(    ) Gece gündüz demeden yazları yiyecek taşımış.

(    ) Ağustos böceğinin yüreği ağzına gelmiş.

(    ) Deli gibi güneşin ortasında çalışmıyorum.

(    ) Karıncanın sözlerine gülmekten ölmüş.

(    ) Güneşin altında beynin pişti.

(    ) Kadife gibi sesiyle şarkı söylemiş.

(    ) Kara kış gelince acıkmış.

(    ) Onu bulana kadar ayaklarına kara sular inmiş.

(    ) Can verir, mal vermez.

Aşağıda yer alan paragrafların anlatım biçimlerini bulun.

(   )

Her yanı gıcırdayıp tangır tungur sallanan ve art borusundan bir lokomotif bacası gibi dumanlar çıkaran bu köhne, bu derme çatma taşıt müstehasesi, herhangi bir arızaya uğrayıp ikide bir, yol ortasında hareketsiz kalıyor; makinesi söyleniyor, homurdanıyor ve uzun müddet hep bulunduğu noktada hırçın hırçın tepiniyordu.

 

(   )

Yatağın altında yeşil, tahtadan bir sandık duruyordu. Onu açtım. Az daha sevincimden haykıracaktım. Annemin bir hafta önce İstanbul’dan gönderdiği hediyeler içinde çıkan kaşağı pırıl pırıl parlıyordu. Hemen kaptım. Tosun'un yanına koştum. Karnına sürtmek istedim. Rahat durmuyordu. Galiba acıtıyor, dedim. Gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine baktım. Çok keskin, çok sivriydi. Biraz köreltmek için duvarın taşlarına sürtmeye başladım. Dişleri bozulunca, tekrar denedim. Atların hiçbiri durmuyordu. Kızdım. On adım ilerideki çeşmeye koştum.

 

(   )

Kimi sanatçılar, sanatın amacını içerik olarak görür. Onlara göre iletecek bir şeyi olmayan, tek satır bile yazmamalı. Kimileri ise sanatı biçim olarak algılar. Onlara göre güzel olmayan hiçbir şey sanatsal değildir. Oysa sanatta içerikle biçim etle tırnak gibidir.

 

(   )

Öykü, boyutu ne olursa olsun, doğaya ve insana özgün bir bakış, özgün bir eleştiridir. Yaşamımıza yeni anlamlar, yöntemler, yorumlar getiren bir yazın sanatıdır. İster içten ister dıştan anlatsın; ister bir kişiyi, ister bir toplum kesitini anlatsın bir öykünün özentisiz, yalın, acık, gerçek, inandırıcı, kısa, vurgulayıcı ve çarpıcı nitelikte olması gerekir.

 

(   )

Memduh Şevket Esendal öykülerini sade ve temiz bir Türkçeyle yazmış, öykücülükte Çehov tarzını benimsemiştir. Onun öykülerini okuyanlar eserin içinde kendilerini, çevrelerini ve hayatta karşılaştıkları kişileri bulur gibi olurlar. Esendal, günlük hayatı iyimser bir hava içinde verir. Öykülerindeki olaylar son derece basittir.

 

(   )

Yazarlar okudukları bir metinden yararlandıklarında yazın dünyasında bir kızılca kıyamet kopuyor. Efendim bu özgünlükle bağdaşmazmış. O zaman bu yazarın kendi eseri olmuyormuş, gibi. Bana göre yazar, kibarca esinlenme denilen bu işte son derece haklıdır. Hatta ileri gidip adapte yapmada da özgür olmalıdır. Bu vaveylayı koparanlar, eserlerini o ana dek okudukları eserlerin katkılarını dışarıda bırakarak mı yazıyorlar sanki?

 

(   )

Ayakkabıcı, iskemlesine oturdu. Hasan da merakla karşısına geçti. Şaşarak eğlenerek seyrediyordu. Tamirci, kartona benzeyen kalın deriyi iki tarafı keskin incecik, sapsız bıçağıyla kes-ti. Ağzına bir avuç çivi doldurdu. Sonra bunları ağzından çıkarıp ayakkabıların altına çabuk çabuk mıhladı. Deri parçalarını pis bir suya koyup ıslattı. Mundar çanaktaki macuna parmağını daldırıp tabanlara sürdü. Hasan bunların hepsine dikkatle bakıyordu. Susuyor ve bakıyordu.

 

(   )

Kitabevi iki kattan oluşmakla birlikte üst kat satışa henüz arz edilmemiş veya satış dışı kalacak kitapların son durağı olarak kullanılıyor. Tüm heyecan giriş katında, giriş katı yetmiş metrekare dolaylarında ve birkaç metrekarelik bölümü işyeri sahibinin özel odası olarak ayrılmış. Bu insan, nitelikli kitapları seçen, çoğunu okuyan zarif bir kitap tutkunu, Kitabevini orta yaşlı bilge bir beyefendi olan yeğeniyle birlikte yönetiyor.

Aşağıdaki paragraflarda baskın olan düşünceyi geliştirme yollarını bulup yazın.

(   )

Roman, insanların başından geçen ya da geçebilecek türdeki olayları yer ve zaman belirterek anlatan uzun yazı türüdür. Yazarın üstün bilgisi, sağlam gözlemi, duygusu romanın başarılı olmasını sağlayan en önemli etkendir.

 

(   )

Karşılaştırma; nesneler, kavramlar, olay ya da durumlar arasındaki benzerlik veya farklılıkların dile getirilmesidir. Dolayısıyla karşılaştırma, yalnızca iki kavram arasındaki karşıtlıkları gösterme değildir. Benzerlikleri gösterirken de karşılaştırmalardan yararlanılabilir.

 

(   )

İlkokul çağındaki bir öğrencinin kırk dakikalık derste dikkatini öğretmende tutma süresi on beş dakikadır. Lise öğrencilerinde ise dikkatli ders dinleme otuz dakikaya kadar çıkmaktadır. Verimli ders işlemek isteyen öğretmenin bunları göz önünde bulundurması gerekir.

 

(   )

Genç Kalemler hareketi, edebiyatımıza özellikle dil konusunda yepyeni bir anlayışı getirmiştir. Türkçe kendi benliğine yavaş yavaş dönmeye başlamış; halk, aydınların yazdıklarını anlar duruma gelmiştir.1911’li yıllarda yazan Ömer Seyfettin’i, Ziya Gökalp’i açıp okuyun, severek, anlayarak okursunuz yazdıklarını. Sözcükler, tamlamalar hep anlayacağınız biçimdedir.

 

(   )

Mutluluk, aslında herkesin çok yakınındadır. İsteyen herkes, her an mutlu olabilir. Filozof Sokrates: “Bir kitap, bir çiçek, bir kuş… Ne büyük saadet!” derken bunu anlatmıyor mu?

 

(   )

Adapazarı Şeker Fabrikası 1953’te işletmeye açıldı. Kuruluşta günde 1800 ton olan pancar işleme kapasitesi 1980’de 6000 tona çıkarıldı. Bu büyük bir gelişme


 

Ön izleme

Paragraf Örnekleri


Anahtar Sözcük

Kaliteli bir yaşam istiyorsanız hafta en az dört kez spor yapmalısınız, spor yapmak kasları daha güçlü, dayanıklı yapacak ve sizi mutlu ve stressiz bireyler haline getirecektir. Dolayısıyla nitelikli bir yaşama da böylece sahip olacaksınız.

Mesaj: İyi bir yaşama sahip olabilmek için spor yapmanın gerekliliğidir.

Anahtar sözcükler: Kaliteli yaşam, spor yapmak.

 

Başlık

Bir şeyler üretebilme ve yaşamaya dair değerler ortaya koyabilmek için herkesin iyi bir eğitime ihtiyacı vardır. Günümüzde, gelişen ülkelerde eğitim ön safhadadır. İyi bir gelişim için eğitim şarttır. Bir kuş bile yavrusunu yuvadan uçururken onu önce eğitir, ona yardımcı olur ve kendi gayesiyle onu yuvadan uçurur. Biz, bir kuş kadar da mı olamıyoruz?

Konu: Eğitim üzerinde durularak niçin eğitime ihtiyaç duyulduğu anlatılmış.

Başlık: Eğitimin Önemi

 

Konu

Alışkanlık, pek yaman bir öğretmendir ve hiç şakası yoktur. Yavaş yavaş, sinsi sinsi içimize ilk adımını atar. Başlangıçta kuzu gibi sevimli, alçak gönüllüdür. Ama zamanla oraya yerleşip kökleşti mi öyle azılı, öyle amansız bir yüz takınır ki kendisine gözlerimizi kaldırmamıza bile izin vermez.

Konu: Alışkanlık

* Paragrafta konu, şiirde ise “tema”dır.

Hayat bu sevdiğim,
Bir varmış bir yokmuş gibi
Sürüklenip götürdü ömrümü işte
Gözlerden süzülen gözyaşı gibi
Kimsesiz kaldım.

Tema: Yalnızlık

 

Ana Düşünce

Bilim ve tekniğe dayanmayan bir ekonomi topluma ve fertlere ilkel bir yaşayıştan daha fazla bir imkân sağlayamaz. Bir toplumun ekonomik imkân ve yeterlilikleri ancak bilim ve teknik ile geliştirilebilir. Bu sebeple her ulus, bilim ve tekniğe azami ölçüde yatırım yapmalı ve değer vermelidir.

Ana düşünce: Bilim ve tekniğe önem verilmelidir.

* Konu, karşımıza bir sözcük veya söz grubu olarak çıkarken ana düşünce, tamamlanmış yargı şeklinde olur. Paragrafın yazılış amacı ana düşünce, ele alınan düşünce, durum ve kavram ise konudur.

Eğitim, insanın kafasındaki kalıpları kırmasına, dünyaya daha esnek ve geniş bir açıdan bakmasına olanak sağlar. Eğitim olmaksızın insan, bildikleriyle sınırlı kalır, dünyanın zenginliğini ve çeşitliliğini kendi kafasındaki kalıplara oturtmak için çaba harcar. Eğitimli insan ise etraftan aldığı bilgileri kendi bilgileriyle birleştirerek yeni bilgiler, yeni fikirler ortaya çıkarır.

Konu: Eğitim

Ana düşünce: Eğitim, ,insanın ufkunu genişletir, kişiyi her yönden geliştir.

 

Yardımcı Düşünceler

Dil; düşünme, konuşma, yazışma, anlaşma aracıdır. Her türlü eğitimin, bütün bilimlerin vazgeçilmezidir. Milli kültürün başlıca unsurudur. Milli birlik ve beraberliğin koruyucusudur. Milletin sürekliliğinin güvencesidir. Gelişmiş, zengin, bütün ihtiyaçlara cevap verebilen bir dil, her alanda kalkınmanın ve ilerlemenin ön şartlarından biridir.

Yan Düşünceler:

  • Dil, anlaşma aracıdır.
  • Dil, eğitimin temelidir.
  • Dil, birlik ve beraberliğin koruyucusudur.
  • Dil, millet hayatının devamlılığını sağlar.
  • Zengin bir dil, kalkınma ve gelişmeyi sağlayan temel etkenlerden biridir.

 

Paragraf Oluşturma

1. Hemen ekipteki arkadaşlara seslendim ve makinemin başına geçtim.

2. Baktık ki turnalardan eser yok, bir iki saat sonra pes edip uyumaya karar verdik.

3. Fotoğraf makinelerimizi kurup sabırla beklemeye başladık. (İlk Cümle)

4. Gözlerimi açtığımda sabahın ilk ışıklarıyla göle süzülen turnaların seslerini duydum.

5. Gölün pürüzsüz yüzeyine yavaşça inen yorgun turnaların onlarca fotoğrafını çekmeyi başarmıştık.

 

Paragraf Bölme

(1) Özgür, demokratik ve uygar bir ortamda yapılan tartışmalar, sorunun çözüme ulaştırılmasında çok etkilidir. (2) Bu tür tartışmalar insanların birbirleriyle daha iyi anlaşmalarına, sağlam ilişkiler kurmalarına katkıda bulunur. (3) Böylece demokratik yaşam tarzının gereklerine kolayca alışabiliriz. (4) Tartışmaya katılan kişiler, tartışmanın genel kurallarına uymalıdır. (5) Saygı kuralları çerçevesi içinde fikirlerini savunmalı ve karşı tarafı da aynı saygıyla dinlemelidir.

Bölme: Dördüncü cümleden ayrılmalı.

 

Akışı Bozan Cümle

(1) Kendinize güvenmek için başkalarının telkinlerine, övgü dolu sözlerine ihtiyacınız yok. (2) Bunu yapabilecek, başarabilecek tek kaynak içinizde. (3) Siz siz olun, kendinizle sohbet etmeyi unutmayın. (4) Maskelerinizi çıkarın ve kendinizi olduğunuzdan farklı göstermeyin. (5) Olumlu yanlarını görmeye çalışın, kendinizi eleştirirken acımasız olmayın ki kendinize güveniniz gelişsin.

Bozan Cümle: Dördüncü cümle; dürüstlükle alakalıdır.

 

Anlatım Biçimleri (Teknikleri)

Öyküleme (Hikâye Etme)

Bir gün Nuri, sevinçli bir yüzle kahveden içeri girdi. Oturan halkı, çekmece başındaki mal sahibine şöyle bir daire işaretiyle göstererek:

- Yap ağalara benden birer kahve!

Ne olmuştu? Soranlara “Hiç…” diyordu. “Öyle de battık, böyle de… Bari ahbap kazanalım!” Öbürleri şüpheleniyordu. “Bir iş çevirdi, ama nasıl anlasak?” diye düşünüyorlardı.

-------  -------  -------  -------

“Derse geç kalmıştım. Hemen bir taksi tuttum. Taksici beni derse yetiştirmek için biraz hızlı sürdü. Önümüzde giden araç ani fren yapınca ona arkadan çarptık. Bereket, taksici hemen frene basmıştı da çarpışma hafif oldu. Tabiî ben de derse yetişemedim.”

 

Betimleme (Tasvir)

Hava bulutlu ve üzerinde durduğumuz tepe rüzgârlı. Ağaç denizinin üstünde büyük gölgeler kımıldanıyor. Dallarda uzanan hışırtılar, ağaçtan ağaca sürüklenerek ormanın kızıl derinliklerinde kayboluyordu. Orman yapraklarının bir kısmı, yerleri kaplayan sonbahar çimenlerinin üzerine dökülmüş, bir kısmı da henüz dallarda idi.

-------  -------  -------  -------

“Başımızın üstünde her zaman yeşil, iğne yapraklı dallardan örülü bir çatı var. Dallar öylesine sık ki, güneş ışığı aşağıya süzülemiyor bile. Ormanın içine doğru kilometrelerce uzayıp giden toprak bir yol… Çevredeki çiçeklerin insanı bayıltıcı kokusu ve kuşların tatlı nağmeleri…”

 

Açıklama (Bilgilendirme)

İstanbul Üniversitesi, İstanbul’da bulunan devlet üniversitesidir. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinin ertesi günü 30 Mayıs 1453’te kurulmuştur. Dünyanın en iyi beş yüz üniversitesi sıralamasına Türkiye’den giren altı üniversiteden biridir. Üniversitede yaklaşık 55.000 lisansüstü, lisans ve ön lisans öğrencisi öğrenim görmektedir. Bu yükseköğretim işlemi, beş bin öğretim üyesi ve öğretim elemanı tarafından gerçekleştirilmektedir.

-------  -------  -------  -------

“Yakup Kadri Karaosmanoğlu edebiyatımızın önde gelen sanatçılarından biridir. Roman, hikâye, anı gibi değişik alanlarda eserler vermiş olan sanatçı daha çok romanları ile tanınmaktadır. Romanlarında önceleri kişisel konuları işleyen sanatçı daha sonra toplumsal konulara yönelmiştir. “Kiralık Konak” ta nesiller arası duygu ve düşünce farklılıklarını işleyen sanatçı, “Yaban” romanında Kurtuluş Savaşı yıllarında köy yaşamını, köylü – aydın çatışmasını işlemiştir.”

 

Tartışma

Bazı öykü yazarlarını dile çok hâkim, hangi sözcüğü nerede kullanacağını iyi biliyor diye övenler var. Bir öykü yazarı dili iyi biliyor, sözcükleri yerli yerinde kullanıyor diye övülmez. Yazar olmayıp yazar adayı olsa da övülmez. Elbette dili iyi bilecek, ayrıca dili yalnız doğru ya da iyi değil, aynı zamanda çok dikkatli yaratmak istediği etkiyi yaratacak yetkinlikte kullanmayı da başaracak. Mademki öykü yazarlığına soyunmuş, bu konuda asla esnek olmayacak.

-------  -------  -------  -------

Bazı bilim adamları yanlış, anlaşılmaz bir Türkçe ile yazıyorlar. Üstelik bunlar, edebiyatçı olmadıkları­nı ileri sürerek, hoş görülmelerini de istiyorlar. Ama bu, mazeret olamaz. Çünkü bizim onlardan istediği­miz; duygu ve düşüncelerini düzgün bir dille yaz­malarıdır. Bunun için de sanatçı olmaya gerek yok­tur. Her insan ana dilini hatasız kullanacak ölçüde bilmelidir bence.”

Düşünceyi Geliştirme Yolları

 

Tanımlama

Olgun insan, kendi kusurlarını gören ve bilen, bunları söylemekten çekinmeyen; kendi toplumunun yaşam, eğitim, görgü kurallarını hesaba katan, başkalarını hor görmeyendir. Eğitimle her şeyin yoluna gireceğine inanandır. Geleceğe umutla bağlı, acıyı tatlı edebilen insandır. Büyükle büyük, küçükle küçük olabilendir. Ciddiliğini, güler yüzle bir arada yürütendir.

“Olgun insan kimdir?” sorusuna cevaptır. Öznel olarak tanımlama yapılmış.

-------  -------  -------  -------

“Destanlar, tarihten önce ve tarihin başlangıcı sıra­sında bir milletin geçirdiği maceraları, yetiştirdiği kahramanları; doğa, evren ve toplum olayları hak­kında düşündüklerini ve bunlar karşısında aldığı va­ziyetleri anlatan din ve kahramanlık hikâyeleridir.”

 

Örneklendirme

Öğrencilerin anlama, kendini anlatma yeteneği gittikçe kayboluyor. Öğrenci, okuduğunu anlamıyor; anlasa da yorumlayamıyor. Kelime dağarcıkları o kadar dar ki… Çok az kelimeyle konuşuyorlar, kelimenin cümleye kattığı anlamı söylemekte zorlanıyorlar. Geçenlerde sordum sınıfa: “Döndüm daldan düşen kuru yaprağa.” dizesindeki “döndüm” kelimesinin anlamı nedir? İnanamayacaksınız belki ama yirmi dört kişilik sınıftan tek doğru cevap çıkmadı. Aslında bu, öğrencilerin eksiği değil, biz öğreticilerin eksiği…

 

“Bir yerde sabit cıvata gibi dönüp duranların ne kendilerine faydaları vardır, ne çevredekilere. Oysa dünyaya bakalım; her şey değişir, durmadan yol alır. Su, buhar olur, yağmura dönüşür; tohum, baş verir, çiçeğe durur; civciv, pek cılız doğar, kocaman bir horoz olur. Dünyada hiçbir şey durmaz. Bu do­ğanın bir parçası olan insan neden dursun?”

 

Karşılaştırma

Noel Baba, “bütün çocuklara karşılıksız armağan verme” gibi ütopik, imkânsız bir fikrin kahramanıdır. Nasrettin Hoca, “Parayı ver, düdüğü çal.” dürüstlüğüyle gerçekçi bir kimsedir. Noel Baba, çam ağaçlarının toplu katliamında başrol oynar; Nasrettin Hoca, sadece bindiği dalı keser, zararı daha ziyade kendinedir. Noel Baba maddecidir, nesneler sayesinde ün yapmıştır; Nasrettin Hoca, paraya çevrilemeyecek bir zenginlik kaynağıdır, ruhu ve zekâyı besler.

-------  -------  -------  -------

“Konuşma ile yazma farklıdır. Konuşma geçicidir, yazma kalıcı. Konuşma anlıktır, yazma sonsuz. Yazı­ya geçirilen her şey olduğu gibi korunur. Konuşma ise saman alevi gibi söylendiği anda yitip gider.”

 

Tanık Gösterme

Yapılacak bir işin bütün yönleri iyice düşünülmeli, sonucu iyi hesaplanmalıdır. İyi düşünülmeden yapılan bir işten dolayı duyulacak üzüntü, işi düzeltmeye yaramaz. Atalarımız bu konuda “Bin ölçüp bir biçmeli.” Ve “Son pişmanlık fayda vermez.” diyerek düşünmeden hareket etmememiz gerektiğini ifade etmişlerdir. Öyleyse bir işe başlamadan iyi düşünmeli, sonra “ah vah” etmemeliyiz.

-------  -------  -------  -------

“Deneme, büyük savlar içermez. Daha çok duygu­ya, sezgiye, birikime ve akla dayanır. Denemede yazar kendi birikimini, içinden gelenleri özgürce ak­tarır. Bu nedenle Nurullah Ataç deneme için: “De­neme benin ülkesidir.” der. Bu görüşe katılmamak elde değildir.”

 

Anlatıcı Türleri

Birinci Kişi Ağzıyla Anlatım

Kimse farkına varmadan evden çıktım. Doğruca alet edevatın bulunduğu depoya gittim. Duvara yaslı duran kazmayı kaldırıp ağırlığına baktım. İmkânı yok, bunu götüremezdim. Çok ağırdı. Küçük keser de aynı görevi görürdü. Aradığım keseri buldum. Depodan çıktım

Üçüncü Kişi Ağzıyla Anlatım

Yazdan kalma bir gündü. Güneş, insanın içini ısıtıyordu. Cemil, sahilde oturmuş, dalgaların sesini dinlerken üstünden hızla geçen martıların çığlığı andıran sesiyle irkildi. Yerinden doğrulup izlemeye koyuldu. Martılar deniz üzerinde iyice süzüldükten sonra suya ani dalışlar yapıyor, küçük balıklar ustaca avlıyordu…

 

Söz Sanatları

Abartma (Mübalağa)

Âlem sele gitti gözüm yaşımdan.

Akdeniz'in dalgası gönlüm kadar taşmadı.

Yahu, o haritadaki denizi görse boğulur.

Benzetme (Teşbih)

Bazı ders kitaplarımız tuğla gibi kalındı.

Çocuğun parmakları kibrit çöpü kadar inceydi.

Gül yüzün neden gülmüyor?

 

 

 

 

Kişileştirme (Teşhis)

Rüzgâr uyumuş, ay gülüyor; her taraf ıssız.

Yeditepe üstünde zaman bir gergef işler.

Çocukluğum oynar serin avluda.