8.sınıf inkılap tarihi dersi özetleri

8.sınıf inkılap tarihi dersi özetleri dosyası 23-02-2018 tarihinde İlköğretim-8 kategorisinin.
Açıklama 8.sınıf inkılap tarihi dersi özetleri
Kategori 8. Sınıf Sosyal Bilgiler
Gönderen RAMSES1
Eklenme Tarihi 23-02-2018
Boyut 1.1 M
İndirme 212

Dosyayı İndir

Dosyaya puan ver
3.9 / 5 (toplam 16 oy)

ÜNİTE 1 / BİR KAHRAMAN DOĞUYOR
 

Kazanımlar:
     1-Atatürk’ün çocukluk dönemini ve bu dönemde içinde bulunduğu toplumun sosyal ve kültürel yapısını analiz eder.

2-Atatürk’ün öğrenim hayatı ile ilgili olay ve olguları kavrar.

3-Atatürk’ün askerlik hayatı ile ilgili olay ve olguları kavrar.

4-Örnek olaylardan yola çıkarak Atatürk’ün çeşitli cephelerdeki başarılarıyla askeri yeteneklerini ilişkilendirir.

5-Atatürk’ün fikir hayatının oluşumuna gelişimine etki eden Selanik, Manastır, Sofya ve İstanbul şehirlerindeki ortamın rolünü fark eder.

6-Atatürk’ün 1919’ a kadar bulunduğu görevler ve yaptıkları ,Milli Mücadele liderliği açısından yorumlar.

 

BATIYA ERKEN AÇILAN KENT:SELANİK
 

Selanik bugün Yunanistan’ın bir şehridir. Liman şehri olan Selanik’te canlı bir ticaret vardı. Şehirde Türklerle birlikte Rum, Bulgar, Sırp, Yahudi ve Ermeniler yaşamaktaydı. Bu çok uluslu yapı kültürel olarak zenginleşmesini sağlamıştır. Fakat bu milletler Fransız İhtilalı’nın yaydığı milliyetçilik akımından etkilendiler. Emperyalist devletlerinde kışkırtmasıyla bağımsızlık için isyan ettiler.Gelişmiş bir kent olan Selanik Atatürk’ün fikri zenginliğinin ve ufkunun gelişmesine olumlu etki yapmıştır.
      Osmanlı aydınları devletin parçalanmasını önlemek amacıyla çeşitli fikir akımları ( Osmanlıcılık, Batıcılık, İslamcılık, Türkçülük )geliştirdiler.
      
             **Osmancılık Akımı:

Osmanlıcılık devletin siyasi bütünlüğünü sürdürebilmesi için ortaya çıkarılmıştır. Bu düşünceye göre Osman­lı İmparatorluğu'nun sınırları içinde yaşayan herkes ırk, din, dil ayrımı olmaksızın eşit kabul edilmeli; herkes aynı haklara sahip olmalıdır. Bu, devletin yıkılmaktan kurtulması için şarttır.

      **Batıcılık Akımı:

Devleti kurtarmak ve modernleştirmek amacıyla Tanzimat'tan sonra ortaya çıkan fikir akımların­dan biridir. Batıcılık fikrinin temelini Tanzimat dö­nemindeki ve daha önceki ıslahat hareketleri oluşturur. Batıcılara göre Osmanlı Devleti'nin en önemli so­runu Batılı olamamaktan kaynaklanmaktadır. Tek kurtuluş yolu çağın fikir ve ihtiyaçlarına uygun medeni bir devlet ve millet haline gelmek, yani Batılılaşmaktır.

      **İslamcılık Akımı:

İslamcılık düşüncesine göre toplumu bir arada tutan temel faktör dindir. Hangi ulustan olursa olsun, bütün Müslümanlar halifenin etrafında toplanmalıdır. İslamcılar, Batı'nın Osmanlı'ya göre çok ileride olduğunu kabul ediyorlardı. İmparatorluğun çöküş durumu söz konusudur. Ancak bunun sebebi İslam dini değildir. İslamiyet, bilime ve yeniliklere açık bir dindir. Ba­tı'nın bilim ve teknolojisi alınmalıdır; bunda bir sakınca yoktur. Ancak Batı'nın ahlakı bizden daha ileri değil­dir. Onların ahlakının ve yaşantısının taklit edilmesi yanlıştır. Batının tekniği alınmalı, ama taklitçilik olmamalı­dır.

      **Türkçülük Akımı:

 

Türkçülük düşüncesi sadece Türkiye'de yaşayan­ları değil, dünyanın her yerindeki Türkleri kapsa­yan, "Bütün Türkçülük" fikrini canlandırmaya çalı­şan bir harekettir.Özellikle Ortaasya ‘da yaşayan Türklerle bir çatı altında toplanmayı amaç edinir.
        Türkçülük akımı,Osmanlıcılık Akımı’nın Balkan Savaşları'nda başarısız olmasıyla ortaya çıkmıştır.

 

 ATATÜRK’ÜN HAYATI

 

Babası Ali Rıza Efendi annesi Zübeyde Hanım’dır. Babası önce gümrük memurluğu sonrada tüccarlık yapmıştır. Zübeyde Hanım ev hanımıydı.

Atatürk 1881 yılında Selanik’te Koca Kasım Mahallesi Islahane caddesindeki evde doğdu. Ailesi Rumeli’nin Türkleştirilmesi için Anadolu’dan gönderilen Türkmen’lerdendir.

 

 M. Kemal Okulda:
 

# Mahalle Mektebi:
       Öğrenim çağına gelen Mustafa'nın hangi okula gideceği konusunda annesi ile babası arasında anlaşmazlık çıkmıştı.Annesi Mustafa'nın Hafız Mehmet Efendi'nin Mahalle Mektebine gitmesini istiyor,babası ise
o dönemki yeni yöntemlerle eğitim yapan Şemsi İbtidai'nde (Şemsi Efendi Mektebi) okumasını istiyordu.
       En sonunda önce mahalle mektebine başlayan Mustafa, birkaç gün sonra Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti.
 

# Şemsi Efendi Okulu:
       Selanik’in ilk özel Müslüman okuludur.Modern bir öğretim vermiştir.Bu okulda iken babası 1888 yılında vefat etmiştir.
 

      # Selanik Mülkiye Rüştiyesi:
       Arapça Öğretmeni Hafız Efendi’den yiyince,zaten orada okumasını istemeyen büyükannesi onu derhal okuldan aldırdı.
      O dönemde okul formasını çok beğendiği komşularının oğlu Askeri Rüştiye’ye gidiyordu.Ona özenen Atatürk,asker olmasını istemeyen annesinin karşı çıkmasına rağmen,gizlice, Selanik Askeri Rüştiyesi'nin sınavına girdi.Sınavı kazandığı haberini alan Atatürk 1893’te yine gizlice bu okula kaydını yaptırdı.
 

# Selanik Askeri Rüştiyesi:
       Matematik öğretmeni (Mustafa Sabri) Kemal adını verdi. Matematiğe olan ilgisi ilerde de devam etmiştir.’’Geometri’’ isimli bir kitap yazmış, bugün kullandığımız birçok matematik terimine isim vermiştir

Bu okulda okuduğu dönemde Osmanlı Devleti’nde eğitim birliği yoktu.(Dini eğitim veren medrese ve mektepler, askeri okullar, modern okullar, yabancı okulları, azınlık okulları).
 

      # Manastır Askeri İdadisi:
      Edebiyata ve tarihe merak saldı.Türk Tarihini iyi öğrendi.Manastır Askerî İdadisi’ndeki eğitimi sırasında, arkadaşlarından Ömer Naci,Atatürk’ün edebiyata ilgi duymasında rol oynadı.Şiir ve hitabet sanatıy-la yakından ilgilenmeye başlayan Atatürk,Namık Kemal’den ve eserlerinden ciddi şekilde etkilendi.

       Manastır Askerî İdadisi’ndeki eğitimi sırasında Atatürk’ü en çok etkileyen olay 1897 tarihli Türk-Yunan Savaşı olmuştu. Türk Ordusu’nun savaş meydanında parlak bir zafer kazanmasına rağmen barış masasında zararlı çıkmasına içerleyen Atatürk, coşkun bir vatan sevgisiyle dolmuştu. Bir arkadaşı ile gönüllü olarak savaşa katılmak için girişimde bulunsa da bu arzusunu gerçekleştirme imkânı bulamadı.
 

# İstanbul Harp Okulu:
      Manastır Askeri İdadisi'ni başarıyla bitiren Mustafa Kemal,1899 Yılında İstanbul'a giderek Harp Okulu'nun Piyade Bölümüne girdi.Harp Okulu'nun ilk sınıfında az çalışan Mustafa Kemal,diğer iki yılda var gücüyle derslerine sarıldı. 1902'de bu okulu teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisi'nde devam etti.
www.

 

      # İstanbul Harp Akademisi:
      Bu okulda eğitim görürken, 1903 yılında Üsteğmen oldu. Okul Derslerinin yanında Fransız-casını ilerletti.
      Atatürk, bir yandan öğreniminde başarılı olmak için sürekli çalışıyor bir yandan da ülkenin kaderine kafa yoruyordu. Zira ülkenin siyasetinde yanlışlar olduğunu fark etmişti.Ülkedeki yanlışlar hakkında herkesin bilgi sahibi olmasını isteyen Atatürk,Harp Okulunda başladıkları el yazısı ile gazete hazırlama işine geri döndü ve gazete çıkarmaya başladı.
     01 Ocak 1905 tarihinde de Harp Akademisi'nden mezun olan Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal, staj yapması için Şam'daki orduya gönderildi.             

 

 Cepheden Cepheye Mustafa Kemal
 

İlk görevi Şam’daki 5.Ordu Komutanlığı oldu.(Vatan ve Hürriyet Derneği’ni kurdu.)Buradan Manastır’a geldi.(3.Ordu)
 

13 Nisan 1909’da meşrutiyet karşıtları İstanbul’da ayaklandı.31 Mart olayı denen isyanı,ismini M.Kemal’in verdiği Hareket Ordusu bastırdı.Bu ordunun Kurmay Başkanı Mustafa Kemal’di.
 

 # M.Kemal Trablusgarb’ta (İlk Askeri Başarısı)

Sömürge arayan İtalya gözünü Trablugarp’a (Libya) dikti. İngiltere ve Fransa bu duruma göz yumdular. Çünkü İtalya’nın Almanlara yaklaşmasını istemiyorlardı.

Osmanlı, gemileri Haliç’te çürütüldüğü için denizden, Mısır İngiliz işgali altında olduğu için karadan yardım gönderemedi. Mustafa Kemal, Enver gibi gönüllü subaylar buraya gittiler. M.Kemal Bingazi, Derne, Tobruk’ta başarılı savaşlar yaptılar.  

İtalya Osmanlı’yı barışa zorlamak için 12 adayı işgal etti. Çanakkale Boğazını ablukaya aldı. Balkan savaşı tehlikesi üzerine Osmanlı gönüllü subayları geri çağırdı. İtalya ile 1911 yılında Uşi Antlaşması’nı imzaladı.Bu antlaşmanın en önemli maddelerine göre;
     -12 ada geçici olarak İtalya’ya bırakıldı(Balkan Savaşları’nda Yunanistan’ın işgal etmesini engellemek için).
     -Trablusgarb halkı dini ve kültürel bakımdan Osmanlı halifesine bağlı olacaktı.(Kültürel bağlar kopartılmak istenmemiştir.
 

# Balkan Savaşları: (Birinci ve İkinci Balkan Savaşı)

Osmanlı Devleti’nin İtalya ile savaş halinde olmasından yararlanarak Rusya’nın kışkırtmasıyla,Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ birleşerek Osmanlı’yı Balkanlardan atmak istediler.

Mustafa Kemal bu savaşta Gelibolu’da görevliydi.
Bu durum,Çanakkale savaşlarında oldukça işine yaramıştır.En azından bölgeyi ana hatlaroyla tanıma fırsatını bulmuştu.

Osmanlı silah cephane bakımından yetersiz olması ordunun içine siyaset girmesi vs. nedenlerden dolayı yenildi.
       1912 yılında Londra Antlaşması imzalandı.Buna göre;      

 ** Osmanlı’nın Balkan sınırı Midye-Enez oldu.
       ** Ege adalarının çoğunluğu Yunanistan’ın oldu.
Bu arada sınırı kalmadığı için Arnavutluk bağımsız oldu.
Fakat Balkan ülkeleri,Londra Konferansı ile Osmanlı’dan aldıkları bu toprakları kendi aralarında paylaşamadılar ve savaş bu kez Balkan Devletleri arasında yeniden başladı.(Bu savaşta Balkan devletleri Bulgaristan’a savaş açmışlardır)…Romanya da savaşa katıldı.Osmanlı Edirne ve Kırklareli’ni geri aldı.
 

# M.Kemal Çanakkale’de

İtilaf devletleri Rusya’ya yardım etmek ve Osmanlı Devtleti’ni savaş dışı bırakmak için Çanakkale’ye saldırdılar. Denizden başarılı olamayınca Gelibolu Yarımadası’na çıkarma yaptılar.M.Kemal , Anafartalar, Conkbayırı ve Arıburnu’nda büyük başarılar kazandı.Albay oldu.

       Sonuçları:

1-Savaş 2 yıl uzadı.

2-Rusya savaştan çekildi.

3-Rusya’da ihtilal oldu.(Bolşevik İhtilali)

4-Türk ordusunun iyi yönetildiği takdirde neler yapabileceğini herkes gördü.

5-Bu zafer ilerde M.Kemal’i Kurtuluş Savaşı lideri yaptı.
 

** Bu savaşta M.Kemal’in ileri görüşlülüğünü, askeri dehasını,liderliğini ve kararlılığını görüyoruz.
 

# M.Kemal,Kafkas Cephesi’nde

Mustafa Kemal,dağınık birlikleri topladı.Eksiklerini giderdi.Ruslardan Muş ve Bitlis geri alındı.(Bu cephede de sabır ve disiplin anlayışını görüyoruz.)
 

# M.Kemal,Suriye Cephesi’nde

Osmanlı’nın Kanal Harekatı başarısız olunca İngilizler, Araplarla birlikte saldırıya geçtiler.Bu sırada M.Kemal Suriye’de bulunan 7.Ordu Komutanlığı’na atandı.
Alman komutanlarla tartıştığı (Yapılması düşünülen cephe savaşının taktiği yüzünden) için istifa etti.Fakat daha sonra 7.Orduya komutan olarak geri döndü.Halep’te İngilizleri durdurdu.
 

      Dört Şehir Ve M.Kemal
 

Selanik:
       Osmanlı’nın batıdaki en gelişmiş şehridir.İşlek bir limana sahiptir.Avrupa ile demiryolu bağlantısı vardı.Farklı milletler bir arada yaşıyordu.Bir çok dilde yayınlanan gazete vardı.Avrupa’da çıkan  gazete ve dergileri (Kitapları) anında okuma imkanı vardı.Burada Meşrutiyeti ilan ettirmek isteyen İttihat ve Terakki Cemiyeti faaliyette idi. M.Kemal de bu cemiyete girdi,ancak görüş farklılığından dolayı geri çıktı.

Deniz ve demiryolu bağlantısı ile Avrupa’daki fikir akımları kolayca Selanik’e geliyordu. Padişahın baskısının az olması ve farklı ulusların bir arada yaşaması dolayısıyla bu fikir akımları yerleşiyordu.

 

Manastır:(Makedonya) :
       M. Kemal’in askeri idadiyi okuduğu Manastır canlı bir ticarete sahipti. Konsolosluk binaları vardı. Aralarında çekişmeler olan farklı uluslar vardı.

M. Kemal burada Namık Kemal’in ve Mehmet Emin Yurdakul’un eserleri ile tanıştı. Tarih bilinci burada başladı. Fransız düşünürlerinin eserlerini okudu.

!-Yabancı devletlerin müdahaleleri (Manastır’daki) M. Kemal’de Türklerin geleceği ile ilgili ilk soru işaretlerini uyandırdı.
 

İstanbul:
      Başkent’te siyasi faaliyetleri yakından takip etti. Beyoğlu ve Galata şehrin batıya açılan yüzüydü. Tiyatro, konser ve balolar düzenleniyordu. Fransızca gazeteler vardı. M. Kemal okul yıllarında arkadaşlarına konferans niteliğinde konuşmalar yaparken sonraları evinde toplantılar yapıp ülke sorunlarını tartışmıştır.

Öğrenim hayatı boyunca okuduğu eserler M. Kemal ‘e gerçekçi, akılcı ve bilimsel bir düşünce yapısı kazandırmıştır. Bu yüzden olaylara aklın ve bilimin ışığında yaklaşmıştır. Bu düşünceler ilke ve inkılâpların temel dayanağı olmuştur.

Sofya ( Bulgaristan) :
      Balkan Savaşlarından sonra askeri ateşe olarak Sofya’ya gönderildi. Sosyal hayat çok canlıydı. Düzenlenen birçok balo, yemekli toplantıda üst düzey Avrupalı yetkililerle görüştü. Bulgaristan’da kalan Türklerle yakından ilgilendi. Türklerin yaşadığı yerleri ziyaret etti. Türkçe yayınlanan gazetelerle irtibat kurdu. Bulgar meclisinin toplantılarına katıldı. M. Kemal gözlemlerinin yer aldığı raporlarına kendi analizlerini de ekleyerek hükümetine gönderdi.

 

    Atatürk’ün Kişilik Özellikleri

     1-Vatanseverliği
Atatürk, vatanı ve milleti için yaptıklarını asla yeterli bulmayan engin bir ruh yüceliğine sahipti.Sahip olduğu mal varlıklarını,millete bağışladığı günlerde,”Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere,Türk milletine canımı vereceğim “demişti. Atatürk denilince ”vatan”,vatan denilince”Atatürk”akla gelir. Bu iki isim birbiriyle ayrılmaz bir bütündür. Atatürk,vatanını karış karış tanımıştı.Bu konuda,”Yurt toprağı!Sana her şey feda olsun.Kutlu olan sensin.Hepimiz senin için fedaiyiz,fakat sen Türk ulusunu ebedi hayatta yaşatmak için feyizli kalacaksın...”diyordu.
Atatürk’ün vatanseverliği, Türk toplumunun üstün gücüne dayanıyordu. Ona göre, Türk ulusunun karakteri yüksekti. Türk ulusu, zeki idi. Türk ulusu, birlik ve beraberlik içinde güçlükleri yenmesini bilen bir ulustu.

     2-İdealistliği
Atatürk’ün en güçlü yönlerinden biri, idealist olması idi. En büyük tutkusu, büyük gücüyle milletine yararlı olmaktı. Atatürk, eşi güç bulunan bir idealistti. İdeali için benimsediği ilkelerinden asla taviz vermezdi. Atatürk’ün ruh yapısında bir idealistin nitelikleri yerleşmiş ve gelişmişti. Öğrenciliğinden beri, tüm davranışlarında bu özelliği dikkati çekmiştir. Bir gün, “En büyük eseriniz hangisidir?” sorusuna şöyle cevap verir: “Benim yaptığım işler, biri diğerine bağlı ve gerekli olan şeylerdir. Fakat bana yaptıklarımdan değil, yapacaklarımdan bahsediniz.” demişti.

     3-Hakikati Arama Gücü
Atatürk, her konuda gerçekçi düşünen bir önderdi. Hiçbir işi şansa bırakmazdı. “Bizim akıl, zekâ ile hareket etmek şiarımızdır.” diyordu. Önemli bildiği her sorun üzerinde gereği gibi durur, düşünür, o sorunu en derin noktasına kadar inceler, bütün hesaplarını buna göre yapardı. Böylece çok güç, çok karmaşık sorunların bile, en kolay ve en kestirme çözüm yollarını bulurdu.

     4-Yaratıcılığı
Atatürk, en zor anlarda dahi üstün yaratıcı düşünceleriyle, sorunlara çözümler bulan ve bunları başarıyla uygulayabilen bir önderdi. Yaratıcı düşünceleriyle kimsenin hayal dahi edemediği işleri başarabilmiştir.
Atatürk, kendini olayların akışına uymayı zorunlu gören ve buna göre davranan bir kişi değil, aksine olayların dışına ve üstüne çıkıp, olaylara kendi görüşünün ve düşüncesinin biçimini veren bir önderdi. Atatürk’ün gerçekleştirdiği her işinde yaratıcı düşüncesini görmek mümkündür.

     5-Sabırlı ve Disiplinli Oluşu
Atatürk’ü her alanda başarıya ulaştıran özelliklerden birisi de, sahip olduğu sabır ve üstün disiplin anlayışıdır. Hiçbir konuda aceleci olmayan Atatürk, önce düşünür, araştırır, tartışır ve ondan sonra kararını verir ve bu kararı uygulardı.
16 Mayıs 1919’da Samsun yolculuğuna çıktığında, gelecekte neler yapacağını milli bir sır olarak saklamış ve günü geldiğinde her birini gerçekleştirmiştir. Sakarya ve Büyük Taarruz öncesi TBMM’de karşılaştığı tüm eleştirileri, büyük bir sabır örneği göstererek anlayışla karşılamıştır.

     6-İleri Görüşlülüğü
Atatürk, ileriyi çok iyi gören bir önderdi: “Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi yetmez. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi gereklidir.” diyordu. Atatürk, yakın ve uzak çevresi ile ilgisini daima canlı tutardı. Bir gün demişti ki, “Ben askerim. Cihan Savaşı’nda bir ordunun başında idim. Türkiye’de diğer ordular ve onların kumandanları vardı. Ben yalnız kendi ordumla değil, öteki ordularla da meşgul oluyordum. Bir gün, Erzurum Cephesi’ndeki hareketlere ait bir mesele üzerinde durduğum sırada, yaverim dedi ki:
-Niçin size ait olmayan meselelerle uğraşıyorsunuz?
Cevap verdim:
-Ben bütün orduların durumunu bilmezsem, kendi ordumu nasıl sevk ve idare edebilirim.
Atatürk’ün ileri görüşlülüğüne en çarpıcı örnek, 1932’de Amerikalı General Mac Arthur’la yaptığı görüşmede, 1939’da çıkacak ve 1945 yılına kadar devam edecek olan İkinci Dünya Savaşı’nı ve sonuçlarının nasıl olacağını ifade etmesidir.

     7-İyi Kalpliliği
Atatürk, yüreği sonsuz iyilik ile dolu bir ruh yüceliğine sahipti. Kendisine en fazla kötülük edenlere dahi barışmaya her zaman hazırdı. Bir gün:
-“Ben onları affederim, çünkü kalbim vardır; onlar beni affetmezler, çünkü kalpsizdirler.” demişti.

      8-Açık Sözlülüğü
Atatürk, her konuda doğruyu söylemekten ve konuşmaktan yana olan bir önderdi. Bu konuda şöyle demektedir:”Ben düşündüklerimi, sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda gereği olmayan bir sırrı kalbinde taşıyacak güçte olmayan bir adamım. Çünkü ben, bir halk adamıyım. Ben, düşündüklerimi daima halkın önünde söylemeliyim. Yanlışım varsa halk beni uyarır.”
Atatürk açık sözlülüğün yararlarını da şöyle anlatır:
“Her şey açık söylendiği zaman halkın zihni çalışır durumda bulunacak, iyi şeyleri yapacak ve ulusun zararına olan şeyleri kabul etmeyecek...”
 

     9-İnsan ve Millet Sevgisi
Atatürk’ün özelliklerinden biri de insan sevgisidir. Bu sevgi sadece kendi milletini sevmeyi, diğer milletleri hor görmeyi gerektiren bir sevgi değil, aksine tüm milletleri sevmeyi ve onlara saygı duymayı gerektiren asil bir duygu idi. Bu anlayış iledir ki,”Yurtta barış, dünyada barış”ilkesi ile bütün insanlığın barış ve huzur içinde yaşamasını istemektir.
Her önder, milletini sever, onu yükseltmeyi amaç edinir. Atatürk’ün, milletine olan sevgisi ve güveni sonsuzdu.”Benim için en büyük ödül, milletin en ufak beğenme ve değer vermesidir” diyordu.

     10-Yersiz Acıma Duygusunu Kontrol / ( Duyguyu Kontrol )

Atatürk’ün, cumhuriyeti kurmada ve inkılâpları gerçekleştirme-de, bu özelliğin önemi büyüktür. Türkiye Cumhuriyetinin bütünlüğüne, Türk milletinin bağımsızlığına ve inkılâplara zarar vermeye çalışanlara karşı, en sert tepkileri göstermekten kaçınmazdı.

     11-Mantıklılığı / ( Akılcılığı )
Atatürk’ün en önemli yönlerinden biri de,her işinde mantık kurallarının dışına çıkmaması, her sorunun çözümünde mantık kurallarına göre hareket etmesidir. Atatürk’ün gerçekleştirdiği bütün eserlerin temelinde mantık ve akılcılık vardır. Atatürk,”Akıl ve mantığın çözümleyemeyeceği mesele yoktur.”diyerek bunu vurgulamıştır.

     12-Çok Cepheliliği
Atatürk’ün değişik alanlarda gerçekleştirdiği inkılâplar, Onun çok cepheli bir önder olduğunun en açık kanıtıdır. Atatürk, vatan kurtarıcı,teşkilâtçı insan ve büyük bir komutandı.Usta siyasetçi,örnek inkılâpçı idi.Hem düşünce adamı,hem hareket adamı idi.Milletine yepyeni ufuklar açan insandı.Bu özelliklerin hepsi Atatürk’te toplanıyordu.
Atatürk,askerlikten sanata,hukuktan eğitime,tarihten dil konusuna kadar her alanda düşünmüş,yeni fikirler üretmiş ve topluma yeni hedefler göstermiştir.

     13-Eğitimciliği
Atatürk,eğitim ve öğretim işlerini,her şeyin üstünde tutmuş ve Milli Eğitim Bakanı olmak istediğini söylemek gereğinde duymuştur.Atatürk’e göre,Osmanlı Devletinin çöküşünde en önemli neden,milli eğitim eksikliği idi.Bu nedenle yeni devlet,eğitime önem vermeliydi. Eğitimin,millet hayatındaki önemini Atatürk,şöyle belirtiyordu:”Eğitimdir ki,bir milleti ya özgür,bağımsız, şanlı,yüksek bir toplum olarak yaşatır yada milleti esarete ve sefalete sürükler."

     14-Yöneticiliği / ( Teşkilatçılığı )
Atatürk’ün önemli kişisel özelliklerinden biri de üstün bir yönetici olmasıdır.Atatürk bu konuda”Verdiğiniz emrin yapılmasından emin olmak istiyorsanız,ta en son gerçekleşme ucuna kadar kendiniz onun başında bulunmalısınız.” diyerek, yöneticilik konusundaki başarısının sırrını açıklamıştır.
Askerlik hayatında üstün bir komutan olan Atatürk,devlet kuruculuğu ve yöneticiliğinde de üstünlüğünü sürdürüp,örnek bir devlet adamı olmuştur. Gerçekleştirdiği işlere ve inkılâplara baktığımızda,onun üstün bir örgütleyici ve yönetici olduğunu görmekteyiz.

     15-Sanat Severliği
“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuştur” diyen Atatürk,milletlerin oluşmasında ve yücelmesinde sanatın büyük etkisi olduğu inancındaydı.Türk sanatına yön veren büyük kuruluşların temelleride Atatürk döneminde atılmıştır.Askerlik hayatında üstün bir komuta olan Atatürk,”Hepiniz millet vekili olabilirsiniz,bakan olabilirsiniz;hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz,fakat sanatkâr olamazsınız”diyerek sanatçının gücünü ve toplumun sanatçıya vereceği değeri açıkça ifade etmiştir.

     16-Rehberliği / ( Yönlendiriciliği )
19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal,Türk milletinin bu en zor günlerinde,rehber olarak izlenmesi gereken yolu gösteriyordu:”Türk’ün onuru ve yetenekleri yüksektir,büyüktür.Böyle bir ulusun,tutsak yaşamaktansa yok olması daha iyidir.Öyleyse,ya bağımsızlık ya ölüm!”Türk milleti,Atatürk’ün rehberliğinde,kısa zamanda düşmana karşı örgütlenerek,verdiği mücadelede sonunda bağımsızlığına kavuştu.

     17-Gurura Yer Vermemesi
Büyük işler başarmış, inkılâplar gerçekleştirmiş olan Atatürk, hiçbir zaman gurura kapılmamıştır. Atatürk’ün “ben yaptım, ben kazandım”,gibi kendini öven sözler kullandığı görülmemiştir.Aksine, gerçekleştirdiklerinin hepsini millete mal edip,”Türk milleti başardı” demiştir. Başarılarından kendine pay çıkarmayışını şu sözleriyle dile getirmiştir:”Vatanın kurtuluşu, kazanılan zaferler, Türk ordusu ile Türk milletinin gösterdiği kahramanlık ve fedakârlıklar eseridir.

     18-Ümitsizliğe Yer Vermemesi
Atatürk, başarılarda gururu yenmek, felâketlerde umutsuzluğa direnmek gereğini inanırdı. Yeni Türk alfabesinin ilk şekillerini hazırlayan komisyon, yeni harfler için en aşağı beş yıllık bir geçiş süresi düşünmüştü. Atatürk ise, bu geçiş için üç aylık bir süreyi yeterli buluyordu. Konuştuğu komisyon üyesi, üç aylık süreyi duyunca dona kalmıştı. Atatürk, konuşmasına şöyle devam eder:”Ya üç ayda tatbik ederiz, yahut hiç tatbik edemeyiz.” Atatürk’ün belirttiği gibi, üç ayda yeni harflerin kullanılmasına geçildi ve kısa zamanda da başarı sağlandı.

     19-Metodlu Çalışması / ( Planlılığı )
Atatürk’ün en büyük özelliklerinden biri de,her şeyin sırasını, zamanını çok iyi bilmesi ve metotlu çalışması idi.Atatürk, 1927 yılında verdiği büyük Nutuk’ta,metotlu çalışma konusunda uyguladığı yöntemi şöyle özetler:
“...Uygulamayı birtakım evrelere ayırmak ve olaylardan yararlanarak milletin duygu ve düşünceleri üzerinde işlemek ve adım adım ilerleyerek amaca ulaşmayı çalışmak.”
 

ÜNİTE 2 / MİLLİ UYANIŞ
           YURDUMUZUN İŞGALİNE TEPKİLER
 

Kazanımlar:
     1.Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin durumunu, topraklarının paylaşılması ve işgali açısından değerlendirir.

2-Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanması ve uygulanması karşısında Osmanlı yönetiminin, M. Kemal’in ve halkın tutumunu değerlendirir.

3-Kuva-yı Milliye ruhunun oluşumunu, milli cemiyetleri ve milli varlığa düşman cemiyetlerin faaliyetlerini analiz eder.

4-M. Kemal’in Milli Mücadele’nin hazırlık döneminde yaptığı çalışmaları milli bilincin uyandırılması, milli birlik ve beraberliğin sağlanması açısından değerlendirir.

5-Misak-ı Milli’nin kabulünü ve TBMM’nin açılışını ulusal egemenlik , tam bağımsızlık ilkeleri ve vatanın bütünlüğü esası ile ilişkilendirir.

6-Hıyanet-i Vataniye kanununun çıkarılma gerekçelerini ve uygulama sürecini değerlendirir.

7-İstanbul yönetimince imzalanan Sevr Antlaşmasına karşı M. Kemal’in ve Türk milletinin tutumunu değerlendirir.

8-M. Kemal’in Milli Mücadele’yi örgütlerken karşılaştığı sorunlara bulduğu çözüm yollarını, onun liderlik yeteneği ile ilişkilendirir.

 

OSMANLI DEVLETİ HANGİ CEPHEDE
 

 

A-BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ

DÜNYANIN GENEL DURUMU:

 


          I-Fransız İhtilali

       19.Yüzyılda dünyayı sarsan iki önemli olay Fransız İhtilali ve Sanayi İnkılabı’dır.

Fransız İhtilali önce Avrupa’yı etkilemiş daha sonra da etkileri tüm dünyaya yayılmıştır.

Fransız İhtilali sonucunda önem kazanan Milliyetçilik Düşüncesi her milletin bağımsız yaşama duygusunu öngörüyordu.Yani,Her millet kendi geleceğini,yine kendisi tayin edebiliyordu.Bu anlayış bir çok milleti içinde barındıran imparatorlukların aleyhineydi.
      Milliyetçilik Akımının yukarıda dile getirilen tesiri ile bir çok ayaklanmalar oldu.Her millet,yaşadıkları topraklar üzerinde kendi geleceklerini tayin etmek için ayaklandılar.
Bu ayaklanmalar sonucu yeni devletler kuruldu.
      Ayrıca Fransız İhtilali ile Eşitlik,Hürriyet Adalet,Bağımsızlık ve Milliyet  gibi kavramlar ortaya çıktı.


          II-Sanayi İnkilabı
 

Sanayi İnkılabı, basit aletlerden büyük makinelerin ve fabrikaların kurulması olayıdır. 1800’li yıllarda ilk önce İngiltere’de ortaya çıkan Sanayi İnkılâbı 19.yüzyılın ikinci yarısından sonra tüm Avrupa’da etkili olmaya başladı.

Sanayi İnkılâbı sonucunda, üretim arttı. Hammadde kaynağı ve ürünleri satacak Pazar bulma önemli bir sorun haline geldi. Aynı zaman da Sanayi İnkılabı Sömürgeciliğin büyümesine de neden oldu. Devletler ekonomik alanda bir-birleriyle rekabete başladılar İngiltere geniş bir sömürge İmparatorluğu kurdu.Ardından Fransa ve diğer Avrupa Devletleri de sömürgeler elde etme yarışına girdiler. Böylece devletlerarası sömürgecilik yarışı başladı.

(Sömürgecilik: Bir devletin, kendi sınırları dışındaki topraklarda egemenlik kurması, o toprakların yeraltı ve yer üstü kaynaklarına sahip olarak ekonomik ve siyasi çıkarlar elde etmesidir.)
 

Bu yarışta başlangıçta Almanya ve İtalya , siyasi birliklerini tamamlayamadıklarından,İngiltere’nin başlatmış olduğu Sanayi İnkilabı’na ayak uyduramadılar.
      (Siyasi Birlik:Devlet-Halk Bütünleşmesi)
       1870-71 yıllarında Almanya ve İtalya’nın siyasi birliklerini tamamlamaları ile birlikte Sanayi İnkilabı içinde kendileri de yer almaya başladılar.
       Bu durum,devletler arasındaki çıkar çatışmaları ile birlikte bloklaşmaya neden oldu.Tüm bu olanlar,Birinci Dünya Savaşının başlamasına neden oldu.

 

B.BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ OSMANLI 

DEVLETİ’NİN GENEL DURUMU:


             I-Tanzimat ve Islahat Fermanları
            Birinci ve İkinci Meşrutiyet Dönemleri
 

Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren hızla büyüyerek bir dünya devleti haline geldi fakat bu durumu sonuna kadar koruyamadı. 18.yüzyıldan itibaren gerilemeye başladı.

19.yüzyıldan itibaren de topraklarının büyük bir bölümünü kaybetti. Özellikle Fransız İhtilali sonucunda dünyaya yayılan Milliyetçilik Akımı en çok Osmanlı Devleti’ni etkiledi. (Osmanlı ile birlikte , Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve bunun gibi tüm imparatorluklar bu olaydan etkilenmiştir.)
      Özellikle Balkanlarda birçok devlet Osmanlı Devleti’nden ayrılmak için isyan ettiler.Osmanlıya karşı Milliyetçilik Akımı-nın etkisiyle ilk isyan eden millet Sırplar ; ilk bağımsızlıklarına kavuşan millet ise Yunanlılar’dır.

Osmanlı devlet adamları bu kötü gidişatı engellemek için özellikle 1800 ‘li yıllardan itibaren Batılı Islahatlar yaptılar.

II.Mahmut köklü ve kalıcı yenilikler yapılmadan devletin güçlenemeyeceğine inanmıştı. Bu amaçla tüm devlet kademelerinde Avrupa-i Tarzda yenilikler yaptı.

II.Mahmut döneminde yapılan bu yenilikler Tanzimat ve Islahat Fermanlarıyla da desteklendi.
      1839 yılında yayınlanan Tanzimat fermanıyla hukuk,yönetim, maliye, eğitim alanlarında yenilikler yapıldı.    

1856 yılında yayınlanan Islahat Fermanı ‘yla da azınlıklara geniş haklar verildi.

Osmanlı devlet adamları,yapılan bu tüm yeniliklerle Avrupa’nın baskısının azaltılabileceği ve buna bağlı olarak devletin bu kötü gidişatının durdurulabileceğini düşündüler.
      Bu amaçla,yeniliklere daha sonra da devam edilmiş olup,
II. Abdülhamit zamanında(1876) I.Meşrutiyet ilan edildi. Kanun-i Esasi hazırlandı.Osmanlı Mebusan Meclisi toplandı. Fakat Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) nedeniyle I.Meşrutiyete son verildi.

İttihat ve Terakki Cemiyetinin çalışmalarıyla 1908 yılında II. Meşrutiyet ilan edildi. Mebusan Meclisi ikinci kez toplandı.

II. Meşrutiyet’in ilanı sırasındaki karışıklıktan Avrupalı Devletler istifade ettiler. Avusturya Bosna Hersek’i , Yunanistan Girit’i işgal etti. Henüz Osmanlı Devleti’nden kopmamış olan Bulgaristan da bağımsızlığını ilan etti.  

      Trablusgarb Savaşı-1911

 

İtalya siyasi birliğini geç kurduğu için(1870-71) sömürgeciliğe geç başlamıştı.
      Osmanlı Devletinin Kuzey Afrika’daki toprakları İngiltere(Mısır)ve Fransa (Cezayir,Tunus)tarafından işgal edilmişti.
      İtalya da Osmanlı Devletinin Kuzey Afrika’daki son toprağı olan Trablusgarp ve Bingazi’ye (Bugünkü Libya) göz dikti. Çünkü Osmanlı Devleti iyice zayıflamıştı ve buraları hem karadan,hem de deniz gücü olarak savunabilecek gücü yoktu.

İtalya,1911 yılında; Avrupa Devletlerinin de onayını alıp Osmanlı Devletine bir nota vererek , buraların kendine ait olduğunu bildirdi.Osmanlı Devleti’de böyle bir durumun kabul edilmeyeceğini İtalya’ya bildirmesi sonrasında,İtalyanlar,

Trablusgarp ve Bingazi’ye (Bugün kü Libya) asker çıkardılar.

Osmanlı Devleti Trablusgarp’a karadan ve denizden yardım gönderemedi.Bunun üzerine bazı gönüllü Subaylar   (Mustafa Kemal,Enver Paşa…) Trablusgarp’a giderek yerli halkı İtalyanlara karşı teşkilatlandırdılar.

Derne,Tobruk’ta İtalyanlara karşı başarılı savaşlar yapıldı. Bu arada İtalya Osmanlı Devletini barışa zorlamak amacıyla on iki adayı da işgal etti.

Bu durum devam ederken Balkan Savaşı patlak verdi.
İki farklı bölgede düşmana karşı savaşamayacağını anlayan Osmanlı Devleti İtalyanlarla Uşi Antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı.(1912) Bu anlaşmaya göre;

** Trablusgarp ve Bingazi İtalya’ya bırakıldı

** On iki Ada geçici olarak İtalya’ya bırakıldı.
 

Uşi Antlaşmasının Önemi:

Bu anlaşmayla Osmanlıların Kuzey Afrika’daki son toprakları da elden çıktı. Ayrıca Trablusgarp Savaşından cesaret alan Balkan Devletleri Osmanlı Devletine karşı savaş açtılar.

 

      Balkan Savaşları-1912-13

 

      Yunanistan, Sırbistan, Karadağ ve Bulgaristan Osmanlı Devletinin Balkanlarda varlığına son vermek amacıyla aralarında anlaştılar. Osmanlı Devletinin Trablusgarp ile uğraşmasından faydalanan Balkan Devletleri, Osmanlı Devletine karşı saldırıya geçtiler. Karadağ’ın Osmanlı Devletine saldırması üzerine Balkan Savaşları başladı.(1912)

 

Balkan Savaşlarının Nedenleri:

  • Rusya’nın Balkan Devletlerini Osmanlı Devletine karşı kışkırtması.(Rusya’nın Panislavizm Politikası’nın Sonucu)
  • Osmanlı Devletinin Trablusgarp Savaşı ile uğraşması.
  • Milliyetçilik Hareketleri

 

                I.BALKAN SAVAŞI:
 

Yunanistan, Sırbistan, Bulgaristan, Karadağ kendi aralarında anlaşarak Osmanlı Devletine çeşitli yönlerden saldırıya geçtiler.Makedonya, Sırplar ve Karadağlılar tarafından işgal edildi.Bulgaristan Batı Trakya’yı tamamen işgal ederek Edirne ve Kırklareli’ye kadar ilerlediler. Bulgar orduları Çatalca önlerine kadar geldiler.

Yunanlılar tüm Ege adalarını işgal etti. Savaş devam ederken Arnavutluk da bağımsızlığını ilan etti.(Osmanlı Devletinden ayrılan en son Balkan Devletidir.)

Bu kötü durum karşısında Osmanlı Devleti barış istemek zorunda kaldı. Avrupalı Devletlerin arabuluculuğuyla Londra Anlaşması İmzalandı.(1912)

Bu anlaşmaya göre;

  •    Osmanlı Devleti Midye-Enez çizgisinin batısında kalan tüm topraklarını kaybetti.
  •    Edirne ve Kırklareli elimizden çıktı.
  •    Arnavutluk bağımsız oldu
  •    Ege adaları elimizden çıktı.

 

              II. BALKAN SAVAŞI:
 

Birinci Balkan Savaşı sonrasında Osmanlı Devletinin kaybettiği toprakları Balkan Devletleri kendi aralarında paylaşamadı.En büyük payı Bulgaristan’ın aldığını iddia eden diğer Balkan Devletleri Bulgaristan’a savaş açtılar.
      Bu savaşa Romanya da katıldı.Yunanistan, Romanya, Sırbistan,Karadağ Bulgaristan’la savaşırken Osmanlı Devleti de durumdan yararlandı.Daha önce kaybettiği Edirne ve Kırklareli’mi geri aldı.
      Avrupalı Devletlerin araya girmesiyle Bükreş Anlaşması imzalandı. 

Bu anlaşmaya Balkanlarda sınırları kalmadığı için Osmanlı Devleti katılmadı.Osmanlı Devleti Bulgaristan’la İstanbul Anlaşmasını (1913) imzaladı.
          Bu anlaşmaya göre;

  •          Meriç Nehri her iki ülke arasında sınır kabul edildi.(Edirne Osmanlı Devletine kaldı.)
  •          Batı Trakya Bulgaristan’a bırakıldı.
     

Yunanistan’la da Atina Anlaşması(1913) imzalandı.
         Bu anlaşmaya göre;

  •          Bozcaada ve Gökçeada dışındaki tüm Ege adaları Yunanistan’a verildi.
  •          Selanik ve Girit adası da Yunanistan’a bırakıldı.

 

        Birinci Dünya Savaşı (1914-1918)

 

     Savaşın Nedenleri:

 

  • Avrupalı Devletler arasında Sömürgecilik Yarışı ve devlet çıkarları üzerine kurulu Ekonomik Rekabet.
  • Hammadde ve Pazar Arayışı.
  • Almanya ve İngiltere arasındaki Ekonomik Rekabet / Çekişme.
  • Milliyetçilik Akımı.
  • İttifak ve İtilaf Devletlerinin oluşması / Bloklaşmalar
  • Avusturya ve Rusya’nın Balkanlardaki çıkar çatışmaları.
  • Avusturya-Macaristan veliahdının Sırplar tarafından öldürülmesi. / Bu sebep,Birinci Dünya Savaşı’nın kıvılcımını başlatan sebeptir.

 

Almanya ve İtalya Siyasi (Milli) birliklerini geç sağlamışlardı.(1870-71) .Bundan dolayı sömürgeciliğe de geç başlamışlardı. Sömürgeciliğe başladıklarında Dünya üzerinde elverişli sömürge alanları azalmıştı.Özellikle Almanya, İngiltere’ nin elinde bulunan sömürge topraklarına saldırmaya başladı.Oysa İngiltere ve diğer Avrupa Devletleri sömürgelerini kaybetmek istemiyorlardı.Böylece Almanya-İngiltere rekabeti bu noktada başlamış oldu.

Almanya güçlü bir devlet olarak siyasi birliğini kurduktan sonra Fransa’nin elinde bulunan  Alsas-Loren Bölgesi’ne (Alsas Loren Bölgesi:Değerli Kömür Yataklarına sahip bir bölge) göz dikti.Yapılan savaşla yereltı kaynakları bakımından zengin olan bu bölgeyi Fransa’dan aldı.Bölgeyi Almanya’dan geri almak isteyen Fransa Almanya’ya karşı İngiltere ile ittifak kurmaya başladı.

       Böylece devletler arasında bloklaşma başladı.Balkanlarda ise Milliyetçilik Akımı’nın etkileri hüküm sürüyordu.Rusya Panislavizm Politikası ile Balkanlarda egemenlik kurmak istiyordu.(Panislavizm Politikası:Rusya’nın sıcak denizlere inmesi adına Balkanlara Yerleşme Politikası)

       Bu durum Balkanlarda çıkarı olan Avusturya-Macaristan imparatorluğunun işine gelmiyordu.

Devletler arasındaki çıkar çatışmaları İttifak ve İtilaf Gruplarının doğmasına neden oldu.

 

İtilaf Devletleri:

  •  İngiltere.Fransa,Rusya
       Açıklama--İtalya’da daha sonra bu gruba geçmiştir.

     
      İttifak Devletleri:

  •  Almanya,Avusturya-Macaristan,İtalya
      Açıklama--İtalya daha sonra İtilaf Devletler Grubu’na geçmiştir.

 


          Savaşın Başlaması:
 

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahdı Saraybosna’yı ziyarete gelmişti. Burada Sırplı bir öğrenci tarafından 28 Haziran 1914 yılında öldürüldü.

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu,bu suikastı bahane ederek Sırbistan’a savaş açtı.
      Rusya Sırbistan’ın yanında yer aldı.Fransızlar Rusya’yı destekledi.Almanya’da Avusturya-Macaristan imparatorluğu ile aynı grupta olduğundan Avusturya’nın yanında savaşa katıldı.

Böylece savaş kısa zamanda Avrupa’ya ve tüm dünyaya yayıldı.

Savaşın ilk yıllarında Almanya’nın içinde bulunduğu grup, birçok cephede başarı kazandı.

 

     Osmanlı Devletinin Savaşa Katılması:
 

Osmanlı Devleti Balkan savaşlarından yeni çıktığı için perişan ve yoksuldu.Bundan dolayı I.Dünya Savaşı çıktığında tarafsızlığını ilan etti.Anlaşma Devletleri de (İngiltere Grubu) kendi çıkarları açısından bu fikri destekliyordu.

Almanlar ,Osmanlı İmparatorluğunun kendi saflarında savaşa girmesini istiyordu.Çünkü Osmanlı Devletinin yeni cepheler açmasıyla Almanya’nın üzerindeki savaş yükü azalacaktı.Çünkü Osmanlı Devletinin yönetimi İttihat ve Terakki Partisinin elindeydi.Bu partinin en güçlü ismi de Enver Paşa’ydı.Enver Paşa aşırı Alman hayranıydı.Aynı zamanda Osmanlı Devleti daha önce kaybettiği toprakları Almanya’nın yanında savaşa girerse tekrar geri alabilirdi (Savaşı Almanya’nın kazanacağı tahmin ediliyordu.)

Bu nedenlerden Alman Heyeti ile Enver Paşa arasında gizli bir anlaşma imzalandı.Bu anlaşmaya göre Osmanlı Devleti Almanya’nın yanında savaşa katılacaktı.

Akdeniz’de bulunan iki Alman Savaş Gemisi(Goben-Breslaw) İngiliz donanmasının önünden kaçarak İstanbul’a geldiler ve Osmanlı Devletine sığındılar.Osmanlı  Devleti bu iki gemiyi satın aldığını söyledi.Daha sonra bu iki geminin isimlerini Yavuz ve Midilli olarak değiştirdi.

Bu gemiler Enver Paşa’nın talimatıyla Karadeniz’e  açılarak Rus limanlarını topa tuttu.Böylece Osmanlı Devleti de I.Dünya Savaşına katılmış oldu (03Ekim1914)

 

        Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya
              Savaşı’nda Savaştığı Cepheler

    I.Dünya Savaşın-da Osmanlı Devleti Kafkas,Kanal,Filistin,Çanakkale,Suriye,
Irak,Yemen Cephe -lerinde İtilaf Devlet-lerine karşı savaştı.

   Romanya,Galiçya ve Makedonya Cephelerinde müttefiklere (Almanya) yardım amacıyla savaştı.

 

 


            Kafkasya Cephesi / (Aralık 1914)

 

     Osmanlı Devletinin I.Dünya Savaşına girmesinden sonra açtığı ilk cephedir. Enver Paşa komutasındaki 150 bin kişilik Osmanlı ordusu Doğu Anadolu’da Ruslara karşı saldırıya geçti.Osmanlı Ordusu daha düşmanla karşılaşmadan salgın hastalık,açlık,soğuk gibi afetler yüzünden Sarıkamış’ta 90 bin askerimiz şehit oldu.(1914)

Ruslar bahar aylarında saldırıya geçerek Doğu Anadolu bölgesini işgal ettiler.Mustafa Kemal Çanakkale savaşlarından sonra Muş ve Bitlis’i düşman işgalinden kurtardı.(1916)

1917 yılında Rusya’da çıkan Bolşevik (Kominizm) İhtilâli Rusların bu bölgeleri kendiliğinden terk etmelerine neden oldu.Rusya Birest Litowsk Anlaşması ‘yla I.Dünya Savaşından çekildi.(1918)
      Bu anlaşmayla Rusya daha önce aldığı Kars,Ardahan, Batum’u Osmanlı Devletine geri verdi.
 

             Çanakkale Cephesi / (1915)
 

      İngiltere ve Fransa müttefikleri olan Rusya’ya gerekli askeri yardımı sağlamak için boğazlara hakim olmak istiyordu. (Baltık Denizini Alman denizaltıları kapatmıştı.
     Rusya’ya yardım edilebilecek tek yol boğazlar kalmıştı.Aynı zamanda boğazların ele geçirilmesiyle İstanbul işgal edilecek,Osmanlı Devleti de savaş dışı kalacaktı.

     İtilaf Devletleri bu amaçlarla Çanakkale Cephesini açtılar.

     İngiliz ve Fransız gemileri Çanakkale Boğazına yığınak yap-tılar.18 Mart 1915’te teknik bakımdan üstün olan İtilaf Devlet leri Boğazı geçmek amacıyla hareket ettiler.Fakat Türk Ordu-sunun olağanüstü savunmasıyla karşılaştılar ve pek çok kayıplar vererek geri çekildiler

Bunun üzerine İtilaf Devletleri karadan İstanbul’a ulaş-mak üzere Gelibolu’ya asker çıkardılar.İngiliz ve Fransız sömürgelerinden de birçok asker getirdiler.Tarihin en kanlı kara savaşları burada meydana geldi.Türk Askeri Conkbayırı, Anafartalar, Arıburnu  bölgelerinde Mustafa Kemal’in önderliğinde başarılı savunma savaşları yaparak tarihe “Çanakkale Geçilmez”diye yazdırdı.
 

           Çanakkale Savaşının Sonuçları:
 

  • Çanakkale Cephesinde yenilgiye uğrayan İtilaf Devletleri dünyada prestij kaybettiler.
  • I.Dünya Savaşının uzamasına neden oldu. (Cephelerin çoğalmasıyla savaş geniş alanlara yayıl-dığı için,ister istemez savaşın süresi de uzamıştır.)
  • İtilaf Devletlerinin yardımı Rusya’ya ulaşmadığı için Rus ekonomisi iyice bozuldu. Rusya’da çarlık rejimi yıkılarak yerine Bolşevik rejim kuruldu ve Ruslar I.Dünya Savaşından çekildi.
  • Bulgaristan Almanya’nın(İttifak Devletleri) yanında savaşa katıldı.
  • Çanakkale Savaşları Milli Mücadele ruhunun başlangıcı oldu.
  • Mustafa Kemal’in milli mücadelede önder olmasında Çanakkale Savaşlarının büyük rolü vardır.

 

                    Irak Cephesi
 

Almanların isteği üzerine açılmıştır.Cephenin açılma amacı,İngilizlerin uzakdoğu sömürgeleriyle bağlantısını kesmek ve Mısır’da Osmanlı hakimiyetini yeniden kurmaktır.

Ancak istenilen gerçekleşmedi.İngilizlere karşı bazı başarılar elde edildi,bu kalıcı olmadı.İngilizler Sina Yarımadasını ele geçirip Suriye’ye kadar geldiler.

 

Suriye-Filistin Cephesi

 

Kanal cephesinde İngilizlere yenilen birliklerimiz Filistin’e sonrada Suriye’ye kadar geri çekildiler. Yıldırım orduları burada başarılı savunma savaşları yaptılar Zamanla kuzeye doğru çekilen Türk birlikleri Halep önlerinde İngilizleri durdurdular.

 

              Hicaz ve Yemen Cephesi

 

İngilizler Arap Yarımadasını işgal etmek için Yemen’e asker çıkardılar.Ayrıca Hicaz Emiri Şerif Hüseyin’e çok miktarda para yardımı yaptılar.Türk ordusu İngiliz ve Araplara karşı mücadele ettiyse de başarılı olamadı.

İngilizler Yemen’i alarak Hicaz’a tamamen hakim oldular.

      Galiçya,Romanya ve Makedonya Cephesi

 

Osmanlı Devleti bu cephelerde Ortaklarına (Bulgaristan,Avusturya-Macaristan)yardım etmek amacıyla savaştı.

 

       Savaşın Sona Ermesi

 

1917 yılında Rusya’nın savaştan çekilmesi üzerine İttifak Devletleri İtilaf Devletlerine karşı üstünlük kurmuşlardı.

Ancak bu durum uzun sürmedi.Almanya’nın ABD Ticaret Gemisi / Denizaltı ‘nı batırması sonrasında Amerika Birleşik Devletleri İtilaf Devletlerinin yanında savaşa girdi.
      Amerikan birlikleri o zamana kadar hiç savaşa katılmamıştı. Almanya güçlü ,dinamik olan Amerikan orduları karşısında tutunamadı.İngiliz,Fransız ve ABD birliklerinden oluşan güçlü müttefik kuvvetleri Batı Cephesinde Almanya’yı çökerttiler.   

Diğer cephelerde de Almanya’nın başarısızlıkları artmaya başlamıştı.Böylece savaşın sonunda İttifak Devletleri savaşı kaybettiklerini belirterek (yenilerek) yenen devletlerle ateşkes anlaşmasını imzaladılar.
      Almanya ile (Versay) , Avusturya ile(Sen Jermen), Bulgaristan’la(Nöyyi), Macaristan’la (Tirayanon) ve Osmanlı  Devleti ile de Sevr Barış Anlaşması imzalandı.
 

       I.Dünya Savaşının Sonuçları

 

  • Bazı İmparatorluklar yıkılarak yerine yeni devletler kuruldu.(Polonya,Çekoslovakya,Yugoslavya,Macaristan,Türkiye)
  • Yeni rejimler (Yönetim Şekilleri) ortaya çıktı. (Kominizm, Faşizm, Naizm.)
  • Devletler arasındaki güç dengeleri bozuldu.
  • Milyonlarca insan öldü.Birçok şehirler yakılıp yıkıldı.
  • Sürekli barış sağlamak ve anlaşmazlıkları çözmek için Cemiyet-i Akvam ( Milletler Cemiyeti ) kuruldu.
  • Sorunların çözümü sağlanamadığı için II.Dünya Savaşının çıkmasına neden oldu.
  • Sömürgecilik , Mandacılık haline dönüştü.

 

       GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER

 MONDROS ATEŞKES ANLAŞMASI ve SONRASI

 

Almanya’nın I.Dünya Savaşı’nda yenilgiye uğramasıyla ittifak Devletleri savaşı kaybetti.

Osmanlı Devletini temsilen Bahriye Nazırı Rauf Orbay ateşkes şartlarını görüşmek üzere Limni adasının Mondros Limanına gitti.
      İtilaf Devletleri daha önceden Osmanlı Devletinin Toprak-larını çok ömnceden kendi aralarında gizli anlaşmalarla paylaşmışlardı.

Osmanlı Devleti heyeti bu plana itiraz etti ise de sonuçta bir şey değişmedi.Bunun sonucunda Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı.(30 Ekim 1918).Buna göre;
 

    Anlaşmanın Maddeleri:

 

  • Çanakkale ve İstanbul Boğazı İtilaf Devletle-rinin denetimine geçecek.
  • Osmanlı ordusu terhis edilecek, donanma-sına ve silahlarına el konacak.
  • Toros tünelleri İtilaf Devletlerinin denetimine verilecek.
  • Bütün haberleşme ve ulaşım araç ve gereçleri İtilaf Devletlerine bırakılacak.
  • İtilaf Devletleri bütün Osmanlı liman ve tersaneleri ile demiryollarından yararlanacak.
  • Doğuda yani vilayeti sitte’de(altı ilde) (Sivas,
  • Erzurum,Van,Bitlis,Elazığ,Diyarbakır)karışıklık çıkarsa İtilaf  Devletleri buraları işgal edecek (24.Madde)
  • İtilaf Devletleri kendi güvenliklerini tehdit eden bir durum ortaya çıkarsa herhangi bir stratejik noktayı işgal edebilecekler. (7.Madde)

 

İtilaf Devletleri bu maddeye dayanarak Anadolu’yu işgal ettiler.(7.madde)

 

    Anlaşmanın Önemi:
 

  • Bu anlaşma ateşkes anlaşmasından ziyade Osmanlı Devletinin teslimini ve işgalini ortaya koymaktadır.
  • 24.Madde ile doğuda Vilayeti bir Ermeni Devleti kurulması düşünülmüştür.
  • Anlaşmanın en önemli maddesi 7.Madde idi.İtilaf Devletleri bu maddeyle (Anadolu’nun  işgaline ortam) hazırladı.

 

   Anlaşmaya Bağlı Olarak Yapılan İşgallar:
 

  •  Fransızlar  ;  Mersin.Adana çevresi,
  •  İtalyanlar  ;  Muğla,Antalya ve Konya çevresi.
  •  Yunanlılar  ;  (Paris Barış Konferansındaki değişik-likle)İzmir ve Çevresi.
  • İngilizler  ;  Musul,boğazların kontrolü, Samsun, Merzifon.Batum’a asker çıkardılar.
     

      Paris Konferansı (18 Ocak 1919)

 

İtilaf Devletleri,Birinci Dünya Savaşında Yenilen Devlet-ler ile yapılacak anlaşmaları görüşmek üzere toplandılar.
Asıl amaçları yenilen devletleri aralarında paylaşmaktı.(Özellikle Osmanlı Toprakları)
      Bu konferansta,Batı Anadolu’nun Yunanistan’a verilmesi İtalya’yı kızdırmış,böylece İtilaf Devletleri arasında ilk görüş ayrılığı ortaya çıkmış oldu.( İngiltere Ege bölgesinde güçlü bir İtalya yerine zayıf bir Yunanistan istiyordu.)

Bu konferansta Mandacılık Fikri ilk kez ortaya atılmıştır.

 

       İzmir’in İşgali (15 Mayıs 1919)

 

İzmir ve çevresi 1.Dünya Savaşı sırasında İtalya’ya verilmişti.Fakat İngiltere Paris Barış Konferansı’nda sahte belgelere dayanarak ;

** Batı Anadolu nüfusunun çoğunluğunun Yunanlı  olduğunu

** Türklerin Yunanlıları öldürmek üzere olduğunu

ileri sürdü ve buranın Yunanistan’a verilmesini sağladı.
       Buna sinirlenen İtalya konferansı terk etti.

15 Mayıs 1919’da Megola İdea’yı (Büyük Ülkü / Amaç) gerçekleştirmek isteyen Yunanistan İzmir’i işgal ederek binlerce Türkü öldürdü.İzmir işgaline Hasan Tahsin-(Gazeteci) (Beşer Gazetesi) ilk kurşunu attı.

*İzmir’in işgali Kurtuluş Savaşı’nın başlamasına ve

Kuva-yı Milliye’nin kurulmasına sebep olmuştur.

 

      Amiral Bristol Raporu:

 

Bristol raporunda İzmir’de Türklerin çoğunlukta olduğunu,katliamları Yunanlıların yaptığını belirtmiştir.

*Batı Anadolu’daki işgallerin haksızlığı ilk kez uluslar arası bir raporda belirtmiştir.

 

   KUVA-İ MİLLİYE RUHU ve

          MÜCADELESİ

 

Mondros Ateşkes Antlaşması ile başlayan işgallere

Osmanlı Devleti’nin sessiz kalması üzerne Türk Halkı

yurdunu korumak için Kuva-yı Milliye Ruhu ‘nu ortaya koyarak, Kuva-i Milliye adlı direniş kuvvetlerini oluşturdu.
 

Açıklama:
      *Düşmana karşı ilk direniş Güney Cephesi’nde Dörtyol’da Fransızlara ikinci direniş İzmir’de Yunanlılara karşı yapılmıştır.İlk halk direnişi ise Ödemiş’te yapıldı.

         Kuva-yı Milliye’nin Özellikleri:

1-Tamamen halk tarafından oluşturulan gönüllü kuruluşlardır.

2-Aralarında birlik yoktu.Herkes kendi bölgesini koruma-

ya çalışıyordu.

3-Düşmanı durduramamış, ancak yavaşlatarak  düzenli ordunun kurulmasına zaman kazandırmışlardır.

4-Yaş,cinsiyet ayrımı yoktur.

5-Bütün ihtiyaçları halktan karşılamışlardır.

6-Bazen keyfi uygulamaları da olmuştur.

               CEMİYETLER

ZARARLI CEMİYETLER   YARARLI CEMİYETLER

 


               ZARARLI CEMİYETLER

 

1-Azınlıkların Kurduğu Zararlı Cemiyetler:

Ülkedeki Rum,Ermeni gibi azınlıkların kurduğu cemiyetler-dir.Bunlar itilaf Devletlerinden destek almışlardır.

a-Mavri Mira:Bizans’ı yeniden canlandırmak için İstanbul’da Rumlar tarafından kurulmuştur.

b-Pontus-Rum Cemiyeti:İnebolu’dan Batum’a kadar tüm Karadeniz sahilinde Pontus-Rum devleti kurmayı amaçlamıştır.

c- Etnik-i Eterya: Mavri Mira ve Rum Pontus cemiyeti ile ortak çalışmıştır.

d-Hınçak ve Taşnak:Doğu Anadolu’da Ermeni devleti kurmaya çalışmışlardır.

 

2-Türklerin Kurduğu Zararlı Cemiyetler:

(Milli Varlığına Düşman Cemiyetler). Bu cemiyetler itilaf devletleri tarafından desteklenmişler ve Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkmışlardır.

a-Sulh ve Selamet-i Osmaniye Cemiyeti:Ülkenin kurtuluşunun padişah ve halifeye bağlılıkta olduğuna inanan cemiyet.

b-Teali İslam Cemiyeti: Kurtuluşu padişah ve halifeye bağlı gören cemiyet.

c-Kürt Teali Cemiyeti :Bir Kürt devleti kurmayı amaçlamıştır.

 

d-İngiliz Muhipleri Cemiyeti: İngiliz Mandasını isteyen cemiyet.

e-Wilson Prensipleri Cemiyetleri:ABD Mandasını isteyen cemiyet.

 

        YARARLI (MİLLİ) CEMİYETLER

 

a-Trakya Paşaeli Cemiyeti:Mavri Mira’ya karşı kurulmuştur.Trakya’nın Yunanistan’a verilmesini önlemek amacındadır.

b-İzmir Müdafa-i Hukuk-ı Osmaniye:İzmir’in işgalini önlemek için kurulmuştur.

c-Redd-i İlhak Cemiyeti: İzmir’in işgalini önlemek için kurulmuştur.

d-Klikyalılar Cemiyeti:Adana ve çevresinin işgalini önlemek için kurulmuştur.

e-Doğu Anadolu Müdafa-i Hukuk Cemiyeti: Doğu Anadolu’nun Ermenilere verilmesini önlemek için kurulmuştur.

f-Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti:  Karadeniz’de  Rum –Pontus Devleti’nin kurulmasını engellemek için kurulmuştur.

g-Milli Kongre Cemiyeti: Türk halkına  yapılan haksızlıkları basın,yayın yoluyla dünyada duyurmak amacıyla kurulmuştur.Silahlı mücadele yoktur.

 

Milli Cemiyetlerin Ortak Özellikleri

  1.Bölgesel cemiyetlerdir.

  2.Milli direniş bilincini uyarmıştır.

  3.Birbirinden  bağımsızdırlar.

  4.Kuva-yı  Milliye hareketi’nin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Not:Bu cemiyetler Sivas Kongresi’nde  Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk  Cemiyeti adıyla birleştirilmiştir.

             İŞGALLER KARŞISINDA

                     TUTUMLAR

 

A) İŞGALLER KARŞISINDA İSTANBUL’UN TUTUMU:

Padişaha göre İtilaf Devletleri çok güçlü idi. Bunlara karşı koymak mümkün değildi.

Yapılacak iş işgalcileri kızdırmamaktı. Eğer kızarlarsa gitmezlerdi. Padişah tahtını korumak için her istenileni yapmıştır.

 

B) M.KEMAL’İN DÜŞÜNCESİ:

M. Kemal Anadolu’ya geçip, halkı öğütleyip Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak istiyordu.Tam bağımsız bir devlet ancak böyle kurulabilirdi.

 

C) AYDIN’LARIN DÜŞÜNCESİ

Bir kısım  aydın ABD ve İngiliz mandasını savunurken ,bir kısmı da bölgesel direniş hareketlerini benimsiyordu

 

        VE MİLLİ MÜCADELE BAŞLIYOR

 

 


         M.Kemal’in Samsun’a Gönderilmesi

             19 Mayıs 1919

 

Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığında M.Kemal Suriye’de Yıldırım Orduları Grup Komutanıydı.

Samsun ve çevresinde Rum ve Türk çeteleri arasında çatışmalar oluyordu.İtilaf Devletleri bu durumun önlenmesini aksi taktirde Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7.Maddesine dayanarak işgal edileceğini belirttiler.
 

M.Kemal,İstanbul Hükümeti tarafından 9.Ordu Müfettişi olarak geniş yetkilerle Samsun’a gönderildi.
M.Kemal’in Görevleri;
      1. Bölgedeki karışıklıklara son vermek.
      2. Silahların,İtilaf devletleri’ne teslim edilmesini sağlamak.(Mondros Ateşkes Antlaşması’nın İlgili Maddeleri gereğince…)

M.Kemal,bölgede yaptığı 3 Günlük çalışmalar sonucunda İstanbul’a gönderdiği raporda, bölgede karışıklıkları çıkaran-ların Rumlar olduğunu,İngilizlerin ise buna göz yumduğunu bildirdi.

 

              Havza Genelgesi

             28-29 Mayıs 1919

 

-M.kemal,Havza’da İzmir’in işgalini Anadolu’ya duyurmak ve milli bilincin uyanmasını sağlamak amacıyla tüm askeri ve sivil yetkililere genelge gönderdi.Bu genelgede;
            * Halk işgallere karşı protestoya davet edildi.
            * Mitingler düzenlenmesi ancak taşkınlık yapılmaması istendi.

         Önemi:
     ** Bu genelge, Milli Mücadele döneminde yayınlanan ilk ulusal-milli belgedir.
     **  Genelgenin hemen ardından mitingler düzenlendi.Halkın mitinglere katılması,halkın bu genelge vasıtasıyla yapılan çağrıya olumlu cevap verdiğini göstermektedir.

    ** Ulusal birlik ve beraberlik yolunda önemli adımlar atıldı.

    ** Bu genelgenin ardından M. Kemal geri çağrılmış ancak o buna uymamıştır.

                     Amasya Genelgesi

                     22 Haziran 1919


 

-M.Kemal,Ali Fuat Cebesoy,Refet Bele,Rauf Orbay imza-lamış,Kazım Karabekir ile Cemal Paşa’nın da onayı alınmıştır.  

-Bundaki amaç Milli Mucadeleyi bireysellikten çıkarıp halkın isteği haline getirmektir.Birlikteliği ortaya koymaktır.

         Maddeleri:

1-Vatanın bütünlüğü,millitin istiklali tehlikededir.

*Bu madde ile Kurtuluş Savaşı’nın gerekçesi ve açıklanmıştır.

2-İstanbul Hükümeti üzerine aldığı görevi yerine getirememektir.

*İstanbul Hükümetine duyulan güvensizlik ortaya konulmuştur.

3-Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

* Bu madde ile Kurtuluş Savaşı’nın yöntemi açıklanmıştır. İlk kez Milli Egemenlikten bahsedilmiştir.Mücadelenin “Millet” çe yapılacağı vurgusu ortaya konmuştur.

4-Milletin sesini duyurmak için milli bir kurul kurulmalıdır.

* İlk kez “Milli Bir Heyet” ten söz edilmiştir.

5-Sivas’ta milli bir kongre toplanmalıdır.Temsilciler kimliklerini gizleyerek Sivas’a geleceklerdir.

* Milli Mücadele için “Teşkilatlanmak” adına somut bir adım atılmıştır.

6)Askeri birlikler ve sivil örgütler dağıtılmayacak, silahlar İtilaf Devletleri’ne teslim edilmeyecektir.

7) Sivas Kongresi’ne yönelik bütün faaliyetler İstanbul Hükümeti ve İtilâf Devletlerinden gizli olarak yürütülecektir.

 

Önemi:

1) Kurtuluş Savaşı’nın amacı yöntemi ve gerekçesi açıklanmıştır.

2) Milli egemenlik yolunda atılmış ilk adımdır.

3) İstanbul Hükümeti yok sayılmıştır.

4) Belge ihtilal (Halkın Direnişe Davet Edilmesi) beyannamesidir.
 

Not:

Mustafa Kemal Amasya Genelgesi sonrasında Erzurum Kongresi öncesinde  (7-8 Temmuz 1919) hem resmi görevinden hem de askerlikten istifa etmiştir.

 

 

                Erzurum Kongresi

          23 Temmuz-07Ağustos 1919

 

 

-03 Temmuzda Erzurum’a gelen M. Kemal 7-8 Temmuz’da askerlik görevinden istifa etti.

-15. Kolordu Komutanı olan K. Karabekir,İstanbul Hükümeti nin emrine rağmen M. Kemal’i tutuklamayarak onun hizmetinde olduğunu bildirdi.

-Kongreyi Doğu Anadolu Müdafa-i  Hukuk ve Trabzon

Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti düzenlemiştir.Amaç,Mondros’un 24.Mad-desine göre Doğu Anadolu’nun Ermeniler verilmesini önlemekti.

     Maddeleri:

1.Vatan bir bütündür,parçalanamaz.

*Bu madde kongreyi bölgesellikten çıkarmış, ulusal hale getirmiştir.Ayrıca,vatanın bir bütün olarak savunulacağı belirtilerek ,ilk kez Misak-ı Milli’ den bahsedildi.

2)Vatanın bağımsızlığını İstanbul Hükümeti yapamazsa geçici bir hükümet kurulacaktır.

*Bu madde yeni bir devletin oluşum sürecinin başladığı gösterir.Yani, İstanbul Hükümeti’ne karşı Anadolu’da yeni bir bir hükümet kurulacağı ilk kez ifade edilmiştir.

3)Her türlü işgale karşı bütün milletçe karşı koyulacaktır.

4)Kuva - yı Milliye’ yi etkin ,irade –i Milliye-yi hakim kılmak esastır.

* Milli Egemenliğin koşulsuz olarak gerçekleşeceği hakkında ilk kez karar alınmıştır.Bu durum,Cumhuriyete doğru yönelişin olduğunu ortaya koymaktadır.

5)Mebusan Meclisi yeniden açılmalıdır.

6)Ulusal irade ve ulusal güçler padişahlık ve halifelik makamını kurtaracaktır.

*Milli Egemenliğe ters böyle bir kararın alınma sebebi ortamın hazır olmamasıdır. ( Halifelik makamına dokunulmaya-rak onun siyasî ve dini gücünden yararlanılmak istenilmiştir. )

7)Manda ve himaye kabul edilemez.

*Koşulsuz bağımsızlık amaçlanmıştır.

8)Hıristiyan unsurlara siyasi egemenliğimizi ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklardır verilemez.

* Azınlık Hakları ilk kez bir kongrede yer aldı.

* Milliyetçilik düşüncesinin etkili olduğu bu madde ile tam bağımsızlık hedeflenmiştir.
 

 Önemi

1) Toplanış amacı bakımından bölgesel ,alınan kararalar bakımından milli bir kongredir

2) İlk kez milli sınırlardan bahsedildi ve Milli Egemenliğin koşulsuz bir şekilde gerçekleşmesine karar verildi.

3) Temsil heyeti seçildi.

4) İlk kez manda ve azınlıklar konusu ele alınmıştır.

5) Doğu Anadolu’daki yararlı direniş hareketleri birleştirilmiş bu da bütün yurttaki direnişin birleşmesi yolunda ilk adım olmuştur.

6) Kongreden önce görevinden alınan M.Kemal kongreden milli mücadelenin lideri olarak çıkmıştır.

7) Kongrenin başarısı Batı Anadolu’daki direniş hareketini de güçlendirmiştir.

      Not:

Kongreden sonra 9 kişiden oluşan ve başkanlığını M. Kemal ‘in yaptığı bir “ Temsil Heyeti” oluşturuldu.Bu heyet Erzurum Kongresi’nde alınan karar gereğşince Doğu Anadolu Bölgesi için çalışacaktı.Bu heyetin bölgesel olan yetkileri ,tüm Anadolu’yu temsil eder milli bir kimliğe Sivas Kongresi’nde getirilmiştir.

 

 

                 Balıkesir Kongresi

               26-30 Temmuz 1919

 

 

    - Toplanma Nedeni;Batı Anadolu’da Yunan işgalinin genişlemesi üzerine Kuvay-ı Milliye birliklerini harekete geçirmektir.

     Maddeleri:
        Yunan işgaline karşı seferberlik devam edecek.
        Askerlikten kaçanlar cezalandırılacak.
        Merkezi bir heyet kurulacaktır.

 

     Önemi:
- Toplanış amacı ve alınan kararlar bölgeseldir.

 

              Alaşehir Kongresi

              16-25 Ağustos 1919

 

 

- Balıkesir Kongresi’nde alınan kararların gözden geçirilmesi ve daha iyi uygulanabilmesi için toplandı.
      - Yunan işgaline karşı direnişin işgaller bitene kadar devam edeceği kararı alındı.

        Önemi:
- Toplanış amacı ve alınan kararlar bölgeseldir.

- Balıkesir ve Alaşehir Kongreleri’nde alınan kararlarla Yunan Ordusuna karşı “ Batı Cephesi” kurulması fikri ağırlık kazanmış ve bu kongrelerden sonra Anadolu’da Batı Cephesi kurulmaya başlanmıştır.

 

                     Sivas Kongresi

             04-11 Eylül 1919

 

 

- Erzurum Kongresi sırasında oluşturulan Temsil Heyeti kongrenin toplanabilmesi için gerekli çalışmaları yaptı.

- Kongre İstanbul Hükümeti tarafından yasa dışı ilan edildi ve katılanların tutuklanacağı bildirildi.

- Elazığ Valisi Ali Galip, İstanbul Hükümeti tarafından kongreyi basmakla görevlendirildi.

- İtilâf devletleri toplanma halinde Sivas’ı işgal edeceklerini duyurdular.

- Bütün bunlara rağmen kongre 38 delegenin katılımıyla toplandı.

- Sivas Kongresi toplanma şekli ve aldığı kararlar bakımından Milli bir kongredir.

- Yurdun her yanından gelen delegelerin katılımıyla toplandığı için Milli bir meclis gibi çalışmıştır.Bu yönüyle gele-cekte açılacak olan TBMM’nin bir provası niteliğindedir.

- Bu kongrede en çok tartışılan konular ABD Mandası ve Başkanlık Seçimi’dir.

- Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar aynen kabul edildi.

- Tüm yararlı cemiyetler Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirilerek Kurtuluş Savaşı’nın tek elden yürütülmesi sağlandı.

- ABD Mandası reddedildi.”Ya İstiklal,Ya Ölüm” ilkesi benimsendi.

- Temsil Heyeti’nin sayısı 9 ‘dan 16ya çıkarıldı .Ve kurulun yetkileri bütün yurdu kapsayacak şekilde genişletildi.

- Kongre adına Temsil Heyeti,Ali Fuat Paşa’yı Batı Cephesi Kuva-yı Milliye komutanlığına atamakla “Yürütme Görevi” ni yerine getirmiştir.Bu durum Temsil Heyeti’nin bir meclis gibi çalıştığının göstergesi olmuştur.

-“İrade-i Milliye” adlı gazete çıkarıldı.Atatürk,bu gazete için “Benim Gazetem” tabirini kullanmıştır.Gazetenin amacı, kongrede alınan kararları halka duyurmaktı.

 

 Sonuçları

1-) Damat Ferit Paşa Hükümeti,kongrenin toplanmasını engelleyemediği (Başarısızlık) için istifa etti.

2-) İstanbul ile her türlü bağlantılar kesildi.

3-) Temsil Heyeti,Anadolu’nun Milli Mücadele yönetiminde tek yetkili organ oldu.

4-) Sivas Kongresi milletin arzusu ile toplanmış milli bir kongredir.

5-) İstanbul Hükümeti ve İtilaf Devletlerinin Mustafa Kemal ve arkadaşlarını engelleme çabaları sonuçsuz kaldı.

6-) Temsil Heyeti’nin ileride yapacağı Amasya Görüşmeleri için zemin hazırlamıştır.

 

     EGEMENLİK MİLLETİNDİR

 

 

     Amasya Görüşmesi / 20-22 Ekim 1919

 

 

-Hükümeti kuran Ali Rıza Paşa,İstanbul Hükümeti adına temsilci olarak Bahriye Nazırı Salih Paşa’yı Mustafa Kemal ile görüşmek üzere Amasya’ya gönderdi.

-Mustafa Kemal ,Salih Paşa,R.Orbay ve Bekir Sami Bey Amasya Protokolü’ nü (Görüşmeleri) imzaladılar.

 

      Buna Göre;

1-) İşgallere karşı konulacak.

2-) Temsil Heyeti’ne danışılmadan barış görüşmeleri yapılmayacak. 

3-) İstanbul Hükümeti,Temsil Heyeti’ni,Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’ni ve Sivas Kongresi kararlarını resmen tanıyacaktı.

4-) Mebusan Meclisi İstanbul dışında bir yerde toplanacaktır. (M. Kemal İtilaf Devletleri nedeniyle İstanbul’da açılacak meclisin rahat çalışamayacağına inanıyordu.)

5-) Seçimler serbest şekilde yapılacaktır.

6-) Azınlıklara siyasî, sosyal ve ekonomik dengeleri bozucu ayrıcalıklar tanınmamalıdır.

 

        Önemi:

* Amasya Görüşmeleri ile İstanbul Hükümeti,Temsil Heyetini , Erzurum ve Sivas kongrelerinde alınan kararları resmen tanımıştır.

     Not:

* Bu Amasya Protokolu,Bahriye Nazırı Salih Paşa tarafından İstanbul Hükümeti’ne sunulmuş ancak kabul edilmemiştir.Sadece Mebusan Meclisi’nin açılması konusunda görüş birliğine varılmıştır.O da,İstanbul’da açılması koşuluyla kabul eilmiştir.

 

             Temsil Heyeti’nin

      Ankara’ya Gelişi / 27Aralık1919

 

M. Kemal gelişmeleri izlemek  üzere Ankara’ya geldi. M.Kemal’in Ankara’ya gelmesinin nedenleri;
 

1. İstanbul’da açılacak olan Osmanlı Mebusan Meclisi’nin çalışmalarını yakından takip edebilmek.
      2. İstanbul’a gidecek milletvekilleriyle Ankara’da görüşmek.
      3. Batı Cephesi’ndeki gelişmeleri yakından takip edebilmek.
      4. Ankara halkından destek almak.

Neden Ankara?

1-Ankara’nın güvenli olması.

2-Ulaşım ve haberleşme imkanları olması.

3-Batı cephesi’ne yakın olması.

4-İstanbul’da ki gelişmeleri izlemeye elverişli olması.

 

 

          Osmanlı Mebusan Meclisi’nin

           Açılması (12 Ocak 1920) ve Misak-ı

    Mili Kararları’nın Kabulu ( 28 Ocak 1920)

 

 

 

 

 

- Amasya Görüşmelerinde alınan kararlardan yalnızca Osmanlı Mebusan Meclisi ‘nin açılması kabul edildi.O da İstanbul’da açılması şartı ile kabul edilmiştir.

- Bu meclis için tüm Anadolu’da seçimler yapılmıştır.

- M. Kemal de seçimlere katıldı ve Erzurum’dan milletvekili seçildi.Yalnız,İstanbul Hükümeti’nin kendisi ile ilgili olarak almış kararlar ve İstanbul’da İtilaf Devletleri’nin varlığından dolayı (Tutuklanma Gerekçesi) İstanbul’a gitmedi.

 

- Yapılan seçimlere İtilaf Devletleri Neden Müdahale Etmediler ?

 

-Onlara göre Türk Milleti yorgun ve bitkindi.Yeni bir savaşı istemezdi.Onun için M. Kemal yanlılarına oy vermezdi. Veya vermeyeceğini düşündüler.Ancak, tam tersi oldu.Türk Milleti,M.kemal’e olan güvenini yapılan bu seçimlerde göstermiş oldu.

 

- M.Kemal,kendisine bağlı milletvekilleri ile Ankara’da görüşmeler yaptı.Kendilerinden şu isteklerde bulundu .

     
       1-Kendisinin meclis başkanı seçilmesi.

2-Daha sonraki meclis oturum çalışmaları için meclisin Anadolu’da açılmasının sağlanması

3-“Müdafa-i Hukuk” grubunu kurmalarını

4-“Misak-i Milli Kararları” nı kabul etmelerini.

 

        Sonuçları:

* Bununla M. Kemal meclisi kontrolü altına almayı amaçlamıştır.

* M.Kemal başkan seçilemedi.(Osmanlı Mebusan Meclisi’nde,Osmanlı Anayasası =Kanun-i Esasi= ‘na göre, oturuma katılmayan temsilciler, Meclis Başkanı seçimlerine katılma hakkı yoktu.)

*Müdafa-i Hukuk yerine “Felah-ı Vatan” grubu kuruldu.

*Bu mecliste,M.Kemal’in istediklerinden yalnızca Misak-ı Milli kabul edilmiştir.

  

 

 

 

      Osmanlı Mebusan Meclisi’nde kabul edilen Misak-ı Milli Kararları’na göre;

1-Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığında işgal edilmemiş yerler Türk yurdu sayıldı.

2-Ülkemizdeki azınlıklara, dışarıdaki Türkler kadar halklar verilmelidir (Eşitlik)

3-İstanbul ve Marmara Denizi tehlikelerden arındırılırsa serbestçe ticaret yapılabilir.

    * Siyasi ve askeri bağımsızlık vurgulanmıştır.

4-Kapitülasyonlar kaldırılmalıdır.

    * Kapitülasyonlara ilk tepki.

5-Boğazlar ve sınırlar konusundaki şartlar kabul edilirse bize düşecek olan dış borçlar ödenecektir.

6-Kars, Ardahan, Batum ve Batı Trakya’da halk oylaması yapılacaktır.(Buraların çoğunluğu Türk’tü)

 

        Önemi:

    * Erzurum ve Sivas Kongresi kararlarının Meclis-i Mebusan tarafından onaylanması , milletvekillerinin milli mücadeleyi benimsediklerini gösterir.

    * İtilaf Devletleri,kendi kontrollerinde İstanbul’da açılan Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından Misak-ı Milli Kararları’nın kabulüne kızdılar ve 16 Mart 1920’de İstanbul’u işgal ederek meclisi dağıttılar….Bazı milletvekilleriyle tutuklanıp Malta’ya sürüldü.

   * İtilaf Devletleri meclisi dağıtarak Milli İrade ‘yi hiçe saymışlardır.

    * İstanbul’un işgali M. Kemal’i haklı çıkarmıştır.

Çünkü o İstanbul’un güvenli olmadığını söylemiş, meclisin İstanbul dışında toplamasını istemiştir.

    * İstanbul’un işgali,TBMM ‘nin Açılması Süreci’ni hızlandırmıştır.

 

 

 

 

      - Osmanlı Mebusan Meclisi’nde Misak-ı Milli Kararları’nı çıkaran Ali Rıza Paşa Hükümeti , İtilâf Devletlerinin baskısıyla istifa etti. Yerine Salih Paşa Kabinesi kuruldu.


     - 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul resmen işgal edildi.
     - 18 Mart 1920 ‘de Meclis zorla kapatıldı ve yeniden Damat Ferit Hükümeti kuruldu.

        Sonuç:

• Meclisin kapatılması TBMM’nin açılması için zemin hazırladı.
       • İstanbul’un işgali ve meclisin kapatılması Milli Direnişi ve Mücadeleyi daha da kararlı bir hale getirdi.
       • M. Kemal’i kurtuluşun tek çaresi,lideri alarak ortaya çıkardığını gösterir

 

 TBMM’NİN AÇILMASI ve DAHA SONRAKİ
    SÜREÇLERDE TBMM’YE KARŞI ÇIKAN İSYANLAR

 

 

 

 

 

- M. Kemal 191 Mart 1920’de bir genelge yayınlayarak Ankara’da olağanüstü yetkilerle toplanacak olan meclise katılmak üzere her sancaktan 5 milletvekilinin seçilerek 15 gün içinde Ankara’ya gelmesini istedi.
      - İstanbul’daki milletvekillerinden de tutuklanmamış olanların da Ankara’daki meclise katılmalarını istedi.
      - Meclis 23 Nisan 1920’de 120 milletvekili ile ilk oturumunu yaptı.Daha sonra bu sayı katılımlarla 390 ‘a çıktı.
       - İlk meclis “ Olağanüstü yetkilere sahip meclis / Kurucu Meclis” olarak anılır.

 

 

 

-Tarih “24 Nisan Kararları” diye geçen TBMM’nin Çalışma Esasları’nı oluşturan maddeler şunlardır;

 

     1. TBMM’nin üstünde hiçbir güç yoktur.

       ** Milletin üstünlüğü belirtilmiş ve millet egemenliğine dayalı bir yönetim benimsenmiştir.Bu yönetime İstanbul’daki Saltanat ve İstanbul Hükümeti Makamı’nın etki edemeyeceği vurgulanmıştır.
     2. Padişah ve halife içinde bulunduğu zor durumdan kurtulduğu zaman, meclisin belirleyeceği kanuni esaslara göre uygun olan durumunu alacaktır.
       **Saltanat yanlılarını küstürmemek için böyle bir karar alınmıştır.
     3. Hükümet kurmak gereklidir.Geçici kaydıyla da olsa bir hükümet reisi yada padişah vekili atamak doğru değildir.
       ** Ankara’da kurulacak olan meclisin Milli Mücadele adına tek yetkili kurum olduğu belli ediliyor.
     4. TBMM , Yasama ve Yürütme Yetkilerine sahiptir.
      **Güçlerbirliği ilkesinin uygulanacağı ifade ediliyor.*

      **TBMM “İstiklal Mahkemeleri” Kurmasıyla Yargı Yetkisine de sahip olmuştur.
     5. Meclisten seçilecek bir heyet, hükümet işlerini yürütecektir. Meclis başkanı hükümetin de başkanıdır.
     **“Meclis Hükümeti Sistemi” kabul edilmiştir

 

 

 

 

1. İşgallere karşı oluşan direnişi tek bir çatı altında toplayan TBMM,Milli Egemenliği gerçekleştirmiştir.
2. TBMM “Güçlerbirliği İlkesini” benimsemiştir. Bu sebeple Olağanüstü Meclis yada İhtilalci Mecliste denilir.
3. Kurtuluş Savaşı’nı yönettiği için bu meclise, “ Savaş Meclisi” yeni yasalar çıkardığı için de “ Kurucu Meclis” olarak ta adlandırılır.
4. TBMM’nin açılmasıyla “Temsil Heyeti” nin görevi bitmiştir.
5. Yaptığı ilk ve tek inkılap hareketi , 1922 yılında Saltanatın Kaldırılması ‘dır.
6. İlk mecliste iki grup vardır.M. Kemal Yanlıları ve Padişah (Saltanat) yanlıları.
7. İlk siyasî başarısı Gümrü Antlaşması’dır.

 

 

 

 

>> İstanbul Hükümeti’nin Çıkardığı Ayaklanmalar

 
   1. Ahmet ANZAVUR ayaklanması

  2. Kuva-yi İnzibatiye (Halifelik Ordusu)

>> İstanbul Hükümeti ile İtilaf devletleri’nin Birlikte Çıkardığı Ayaklanmalar

   1. Bolu,Düzce,Hendek,Adapazarı Ayaklanmaları

   2. Yozgat Ayaklanması (Çapanoğulları)

   3. Konya Ayaklanması (Bozkır Aşireti Delibaş Mehmet)

   4. Afyon Ayaklanması (Çopur Musa)

   5. Milli Aşireti Ayaklanması (Urfa)

   6. Koçgiri Ayaklanması (Sivas,Tokat)

   7. Şeyh Eşref Ayaklanması (Bayburt)

   8. Cemil Çeto , Ali Batı Ayaklanması (Siirt / Mardin)

 

>> Kuva-i Milliye Yanlısı Olup,Sonradan TBMM’ye

Ters Dönüp Ayaklananlar

   1. Çerkez Ethem (I.İnönü Savaşı’ndan önce

        Yunanlılara Sığındı)

   2. Demirci Mehmet Efe (İkna edildi)

 

    >> Azınlıkların Çıkardığı Ayaklanmalar

    1. Doğu Anadolu’daki Ermeni Ayaklanmaları : Kazım Karabekir tarafından bastırıldı.
    2. Güney Bölgesindeki Ermeni Ayaklanmaları: Adana, Antep, Maraş, Urfa bölgelerinde Fransızların da desteğiyle çıkan ayaklanmalardır.
    3. Doğu Karadeniz’de Rum Ayaklanmaları: TBMM’yi en çok uğraştıran ayaklanma olmuştur.
    4. Batı Anadolu’da Rum Ayaklanması: Düzenli birlikler tarafından bastırıldı.

 

 

 

 

TBMM,Anadolu’da çıkan ayaklanmalara karşı aşağıdaki önlemleri almıştır. 

   1.İstanbul ile tüm ilişkiler kesildi.

   2.Hiyanet-i Vataniye Kanunu çıkarıldı

   3.İstiklal Mahkemeleri kuruldu.

   4.Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi den Fetva alındı.
        Not:

       TBMM İstiklal Mahkemeleri ile yargı gücünü kullanmıştır.

 

 

 

 

1. Zaman, malzeme ve insan kaybı oldu.

2. Milli Mücadele’nin uzamasına neden oldu.

3. TBMM’nin otoritesi arttı.

4. Düzenli ordunun kurulmasına zemin hazırladı.

5. İtilaf Devletlerinin işgallerinin ilerlemesi kolaylaştı.

 

  BARIŞ ANLAŞMASI MI ÖLÜM FERMANI MI ?

 

 SEVR ANTLAŞMASI / 10 AĞUSTOS 1920

 

-İtilaf Devletleri Osmanlı Devletini paylaşma konusunda anlaşamadıkları için en son anlaşması Osmanlı Devleti ile yaptılar.İstanbul Hükümeti, anlaşmayı onaylamakta yavaş ve isteksiz davranınca İtilâf Devletleri yaptırıma başladılar.

Anlaşmanın imzalanmasını çabuklaştırmak için İngilizler Mudanya ve Bandırmaya asker çıkarırken Yunanlılar Bursa Balıkesir ve Edirne’yi işgal ettiler.

-Bu gelişmeler üzerine Sevr kasabasına gönderilen Osmanlı heyeti anlaşmayı imzaladı.
      -Sevr Antlaşması’nı,Osmanlı Mebusan Meclisi kapalı olduğundan , Saltanat Şurası toplanarak kabul etmiş ve yürürlüğe girmiştir.(Bu yönü ile mecliste kabul edilmediğinden geçersizdir.) 

Toplam 433 Maddeden oluşan bu antlaşmanın
              
                      Maddeleri:
      Sınırlar
1. Doğu Trakya ve Batı Anadolu Yunanistan’a verilecek.
2. Bütün Suriye, Mardin, Urfa, Antep Fransa’ya verilecek,
3. Rodos ve 12 ada İtalya’ya, diğer adalar Yunanistan’a verilecek,
4. Arabistan, Musul ve Irak İngiltere’ye verilecek,
5. Güney batı Anadolu İtalya’ya verilecek, (Bu madde,İtalya- nın gönlünü almak için eklenmiştir.)
6. Doğu Anadolu’da Ermeni ve Kürt Devleti kurulacak,
7. Osmanlı Devleti’ne Tokat, Ankara ve İstanbul arası bırakılacak.


       Siyasi
8. İstanbul başkent olarak kalacak ama İtilaf Devletleri’nin istekleri yerine getirilmediği takdirde,o da elinden alınacak,
9. Hicaz bağımsız bir devlet olacak.
10. Boğazlar bütün devletlere savaş zamanında bile açık olacak.Boğazlar Komisyonu kurulacak.
11. Azınlıklar vergi vermeyecek, askerlik yapmayacak.


      Askeri
12. Mecburi askerlik kaldırılacak (Osmanlıyı savunmasız bırakmak için böyle bir madde konulmuştur.)
13. Osmanlı ordusu 50700 kişiden oluşacak, ağır silah olmayacak. (Osmanlıyı savunmasız bırakmak için böyle bir ikinci madde konulmuştur.)
14. Deniz gücü 13 gemiyi geçmeyecek, denizaltı olamayacak. (Osmanlıyı savunmasız bırakmak için böyle bir üçüncü madde konulmuştur.)

      Ekonomik
15. Osmanlı Devleti ağır bir tazminat ödeyecek.
16. Kapitülasyonlardan bütün devletler yararlanabilecek.
17. Osmanlı devleti maliyesi İtilâf Devletlerinin komisyonuna bırakılacak.

 

        Önemi:

A. I.Dünya Savaşı sonrasında imzalanan en son antlaşmadır.
B. I.Dünya Savaşı sonunda imzalandığı halde uygulanamayan tek antlaşmadır. ( Ayastefanos Antlaşması gibi)
C. Misak-ı Milli kararlarına uygun değildir.
D. Osmanlı Devleti’nin imzaladığı en son antlaşmadır.
E. Mustafa Kemal’in haklılığı ortaya çıkmıştır.
ÜNİTE 3 / YA İSTİKLAL , YA ÖLÜM..!
 

Kazanımlar:
     1- Kurtuluş Savaşı’nda  Doğu ve Güney cephelerinde yapılan mücadeleleri,sebep ve sonuçları açısından değerlendirir.

2- Batı Cephesi’nde Kuva-yı Milliye birliklerinin faaliyetlerini ve düzenli ordunun kurulmasını değerlendirir.

3- Kurtuluş Savaşı’nın yaşandığı ortamda  Atatürk’ün Maarif kongresi yaparak Türkiye’nin milli ve çağdaş eğitimine verdiği önemi kavrar.

4- Türk milletinin birlik, beraberlik ve dayanışmasının ifadesi olarak Tekalif-i  Milliye kararlarının uygulamalarını  inceler.

5- Sakarya Savaşı’nın ve Büyük Taarruz’un kazanılma-sında Atatürk’ün rolünü fark eder.

6- Türk milletinin Kurtuluş Savaşı sürecinde elde ettiği askeri başarılarının ulusal ve uluslar arası etkilerini değerlendirir.

7- Örnek eser incelemeleri yaparak dönemin toplumsal olaylarının sanat ve edebiyat üzerine yansımalarını fark eder.

 

 

           İLK ZAFERİMİZ

 

            DOĞU CEPHESİ

 

Emeni Sorunu ilk kez 1878 Berlin Antlaşması ile uluslar arası bir belgede yer aldı.Ermenileri ilk kışkırtan Rusya oldu.Rusya Doğu Anadolu’da bir Ermeni Devleti kurdurarak oradan Sıcak Denizlere inmeyi planlıyordu.İngiltere ise buna engel olmak istiyordu.                                                             

1.Dünya Savaşı sırasında ayaklanan ve Ruslarla birlik olan Ermeniler Suriye’ye (Tehcir Kanunu ile-Zorunlu Göç) göc ettirildi.

Osmanlı Devleti Kafkas Cephesi’nde yenilince Ruslarla birlikte Ermeniler , Doğu Anadolu’nun büyük bir kısmını işgal ettiler.

Buraya gönderilen M.Kemal  Muş ve Bitlis’i geri aldı. Mondros’tan sonra Ermeniler ilerlemeye devam ettiler.  

15.Kolordu Komutanı Kazım Karabekir TBMM’nin emri ile  Ermenileri  Anadolu’dan cıkardı. 03 Aralık 1920’de Gümrü Antlaşması imzalandı.Bu antlaşma TBMM’nin ilk siyası başarısıdır.  Ermeniler Doğu Anadolu’dan toprak talebinden vazgeçtiler.             

TBMM’yi tanıyan ilk devlet Ermenistan olmuştur.Ayrıca Misak-ı Millı’yi ilk tanıyan Sevr’i ilk reddeden devlet te Ermenistan’ dır.

 

                  DESTANLAŞAN DİRENİŞ

 

             GÜNEY CEPHESİ

 

Mondros’tan sonra Adana,Antep,Maraş ve Urfa’yı önce İngilizler işgal etti.Fakat aralarında yaptıkları gizli anlaşma gereği buraları Fransa’ya  bıraktılar.

İngilizlere karşı tepki olmadı.Çünkü İngilizler gelenekleri-mize, yönetime karışmadılar.Oysa Fransızlar geleneklerimize karıştılar,şehrin yönetimini  değiştirdiler,yanlarında getirdik-leri Ermenilerle halka kötü davrandılar.Kaledeki Türk bayrağını aşağıya indirdiler.

TBMM buraya düzenli birlikler göndermedi.Halk kendi  kurtuluşunu kendi yaptı.Ankara’dan yalnızca subaylar gönderildi.Bölgenin savunulmasında aşağıda ismi olan kahramanlarımız öne çıkmıştır.

* Şahın Bey ve Karayılan – Antep     

* Sütçü İmam – Maraş

Fransa 20 Ekim 1921 tarihili Ankara Antlaşması ile Anadolu’dan  çekildi.(Sakarya Savaşı sonunda ).Bu anlaşma ile Hatay hariç güney (Suriye) sınırımız çizildi.

Buradaki  birlikler  Batı Cephesine kaydırıldı.  

 

          İSTİKLAL MİLLETİNDİR

 

         

     DÜZENLİ ORDUNUN KURULMASI

            Ve BATI CEPHESİ

 

Kuva-yı  Milliye’nin yeterli olmaması üzerine düzenli ordu kuruldu.Düzenli Ordunun yaptığı ve kazandığı  ilk savaş I.İnönü savaşıdır.                                                                                                                

 

               BATI CEPHESİ OLAYLARI

 

              Çerkez Ethem Olayı

                       Ocak 1921

 

- Çerkez Ethem’in Kuvay-ı Seyyariye adlı birlikleri gerek Yunanlılara gerekse ayaklanmalara karşı önemli başarılar sağladı.
      - Ancak Çerkez Ethem zamanla disiplinsiz davranmaya başladı.Düzenli ordu birliklerine katılmayı reddetti.Kendisi bir zaman sonra adamları ile birlikte Yunanlıların tarafına geçmiştir.
      - Düzenli ordu birlikleri ile Çezkez Ethem arasındaki savaşı fırsat bilen Yunanlılarla I.İnönü Savaşı yapıldı.

         Not:

  Çerkez Ethem Olayı,TBMM’nin otoritesini zayıflatmış ve Yunan işgalini kolaylatmıştır.Tüm bu olaylar,TBMM ‘nin Düzenli Ordu’yu kurmaktaki haklılığını ortaya koymuştur.


                     1.İnönü Savaşı

                   06-10 Ocak 1921

 

 * Bu savaş öncesinde Çerkez  Ethem ayaklandı.Ve kendisi bir süre sonra adamları ile birlikte Yunanlıların tarafına geçmiştir.

 

     Sebepleri:

 1.Yunanların,Ankara’ yı alıp TBMM’yı dağıtmak istemesi

 2.Yunanların,Sevr’i Türk Tarafına (TBMM) kabul ettirmek istemesi

 3.Yunanların,Yeni Türk ordusunu yok etmek istemesi

 4.Yunanlıların,Megola idea’yı (Büyük Yunanistan-Eski Bizans) hayalini gerçekleştirmek istemesi

 5.İngilizlere layık olduklarını göstermek istemeleri

 

    Sonuçları:

 1.TBMM’nin kurduğu yeni düzenli ordunun yaptığı ve kazandığı ilk savaştır.

 2.TBMM’nin gücü ve otoritesi arttı.

 3.Düzenli orduya olan güvenle birlikte katılım arttı.

 4.TBMM ilk anayasayı kabul ettı.(1921 Anayasası)

 5.İstiklal Marşı (12 Mart 1921)de kabul edildi.

 6.İsmet Paşa albaylıktan generallığe yükseldi.

 7.Londra Konferansı yapıldı.

 8.Rusya ile Moskava Antlaşması imzalandı.


                   Londra Konferansı

                   06-10 Ocak 1921

 

    Londra Konferansı’nın Toplanmasına Etki Eden Nedenler;
1. I.İnönü’nün kazanılıp, Çerkez Ethem İsyanının bastırılması.
2. TBMM’nin Sovyet Rusya’ya yakınlaşması.
3. Toplantıya Osmanlı Hükümeti ve TBMM birlikte çağrılarak fikir ayrılıklarından yararlanmak istenmesi.
4. Sevr Antlaşması’nın hükümlerini hafifleterek,bunları TBMM’ye kabul ettirmek.
5. I.İnönü Savaşı’nda TBMM Güçleri’ne yenilen,dağılan Yunan kuvvetlerine zaman kazandırmak.

     Gelişimi ;

- Fransa ve İtalya’nın isteği ile TBMM’de bu konferansa katıldı.
- Konferansa İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, İstanbul Hükümeti ve TBMM katıldı.
- M.Kemal konferanstan bir sonuç çıkmayacağını bildiği halde TBMM’nin İtilâf Devletlerince resmen tanınmasını sağlamak amacıyla buraya elçi gönderdi.Ayrıca işgallerin haksızlığını dünyaya duyurmak, Misak-ı Milli’nin gerçekleşmesi konusundaki kararlılığı göstermek, Türk halkının gerçek temsilcisinin TBMM olduğunu göstermek istemiştir.


   Önemi / Sonuç ;

1. TBMM, İtilâf Devletlerince resmen tanındı.
2. İtilâf Devletlerinin aralarındaki fikir ayrılıkları daha da belirginleşti.
3. Yunan ordularının toparlanması için zaman kazandırılmıştır.

 

           İlk Anayasanın Kabulü (1921)

                 Teşkilat-ı Esasiye

                    20 Ocak 1921

 

      TBMM’nin açılması yeni bir devletin kurulduğunu göstermek ve TBMM’ye yurt içi ve dışında işlerlik kazandırmak amacıyla ilk Anayasa kabul edilmiştir.

 

   Önemi Maddeleri ;

1. Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur.
2. Yasama ve yürütme yetkileri milletin gerçek temsilcisi olan TBMM’ye aittir.
3. Türkiye Devleti, TBMM tarafından yönetilir. Hükümet “TBMM Hükümeti” adını alır.
4. TBMM illerden seçilen üyelerden oluşur. Seçimler iki yılda bir yapılır.

 

   Önemi:

1. Güçlerbirliği ilkesi benimsenmiştir.
2. Meclis Hükümeti Sistemi benimsemiştir.
3. Savaş Anayasası olduğu için kısadır ve kişi hakları ile ilgili maddeler yoktur.Demokratik ve İhtilalci bir karaktere sahiptir.
 

            Afganistan Dostluk Antlaşması

                    01 Mart 1921

 

TBMM’yi tanıyan ilk İslam ülkesi Afganistan oldu.Bu durum,Asya’da Müslümanlar arasında TBMM’nin tanınması açısından olumlu olmuştur.
      Bu antlaşmanın maddelerine göre;

 

- Bu iki kardeş devlet ve millet, birbirlerinin bağımsızlıklarını tanıyacaklardı.
      - Taraflardan birine yapılacak saldırı diğerine de yapılmış sayılacak ve saldırıyı birlikte ortadan kaldıracaklardı.
      - Kültürel bağları güçlendirmek için Türkiye’den Afganistan’a öğretmen ve subay gönderilecekti.

 

                   İstiklal Marşı’nın Kabulü

                  12 Mart 1921

 

  -Milli Eğitim Bakanlığınca düzenlenen yarışmanın sonucunda Mehmet Akif Ersoy’un kaleme aldığı İstiklal Marşı TBMM tarafından 12 Mart 1920’de onaylanmıştır.
  -Günümüzdeki bestesi Zeki Üngör tarafından düzenlenmiştir.

 

 

                      Moskova Antlaşması

                     16 Mart 1921

 

       Moskova Antlaşması’nın İmzalanmasına
                     Etki Eden Nedenler;
 

      1. Güneyde Fransızlara karşı başarılı olunması
      2. I.İnönü Savaşı’nın kazanılması.
      3. M.Kemal’in diplomatik çalışmaları.
    4. Sovyet Rusya’nın boğazlar ve güney sınırını güvenlik altına almak istemesi.
     5. TBMM’nin mücadelesinde güçlü bir devletin desteğini almak istemesi.
     6. Sovyet Rusya’nın İtilâf Devletlerine olan düşmanlığı.

 

         Antlaşmanın Maddeleri:

     1. Bir tarafın kabul etmediği antlaşmayı diğer taraf kabul etmeyecek.

       • (Sevr’i reddeden ilk Avrupalı devlettir.)
     2. Çarlık Rusya ile Osmanlı arasında imzalanan bütün anlaşmalar geçersiz sayılacak.
       • (Osmanlı Devleti ile ilişkisini kesen ilk Avrupa devletidir.)
     3. Sovyetler Misak-ı Milliyi tanıyacaktır.
       • (Misak-ı Milliyi tanıyan ilk Avrupa devletidir.)
     4. Kapitülasyonlar kaldırılacaktır.
       • (Kapitülasyonların kaldırılmasını kabul eden ilk devlettir.)
     5. Batum Gürcistan’a verilmek şartıyla doğu sınırımız kabul edildi.
      • (Misak-ı Milliden ilk taviz verildi.)

      Önemi / Sonuç ;

1. Sovyet Rusya ve TBMM karşılıklı olarak birbirini tanıdı.
2. Doğu sınırı güvenlik altına alındı.
3. Kurtuluş Savaşı’nda Sovyet Rusya’nın silah ve maddi yardımda bulunması sağlandı

 

                    2.İnönü Savaşı

                23 Mart-1 Nisan 1921

 

1. İnönü Savaşı’nın intikamını almak için harekete geçen Yunanlılar yenildi.

 

    Sonuçları:

1) İtalyanlar ve Fransızlar Anadolu’daki işgal ettikleri yerleri boşaltmaya başladılar.Özellikle İtalyanlar iyice çekilmeye ve işgal ettikleri yerleri boşaltmaya başladılar.

2) Fransa TBMM ile anlaşma yollarını aramaya başladı.

3) Kurtuluş ümitleri arttı.

 

                 Kütahya-Eskişehir Savaşları

                 10-24 Temmuz 1921

 

Gelişimi

 

    - Muharebeye çok iyi hazırlanan Yunanlılar, yeterince güç toplayamayan Türk ordusunu yenilgiye uğrattılar .
    - Türk ordusu M.Kemal’in emriyle Sakarya Nehri’nin doğusuna kadar geri çekildi.
 

            Türk Ordusunun Geri Çekilmesinin Amaçları

1. Daha uygun bir savunma hattı oluşturmak.
2. Daha fazla kayıp verilmesini engellemek.
3. Hazırlık için zaman kazanmak.
4. Yunan ordusunu karargah noktalarından uzaklaştırmak.

           Sonuçları

1. TBMM’nin düzenli birlikleri ilk ve tek yenilgisini almıştır.
2. Eskişehir, Afyon ve Kütahya Yunan işgaline uğramıştır.
3. Ordunun geri çekilmesi Kurtuluş Savaşı’nın kaybedileceği düşüncesini ortaya çıkarmıştır.
4. TBMM’de M. Kemal Paşa’ya karşı muhalefet artmıştır.
5. İtalyanlar ve Fransızlar Anadolu’daki işgal ettikleri yerleri boşaltma işlemini durdurmuşlardır.
6. M.Kemal’e Başkomutanlık Yetkisinin verilmesi ve Tekalif-i Milliye Emirlerinin çıkarılması için ortam hazırlanmıştır.

 

 

             M.Kemal’in Başkomutanlığa Getirilmesi

                 05 Ağustos 1921

     -Türk ordusunun Sakarya’nın doğusuna çekilmesi M. Kemal’e yoğun eleştirilere neden oldu.
     - M. Kemal karşıtları onun ordunun başına geçmesini böylece kaybedilecek bir savaşta onun gözden düşmesini amaçlamışlardır.
     - M.Kemal yanlıları ise içine düşülen durumdan kurtuluşu sadece M.Kemal’e geniş yetkiler vermekle sağlanacağını düşünüyorlardı.
     - M. Kemal TBMM’nin bütün yetkilerinin ve Başkomutanlık Yetkisinin geçici olarak kendisine verilmesi kaydıyla bunu kabul etti.

       - 05 Ağustos 1921 de M. Kemal’e başkomutanlık yetkisi verildi.
            Önemli:

       M. Kemal’in bu kadar geniş yetkiler almasının nedeni bu olağanüstü durumda çabuk karar alarak yine bu kararları çabuk uygulamak istenmesidir.

                          “Anadolu İnsanının Büyük fedakarlığı”

                  Tekalif-i Milliye Kararları

                 07-08 Ağustos 1921

 

    Bu emirler yayınlanarak ordunun ihtiyaç duyduğu şeylerin halk tarafından karşılanması amaçlanmıştır.


          - Bazı önemli maddeleri şunlardır:

           1. Her ilde Tekalif-i Milliye Komisyonları kurulacak.(Bu emirler özellikle Konya,Kastamonu ve Samsun İllerinde iyi bir biçimde uygulanmıştır.)
      2. Her aile orduya çorap, çamaşır, çarık vs. verecek.
      3. Halkın ve tüccarın elinde bulunan giyim ve besin maddelerinin % 40’ına bedeli daha sonra ödenmek şartı ile el konulacak.
      4. Her türlü makine, araç ve gerecin % 40’ına el konulacak.
      5. Binek hayvanların % 40’ına el konulacak.

          Sonuç- Yorum;

- Emirlere uymayanlar için istiklal mahkemeleri yeniden kuruldu.
- Emirle Sakarya Savaşı’na ve daha sonra Büyük Taarruza kadar uygulandı.
• Türk ordusunun kesin zaferi kazanmasında bu emirlerin yeri ve önemi çok büyüktür.

 

 

 

 

 

       Kütahya-Eskişehir Muharebelerinin devam ettiği sırada Ankara’da 180 kişinin katıldığı Maarif ( Eğitim ) Kongresi düzenlenmiştir.

 

              Düzenlenme Amacı:

 

 - Kurtuluş Savaşı’nı kazandıktan sonra yeni Türk Devletinin eğitim politikasını belirlemekti.

 - Kongreye Mustafa Kemal’de katılmıştır. Savaşın en şiddetli döneminde böyle bir kongrenin düzenlenmesi Atatürk’ün eğitime verdiği önemi göstermektedir.

 - Atatürk bu kongrede yaptığı konuşmada “Milli Kimliği- mize zarar veren zararlı fikirlerle mücadele edilmesi “gerek-tiğini vurgulamıştır.

 

                    Dirilişin Destanı
                         Sakarya Savaşı

             23 Ağustos / 13 Eylül 1921

 

 

Sakarya Nehri’nin batısında Batılı Devletlerden destek için bekleyen Yunan Kuvvetleri,Türk Ordusunun hazırlıklarını bitirmeden imha etmek için 14 Ağustosta karşı saldırıya geçti.
      22 gün 22 gece süren savaş sonucunda Türk ordusu önce Yunan kuvvetlerini durdurmuş sonrada taarruza (Saldırı) geçerek Yunan kuvvetlerini Sakarya’nın batısına geri çekilmeye mecbur bırakmıştır.
 

Sonuçları:

1. 1683’den beri süre gelen geri çekilme Sakarya Zaferi ile sona erdi.
2. Kurtuluş Savaşı’nın son savunma savaşıdır.Bu savaştan sonra Türk Ordusu saldırıya geçmiştir.Bu duruma göre,Türkler hücüma,Yunanlılar savunmaya geçmiştir.
3. İtilâf Devletleri arasındaki görüş ayrılıkları arttı. Fransa ile Ankara Antlaşması imzalandı.

4. İngiltere ile esirlerin değiştirilmesi konusunda bir antlaşma imzalandı.
5. Yunan Ordusu İtilâf Devletlerinden almakta olduğu yardım ve desteği yitirdi.
6. İtilâf Devletleri , TBMM’ye barış teklifinde bulunmuşlardır.
7. M.Kemal’e meclis Gazilik ve Mareşallik unvanlarını verdi.
8. Yunanlılar saldırı güçlerini kaybettiklerinden , evvelden Batı Anadolu’da aldıkları yerleri korumak amacıyla savunma önlemleri almaya başladılar.M.Kemal “Hattı müdafa yoktur sathı müdafa vardır.” Emrini bu savaşta verdi.

9. Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan ile Kars Antlaşması yapılarak Doğu Sınırımız son şeklini aldı.

10. İtalya,Anadolu’dan tamamen çekildi.

 

                     Ankara Antlaşması

                   20 Ekim 1921

 

    Sakarya Savaşı’nın kazanılmasının ardından Yunanistan’a olan güvenini kaybeden Fransa , TBMM ile Ankara Antlaşması’nı imzalayarak Anadolu’dan çekilmeyi kabul etmiştir.

       Buna Göre;

    - Anlaşmayla iki taraf arasındaki silahlı çatışma sona erdi.   

    -Esirler serbest bırakıldı. Hatay ve İskenderun Özerklik (İç İşlerinde Serbestlik) verilmesi koşuluyla Fransa yönetimindeki Suriye’ye verildi.

        Önemi- Sonuç:

1. Güney cephesi kapanmış ve buradaki birlikler Batı Cephesi’ne kaydırılmıştır.
2. Fransa TBMM’yi ve Misak-ı Milliyi tanıyan İlk İtilâf devleti olmuştur.
3. Hatay Suriye’ye bırakılarak Misak-ı Milliden ikinci kez taviz verilmiştir.
4. Hatay dışında , Suriye sınırı belirlenmiştir.

  • Hatay’ın Fransa’ya bırakılması Misak-i Milli’den verilen

ikinci tavizdir.(İlk taviz Moskova Antlaşmasında Rusya’ya verilen Batum’dur.)

 

               Hayat Veren Zafer
                       Büyük Taarruz

            Başkomutanlık Meydan Savaşı

             26 Ağustos / 09 Eylül 1922

 

       Muharebe Öncesi Gelişmeler Ve Hazırlıklar

     - Ordu taarruz hazırlıklarına başladı. Araç, gereç, malzeme eksikleri giderildi.
    - M.Kemal Paşa’nın Başkomutanlık yetkileri iki kez daha uzatıldı.
- Türk Taarruzunun Amacı, düşman kuvvetlerini tamamen imha edip, yurttan atmaktır.
- 26 Ağustos’ta başlayan taarruzda düşmen ordusu geri çekildi. Yapılan muharebeler 30 Ağustos ta büyük bir zaferle sonuçlandı.Dağınık bir halde kaçan Yunan ordusu 09 Eylül’de İzmir’de denize döküldü.
- 18 Eylül’de ise bütün Batı Anadolu tamamen düşmen kuvvetlerinden temizlendi.

       Sonuçları:

1. Yunan İşgali sana ermiştir.
2. Kurtuluş Savaşı’nın Askeri Safhası sona ermiştir.
3. Türk Ordusu işgal altındaki Marmara ve Çevresi ile Trakya’ya yönelince İngiliz kuvvetleriyle karşılaşmıştır.
   Böylece Kurtuluş Savaşı’nda ilk defa İngiliz kuvvetleriyle savaş yapma ihtimali ortaya çıkmıştır.
4. İtilâf Devletleri TBMM’ye barış teklifinde bulunmuşlardır.

 

              Savaşa Son Veren Belge
                Mudanya Ateşkes Antlaşması

                   11 Ekim 1922

 

Gelişmeler;
 

      Görüşmelere 03 Ekimde başlanmış ve 11 Ekim’de bitmiştir.
Görüşmelere; İngiltere, Fransa, İtalya ve Türkiye adına İsmet İnönü katılmıştır.

     Yunanistan görüşmelere katılmamış ancak 3 gün sonra onayladığını bildirmiştir.


          Antlaşmanın Maddeleri:

      1. Türk ve Yunan kuvvetleri arasındaki silahlı mücadele sona erecek.
        2. Yunanlılar Doğu Trakya’yı 15 gün içinde boşaltacak. Burası önce İtilâf Devletlerine30 gün sonrada Türk Kuvvetlerine devredilecek.
       3. İstanbul, Boğazlar ve Çevresinin yönetimi TBMM’ye bırakılacak.

         Sonuç / Yorum;

 

1. Kurtuluş Savaşı’nın askeri safhası sona ermiş ve diplomatik safhası başlamıştır.
2. Savaş yapılmadan Doğu Trakya Yunan işgalinden kurtulmuştur.
3. İstanbul, Boğazlar ve Çevresinin de işgalden kurtulması sağlanmıştır.
4. İstanbul’un TBMM’ye devredilmesi , Osmanlı’nın hukuken sona erdiğini göstermektedir.
5. Bu anlaşmayla Lozan’a zemin hazırlanmıştır.

ÜNİTE 4 / ÇAĞDAŞ TÜRKİYE

       YOLUNDA ADIMLAR

 

Kazanımlar:
     1. Millî egemenlik anlayışının pekiştirilmesi sürecinde saltanatın kaldırılmasını değerlendirir.
       2. Sevr ve Lozan Antlaşmalarını karşılaştırarak Lozan’ın sağladığı kazanımları iz eder.
      3. İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararları, millî

ekonomi ve tasarruf bilinci açılarından inceler.
      4. Ankara’nın başkent oluşunun gerekçelerini açıklar.
      5. Türkiye’de  cumhuriyetin ilân edilmesini, demokrasi rejiminin gerekleri ile bağdaştırarak değerlendirir.
      6. 03 Mart 1924’te kabul edilen kanunların gerekçelerini öğrenerek, toplum hayatında meydana getirdiği değişimleri

fark eder.
      7. Atatürk’ün çok partili siyasî hayata verdiği önemi

kavrar .
      8. Şapka ve kıyafet inkılâbını, tekke ve zaviyelerin kapatılmasını, miladî takvim ve uluslar arası saat uygulamasının kabulünü millî kimlik kazanma ve çağdaşlaşma çerçevesinde değerlendirir.
      9. Hukuk alanındaki gelişmeleri, Medeni Kanun’un Türk aile yapısında ve kadının toplumdaki yerinde meydana getirdiği değişiklikleri iz eder.
     10. Kabotaj Kanunu’nu millî egemenlik hakları ve Türk denizciliğinde meydana getirdiği gelişmeler bakımından değerlendirir.
     11. Mustafa Kemal’e suikast girişimini cumhuriyete yönelik tehditler çerçevesinde yorumlar.
     12. Harf inkılâbını ve Millet Mekteplerini, eğitimin yaygınlaştırılması ve çağdaş Türk toplumunun oluşturulması açılarından değerlendirir.
     13. Şeyh Sait ve Menemen olaylarını çağdaş, demokratik

ve laik Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı tepkiler ve uluslararası ilişkiler açısından değerlendirir.
     14. Şehir incelemesi yoluyla Cumhuriyet Dönemi mimarlık

ve şehir planlaması alanında yapılan çalışmalara örnekler verir.
     15. Ölçü ve tartıların değişmesini çağdaşlaşma çerçeve-

sinde değerlendirir.
     16. Atatürk’ün millî kültür ve millî kimlik oluşturmak ve geliştirmek için dil ve tarih alanında yaptığı çalışmaları değerlendirir.
     17. Soyadı Kanunu’nun kabulünün gerekçelerini ve Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadı verilmesini millî kimlik kazanma ve çağdaşlaşma çerçevesinde açıklar.
     18. Atatürk’ün kadınlara sağladığı sosyal ve siyasal hakları dönemin  çeşitli ülkelerindeki kadın haklarıyla karşılaştırarak değerlendirir.
    19. Atatürk Döneminde sağlık alanında yapılan işleri

devletin temel görevleri bağlamında inceler.
     20. Atatürk Orman Çiftliği örneğinden yola çıkarak Atatürk’ün modern tarımın gelişimine ve çevre bilincine

verdiği önemi fark eder. 
     21. Anekdot, fotoğraf ve anılardan yola çıkarak

Atatürk’ün yurt ve okul gezilerini değerlendirir.
    22. Örnek olaylardan yararlanarak Atatürk’ün sanata

verdiği önemi fark eder.

 

 

 

 

 

 

 

 

    SALTANATTAN MİLLİ EGEMENLİĞE

 

---- TBMM‘NİN AÇILMASI ----

23 Nisan 1920
 

İstanbul’un işgali üzerine İstanbul ile tüm ilişki kesildi.

M. Kemal İstanbul’dan kaçan milletvekillerinin TBMM’ye katılabileceğini bildirdi.Bu M. Kemal’in milli iradeye verdiği önemi gösterir.

M. Kemal’in verdiği önerge aynen kabul edilir. Buna göre;

1-TBMM’nin üzerinde bir güç yoktur.

      * Bu madde saltanatın kaldırılıp Cumhuriyet yönetimine geçileceğinin göstergesidir.

2. Hükümet kurmak zorunludur.

  * Bu madde ile İstanbul Hükümeti yok sayılmış Türk Milleti adına söz söyleme yetkisinden mahrum bırakılmıştır.

3. Geçici olarak Hükümet Başkanı yada Padişah Vekili tayin etmek doğru değildir

  * Meclisin üstünlüğü ve sürekliliği vurgulanmıştır.

 

4. TBMM,Yasama ve Yürütme Yetkileri’ni kendinde toplamıştır.

 * Cumhuriyete geçileceği belirtilmiştir.

5. Padişah ve Halifenin durumu,baskıdan kurtulduktan sonra meclis tarafından kanunla belirlenecektir.

 * Milli Egemenliğe aykırı olan bu madde ortama uygun olmadığı için konmuştur.

 

Birinci TBMM ‘nin Özellikleri ele alacak olursak;
 

- Kurucu Meclistir.

- İnkılapçı ve yenilikçidir.

- Olağan üstü yetkilere sahiptir.

- Güçler Birliği ilkesi benimsenmiştir.

-  Meclis Hükümeti sistemi uygulanmıştır.

- Ulusal-Milli bir meclistir. (Azınlıklar yoktur)

- Temsil Heyetinin görevi sona ermiştir.

 

---- TEŞKİLAT-I ESASİYE’NİN KABULÜ ----
1921 Anayasası / 20 Ocak 1921

 

      TBMM’nin açılması yeni bir devletin kurulduğunu göstermek ve TBMM’ye yurt içi ve dışında işlerlik kazandırmak amacıyla ilk Anayasa kabul edilmiştir.

 

   Önemi Maddeleri ;

1. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir

2. Yasama ve yürütme yetkileri milletin gerçek temsilcisi olan TBMM’ye aittir.
3. Türkiye Devleti, TBMM tarafından yönetilir. Hükümet “TBMM Hükümeti” adını alır.
4. TBMM illerden seçilen üyelerden oluşur. Seçimler iki yılda bir yapılır.

 

   Önemi:

1. Güçlerbirliği ilkesi benimsenmiştir.
2. Meclis Hükümeti Sistemi benimsemiştir.
3. Savaş Anayasası olduğu için kısadır ve kişi hakları ile ilgili maddeler yoktur.Demokratik ve İhtilalci bir karaktere sahiptir.
4. Din İşlerinin meclisce yapılması, ilk anayasanın laik olmadığını gösterir.

5. İlk Anayasada,devletin yönetim şekli belli olmadığından Devletin Şekli ile ilgili ifade yer almaz.

    Not:

* Cumhuriyetin İlanı ile Türk devletinin yönetim şeklinin cumhuriyet olduğu hükmü anayasaya eklenmiştir.(1924 Anayasası)

 

---- SALTANATIN KALDIRILMASI ----

01 Kasım 1922

 

Padişah milli mücadeleyi engellemek için her şeyi yapmıştı. M.Kemal saltanatı kaldırmak istiyordu.Ancak ortam uygun değildi.

M.Kemal’ in aradığı fırsat Lozan Antlaşması sırasında ortaya çıktı. İtilaf Devletleri’nin Lozan’a İstanbul Hükümeti’ni çağırması üzerine Saltanat kaldırıldı.

*İtilaf Devletleri Lozan’a TBMM ile İstanbul Hükümeti’ni beraber çağırarak aradaki görüş ayrılığından yaralanmak istiyorlardı.

*Laikliğe Geçişin ilk aşaması olan Saltanatın Kaldırılması ile Milli Egemenlik yolunda önemli bir adım atılmış ve Cumhuriyetin İlanına zemin hazırlamıştır.

 

---- LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI ----

24 Temmuz 1923

 

     İsviçre’nin Lozan kentindeki konferansa TBMM, İngiltere, Fransa,  İtalya, Yunanistan, Japonya, Romanya, Yugoslavya, Belçika ve Portekiz kaldı .Rusya ve Bulgaristan yalnızca Boğazlar konusu görüşülürken konferansa  katıldı.ABD gözlemci bulunurdu.

  • Mudanya’daki başarısından dolayı Lozan’da TBMM’yi İsmet Paşa temsil etti.
  • M. Kemal Misak-i Milli,Ermeni meselesi ve kapitülasyonlardan taviz verilmesini istedi.

 

     TBMM Heyetinin Lozan’daki Amaçları


1. Misak-ı Milliyi gerçekleştirmek.
2. Türk Topraklarında bir Ermenistan Devleti’nin kurulmasına engel olmak.
3. Kapitülasyonları kaldırmak.
4. İtilâf devletleriyle olan sorunlarını çözmek.
5. Yeni Türk Devletinin,tanınmasını,bağımsızlığını sağlamak.
 

         Konferansa Katılan Devletler


   - İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya konferansı toplayan devletlerdir.Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya tamamına katılmıştır.ABD gözlemci sıfatıyla katılmıştır.
  - Sovyet Rusyası ve Bulgaristan ise sadece Boğazlar konuları görüşülürken katılmışlardır.   

 

           Görüşmelerin Kesintiye Uğraması

      - Lozan görüşmeleri22 Kasım 1922’de başlamıştır.

Bu görüşmelerde TBMM, Kapitülasyonlar,Musul,Ermeni Meselesi vs. gibi konularda taviz vermemiştir.

Gerilen ortam nedeniyle görüşmeler 04 Şubat 1923’te kesilmiştir.
- Yeniden savaş ihtimalinin belirmesine rağmen, arabulucuların (İtalya ve Fransa’nın İngiltere’ye Baskı Yapması sonucu) devreye girmesiyle görüşmeler 23 Nisan 1923’te yeniden başlamıştır.
 

------------------------------
Lozan Antlaşması’nın Maddeleri
------------------------------

       1.SINIRLAR:

**  Suriye Sınırı:
- Fransa ile imzalanan Ankara Ant. esas kabul edildi.
       Böylece Hatay sınırlarımız dışında kaldı.

** Irak Sınırı:
- Musul sorunu nedeniyle Irak sınırı belirlenemedi. İngiltere ile ikili görüşmelere karar verildi.
       Lozan’da belirlenemeyen tek sınırdır. 1926 Ankara Ant. ile Musul İngiltere’ye bırakılmıştır.

** Batı Sınırı:
- Meriç ırmağı sınır olarak kabul edildi. Karaağaç savaş tazminatı olarak alındı. Gökçeada ve Bozcaada Türkiye’ye diğerleri silahsızlanmak şartıyla Yunanistan’a verildi.
       Bu günkü Yunan sınırımız çizilmiştir.

       2.KAPİTÜLASYONLAR:

- Kapitülasyonlar tüm sonuçları ile birlikte kaldırılmıştır.
       Ekonomik alanda da tam bağımsızlık kabul edilmiştir.

       3.SAVAŞ TAZMİNATI:

- Yunanistan’dan Karaağaç savaş tazminatı olarak alınmıştır.
      Yunanistan ekonomik sıkıntıda olduğundan burası alınmıştır.

       4.DIŞ BORÇLAR:

- Osmanlı’dan kalan borçlar, Osmanlı’dan ayrılmış olan devletlere paylaştırıldıktan sonra, Türkiye’nin payına düşen kısmının taksitler halinde ödenmesine karar verildi.
- Duyun-u Umumiye İdaresi kaldırıldı.

       5.BOĞAZLAR:

- Boğazlar başkanlığını bir Türk’ün yapacağı uluslar arası bir komisyon tarafından yönetilecek.
- Boğazların her iki yakasında yaklaşık 20 km.lik alanda asker bulundurulmayacak.
- Ticaret gemileri boğazlardan serbestçe geçebilecek.
       Boğazlar Komisyonu’nun varlığı bağımsızlığı zedelemiştir.
       6.ERMENİ SORUNU:

- Ermeni Devleti fikrinden vazgeçilmiştir.

       7.AZINLIKLAR ve NÜFUS MÜBADELESİ:

- Azınlık ayrıcalıkları kaldırılmıştır.Türkiye’de bulunan azınlık-lar Türk uyruklu kabul edilmiştir.
- Batı Trakya’daki Türkler ile İstanbul’daki Rumlar dışında kalanların değiştirilmesine karar verildi.
     Avrupalı devletlerin iç işlerimize karışması önlendi.
     Yunanistan mübadele konusunda sorun çıkardı.

       8.YABANCI OKULLAR SORUNU:

- Yabancı okulların öğreniminin Türk Hükümeti tarafından düzenlenmesi kararlaştırıldı.
     Bu konu daha sonra Türkiye ile Fransa ve Vatikan arasında sorun olmuştur.

       9.PATRİKHANE SORUNU:

- Patrikhane siyasî yetkilerinden arındırılmak şartıyla İstanbul’da kalmasına karar verildi.
     Patrikhaneden kaynaklanan Hıristiyan halkın bazı imtiyazları Medeni Kanunun kabulü ile ortadan kaldırıldı.

       10.İSTANBUL’UN DURUMU:

- İtilâf Devletleri İstanbul’u altı hafta içinde boşaltacaklar.
              ------------------------------
          Lozan Konferansında Çözülemeyen Sorunlar
          ------------------------------


1. Musul ve Hatay sınırlarımız dışında kalmıştır.
2. Boğazlar üzerinde tam hakimiyet sağlamamıştır.
3. Batı Trakya ve Ege adaları geri alınamamıştır.
4. Patrikhane ülke dışına çıkarılamamıştır.

              ------------------------------
            Lozan Antlaşması’nın Önemi ve Sonuçları
          ------------------------------



1. Osmanlı Devleti’nin sona erdiği resmen kabul edilirken yeni Türk Devleti uluslar arası alanda tanınmıştır.
2. Kurtuluş Savaşı’nın askeri zaferi böylece, siyasî bir başarı haline geldi.
3. Misak-ı Milli büyük ölçüde gerçekleşti.
4. Yapılacak olan inkılaplar için zemin hazırlandı.

 

---- ANKARA’NIN BAŞKENT OLUŞU ----

13 Ekim 1923

 

      27 Aralık 1919'da Temsil Heyeti'nin Ankara'ya gelmesi ile, bu şehir Millî Mücadele'nin karargâhı olmuştu.23 Nisan 1920 de TBMM’nin Ankara'da açılmasıyla yeni Türk Devletinin temelleri atıldı.Kurtuluş Savaşı buradan yönetildi.Böylece Ankara,fiilen başkent durumuna geldi.

     Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanmasından sonra.İtilâf Devletleri'nin askerleri İstanbul'dan çekildiler.İstanbul'un işgalden kurtulması ile yeni devletin başkentinin neresi olacağı tartışılmaya başlandı. azı kişiler İstanbul'un başkent yapılma-sını istiyorlardı.Ancak meclisin Ankara'da açılması,buraya fiilen hükümet merkezi olma niteliği kazandırmıştı.

      Ayrıca Ankara, Türkiye'nin merkezinde, askerî ve coğrafî özellikleriyle başkent olabilecek konumdaydı.

     İsmet Paşa (İnönü), bir kanun teklifi hazırlayarak TBMM Başkanlığı'na sundu. "Türkiye Devleti'nin başkenti Ankara'dır." şeklindeki bir maddelik kanun teklifi kabul edildi (13 Ekim 1923). Kanunun yürürlüğe girmesiyle Ankara yeni Türk devletinin başkenti oldu.

 

---- CUMHURİYET’İN İLANI ----

29 Ekim 1923

      Saltanatın kaldırılıp, halifeliğin (Hilafet) kaldırılmaması, devlet başkanlığında tehlikeli bir belirsizlik yaratmıştı. Mustafa Kemal’in Ekim başlarında Cumhuriyet’i ilân edeceğine dair haberler dolaşmaya başladı     
      Mustafa Kemal,28 Ekim 1923 akşamı,Çankaya’da vermiş olduğu yemek sırasında hazır bulunanlara “Yarın Cumhuriyet’i ilân edeceğiz.” dedi. Gece, Mustafa Kemal, İsmet Paşa ile Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu’nun (1921 Anayasası) bazı maddeleri hakkında değişiklik teklifi hazırlamayı ve kanuna “Türkiye Devleti’nin Yönetim Şekli Cumhuriyet’tir.” ifadesinin konması kararlaştırıldı.
      29 Ekim 1923’te,TBMM saat 18:00’de toplandı.
Teşkilât-ı Esâsiye Yasası’ndaki bazı değişiklikler ve Cumhuriyet İlânının görüşülmesine sıra gelmişti. Saatlerce süren görüşmelerden sonra Mustafa Kemal gece saat 20:30’da hiç aleyhte oy olmaksızın 158 oyla Cumhuriyetin Kabulüyle Cumhurbaşkanı seçildi.

---- HALİFELİĞİN KALDIRILMASI ----

                       03 Mart 1924
 

Halifelik ile cumhuriyet  bağdaşmıyordu. Ayrıca halife Abdülmecit’in davranışları bardağı taşıran son damla oldu.(Ödeneğini az buluyor,cumhuriyet karşıtları ile görüşmeler yapıyor,gösterişli törenler yapıyordu.)  
                                                                          

     Sonuçlar:

a- Laikliğe geçişte önemli bir adım atıldı.

b- İnkılap süreci hızlandı.

c- Ümmetçilik Anlayışı sona erdi.

 

---- ÇOK PARTİLİ REJİM DENEMELERİ ----

                    1923-1930

    - Demokrasinin en önemli özelliklerinden biride çok partili yönetimdir.
    - İlk mecliste partiler yoktu ama farklı gruplar vardı.
    - M. Kemal 10 Mayıs 1921’de “ Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubunu” kurdu.
    - M. Kemal karşıtları ise “Muhafaza-i Mukaddesat” grubunu kurdular.
        Bundan sonra M. Kemal yanlılarına Birinci Grup, diğerlerine ise İkinci Grup denilmiştir.

 

     1-Cumhuriyet Halk Fırkası

         Kurulma Nedenleri:
- İkinci Mecliste (1923-1927) çoğunluğu sağlayarak,inkılap-lar için ortam hazırlamak.
- İnkılapları halka anlatacak ve onları aydınlatacak kadroyu oluşturmak.
     Özellikleri:
- 1924’te Cumhuriyet Halk Fırkası, 1935’te ise Cumhuriyet Halk Partisi adını almıştır.
- Türkiye Cumhuriyeti’nin İlk partisidir.(İktidar Partisi)
- İnkılapları gerçekleştiren parti olmuştur.
- 1946 yılına kadar seçimlere tek başına girmiştir. 1924 ve 1930’da çok partili sistem denenmesine rağmen başarılı olunamamıştır.
- 1950 yılına kadar 27 yıl aralıksız iktidarda kalmıştır.
- 1938’e kadar başkanlığını M.Kemal, 1938-1950 arasında ise İsmet İnönü yapmıştır.
- Sosyal alanda, halkçılık, ekonomik alanda, devletçilik, yönetim alanında ise laiklik ilkelerini savunmuştur.

       Ordunun Siyasetten Ayrılması:
- 03 Mart 1924’te kabul edilmiş olan bir yasayla, hükümette yer alan “Genelkurmay Başkanlığı” siyaset dışında bırakılmıştır.
- 19 Aralık 1924’te alınan bir kararla, askerlerin görevleri devam ederken milletvekili olamayacaklarına dair yasa kabul edilmiştir.
           Böylece ordunun siyasetle olan bağı kesilmiştir.

             2-Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası
                      Ve Şeyh Sait İsyanı

         Özellikleri:

- 17 Kasım 1924’te Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy,Rafet
Bele,Rauf Orbay,Adnan Adıvar gibi isimlerin bir araya gelmesi ile kuruldu.
- Fırkanın başkanlığına K.Karabekir getirildi.
- Cumhuriyet tarihinin ikinci partisidir. Aynı zamanda ilk muhalefet partisidir.
- Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası muhalefeti zamanla sertleşti. Gerilen ortamda tabancalar bile patladı ve Halit Paşa vuruldu.
- Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası ‘nin parti programında, “ Cumhuriyet ilkesini, liberalizmi, demokrasiyi benimse-dikleri ve dini inançlara saygılı oldukları” belirtilmiştir.
- Devrimci değil ıslahatçı (Yenilikçi) bir yapıya sahiptirler.
- Şeyh Sait İsyanında parmağı olduğu gerekçesiyle
05 Haziran 1925’te kapatılmıştır.

      Şeyh Sait İsyanı / 13 Şubat 1925
    ============================
    Nedenleri;

1. Halifelik ve Saltanat yanlılarının kışkırtmaları.
2. Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası’nin, Cumhuriyet aleyhindeki tutum ve davranışları.
3. İngilizlerin Şeyh Sait ve yanlılarını kışkırtarak Musul sorununun İngiltere lehine sonuçlanmasını sağlamak istemesi.
4. Yapılan inkılapların halk tarafından tam olarak anlaşılamamış olması.
5. Güneydoğu Anadolu’da İngiltere destekli bir Kürt Devleti kurulmak istenmesi.

    Gelişimi;

     Musul’un Türkiye’nin eline geçmesini istemeyen İngiltere-nin kışkırtması ve desteği sonucu Şeyh Sait ; “Din Elden Gidiyor” sloganıyla Diyarbakır’ın Ergani ilçesinin Piran Köyünde 13 Şubat 1925’te ayaklanmayı başlattı.

    Kısa sürede Genç, Elazığ, Diyarbakır ve Bitlis’e yayıldı. İsyan bastırılamayınca Başbakan Fethi Okyar istifa etti.     
    Yerine İsmet İnönü Hükümeti kuruldu.Bu dönemde ;

       ** 04 Mart 1925’te Takrir –i Sükun Kanunu çıkarılarak Olağanüstü Hal ilan edildi.
       ** İstiklal Mahkemeleri yeniden kuruldu.

    Sonuçları;

- Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası , isyanda rol aldığı gerekçesiyle 05 Haziran 1925’te kapatıldı.
     Böylece çok partili hayata geçiş denemesi başarısız-lıkla sonuçlanmış oldu.
- İngiltere bu isyanı kullanarak Musul sorununu Türkiye aleyhine sonuçlanmasını sağlamıştır.
- Şeyh Sait İsyanı, Cumhuriyet rejimine yönelik ilk isyandır. (Laik düzene yönelik ilk isyan hareketidir.)

      Atatürk’e Suikast Girişimi / 16 Haziran 1926
    ====================================

   - 16 Mart 1926’da İzmir’e gidecek olan M. Kemal’e bir suikast tertiplenmiştir.
   - Planın haber verilmesi üzerine suikastçılar yakalanmış ve İstiklal Mahkemelerinde yargılanarak cezalandırılmıştır.
   - Bu girişimin amacı, inkılapların yapılamasına engel olmak ve laik rejimi yıkmaktır.

               3-Serbest Cumhuriyet Fırkası
                      Ve Menemen Olayı

         Kurulmasının Nedenleri:

1. Cumhuriyeti ve Milli Egemenliği daha iyi uygulayabilmek.
2. Halkın her kesiminin görüşlerini mecliste yansıtabilmek.
3. Hükümeti denetleyerek daha iyi çalışmasını sağlamak.   

        Özellikleri:

- Serbest Cumhuriyet Fırkası, 12 Ağustos 1930’da Fethi Okyar tarafından kurulmuştur.
- Ekonomide liberalizmi savunmuştur.
- Kurucuları, Cumhuriyetçi, İnkılapçı (Yenilikçi) ve Laik kişilerdir.
- Serbest Cumhuriyet Fırkası, zamanla inkılap karşıtlarının toplandığı bir yer haline geldi.Bu durumu fareden Fethi Okyar 17 Aralık 1930’da partiyi feshetti.
• Parti kapatıldıktan bir hafta sonra Menemen Olayı meydana geldi.
• Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kendi kendini kapatması ikinci kez Çok Partili Hayatı kesintiye uğratmıştır

  Menemen OLayı / 23 Aralık 1930
    ============================

    Nedeni;

- Cumhuriyet ve laik düzeni benimsemeyen grupların rejimi yıkıp kendi sistemlerini getirmek istemeleri.
   

Gelişimi:

     Nakşibendi Tarikati’ne mensup Derviş Mehmet “Din elden gidiyor, şeriat isteriz” sloganıyla ayaklandı.Asteğmen (Matematik Öğretmeni) Kubilay şehit ettiler.

    Sonuçları;

- İsyan bastırılmış ve suçlular yakalanarak cezalandırılmıştır
- Bu isyan cumhuriyet tarihinde rejime yönelik olarak çıkan ikinci isyandır.
- Türkiye’de Çok Partili Hayata geçişi geciktirmiştir.
-  Yaşanan 2 olay (Şeyh Sait İsyanı ve Menemen Olayları) Türkiye’de henüz Çok Partili Rejim için ortamın uygun olmadığını göstermiştir.

 

 

 

   Amaçları

1. Devletin ekonomik bağımsızlığını sağlamak.
2. Sanayii geliştirmek, modern araçları ve tesisleri ülkeye kazandırmak.
3. Ekonomide millileşmeyi sağlayarak, yabancı sermayeye bağımlılığı ortadan kaldırmak.
4. İktisadi kurumları ve girişimleri devletleştirmek.
5. Özel teşebbüsü desteklemek.

   İzmir İktisat Kongresi / 04 Şubat 1923
 

     Lozan görüşmelerinin kesintiye uğradığı dönemde
( 04 Şubat 1923 ), İzmir’de yeni Türk devletinin ekonomik durumunu görüşmek üzere toplandı.1135 kişinin katıldığı bu kongre Misak-ı İktisadi ( Ekonomik Milli Yemin ) kabul edildi.
    Bu kongrede alınan en önemli kararlar;
 

      1. Yerli malı kullanılması sağlanmalıdır.
      2. Teknik eğitim geliştirilmelidir.
      3. Hammaddesi yurt içinde olan sanayi kolları geliştirilmelidir.
       4. Küçük imalattan büyük işletmelere geçilmelidir.
       5. Bir devlet bankası kurulmalıdır.
       6. Özel teşebbüsün geçekleştiremediği yatırımlar devlet aliyle yapılmalıdır.

   Ekonomi Alanında Yapılan Diğer Yenilikler
 

  • 1933’te 5 yıllık kalkınma planı hazırlandı.Fakat

   1938’de hazırlanan 2. Plan 2.Dünya savaşı nedeniyle   

   uygulanamadı.

  • Özel sermaye çok olmadığından Karma Ekonomi modeli

   benimsendi.

  • Aşar Vergisi kaldırıldı.Bu verginin kaldırılması ile

    Köylüyü ağır vergi yükünden kurtarmak ve tarımsal  

    üretimi arttırmak amaçlanmıştır.

  • Kabotaj Kanunu ile limanlarımız arasındaki taşımacılık

   Türklere verildi.( Türk sularında taşıma haklarının Türklere ait olduğunu ilan eden yasa)

  • Bir çok yabancı kuruluş devletleştirildi.
  • Ziraat okulları açıldı.
  • Örnek çiftlikler kuruldu.
  • Toprak Reformu yapıldı.
  • Ziraat Bankası kuruldu.
  • Makineleşmeye önem verildi.
  • İş Bankası kuruldu.
  • Yerli sanayiyi korumak için gümrük vergileri yükseltildi
  • Teşvik-i sanayi kanunu kabul edildi.
  • MTA ( Maden tetkik Arama ) kuruldu.
  • Etibank kuruldu.
  • Sümerbank kuruldu.

 

 

 

   Amacı


       Atatürk’ün toplumsal / sosyal hayatta meydana getirdiği değişim,Türk Toplumun hayatını çağdaşlaştırmaya ve millileştirmeye yöneliktir.

 

       Sosyal Alanında Yapılan Yenilikler

Kılık kıyafette yenilik(25 kasım 1925) Kastamonu’da

şapka inkılabının yaptı.1934 yılında din adamlarının ibadethaneler dışında dini kıyafet giymelerini yasakladı.

  •  Tekke,zaviye ve türbelerin kapatılması(30 Kasım

1925)

  •  Takvim saat ve ölçülerde yapılan inkılaplar: Uluslar

arası ilişkileri düzenlemek amacıyla Miladi Takvim, Alafranga saat sistemine geçildi.Uzunluk ölçüsü olarak metre ,ağırlık ölçüsü olarak kg kabul edildi.Hafta tatili Pazar oldu.

  •  Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)

 

 

 

  • Teşkilat-ı Esasiye (1921 ve 1924 Anayasaları)
  • Medeni Kanun(17 şubat 1926) Mecelle kaldırılarak yerine İsviçre Medeni Kanunu kabul edildi.Çünkü İsviçre Medeni Kanunu en son, en modern,yapımıza en uygun medeni kanun olduğu için kabul edildi.
  • Medeni Kanunla laiklik yolunda önemli bir adım atılmış ve hukukta birlik sağlanmıştır.
  • Ayrıca İsviçre’den Borçlar Kanunu,Almanya’dan Ticaret Kanunu,İtalya’dan Ceza kanunu Fransa’dan İdare Kanunu alındı.

 

 

 

 

 

  • Tevhid-i Tedrisat (Öğrenim Birliği) Kanunu
  • Latin Harflerinin kabulü

      24 kasım 1928 de TBMM Atatürk’e başöğretmen unvanını verdi.Bu 1981 den itibaren öğretmenler günü olarak kutlanmaktadır.

  • Türk Tarih Kurumunun kurulması (15 Nisan 1931)    

     ** Türk tarihini araştırmak için kuruldu.

  • Türk Dil Kurumunun kurulması (12 Temmuz 1932)

     ** Türkçe’yi yabancı dillerden kurtarmak için kuruldu.

          << Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu, Milliyetçilik İlkesi doğrultusunda yapılmış yeniliklerdir. 

 

 

 

 

ÜNİTE 5 / ATATÜRKÇÜLÜK

 

Kazanımlar:

1. Atatürkçülüğün amaç ve niteliklerini kavrar.
      2. Dönemin koşullarını göz önünde bulundurarak, dünyada ve ülkemizde Atatürk’ün düşünce sisteminin oluşmasında etkili olan olaylar hakkında çıkarımlarda bulunur.
      3. Millî güç unsurlarının Atatürk’ün yönetim anlayışındaki yerini ve önemini kavrar.
      4. Cumhuriyetçilik ilkesinin önemini ve cumhuriyet yönetiminin Türk toplumuna sağladığı faydaları kanıtlara dayalı olarak açıklar.
      5. Bir Türk vatandaşı olarak cumhuriyetin kendisine kazandırmış olduğu hak ve sorumlulukları fark eder.
      6. Atatürk’ün millîyetçilik ilkesinden yola çıkarak millî birlik ve beraberliğin önemine inanır.
      7. Millî egemenlik, eşitlik, adalet, demokratik hak kavramlarını Atatürkçü düşünce sistemindeki halkçılık ilkesi ile ilişkilendirir.
      8. Ulusal ve uluslararası faktörlerin devletçilik ilkesinin benimsenmesindeki etkisini değerlendirir.
      9. Devletçilik ilkesinin devlete sosyal ve kültürel alanda yüklediği görevleri açıklar.
      10. Lâiklik ilkesinin devlet yönetimi, hukuk ve eğitim sistemi ile sosyal alanda meydana getirdiği değişimlerden yola çıkarak bu ilkenin temel esaslarını fark eder.
      11. İnkılâpçılık ilkesini, Türk ulusunun millî kültür değerlerini geliştirerek çağdaşlaşmasının bir aracı olarak kavrar.
      12. Atatürk ilkelerinin amaçları ve ortak özellikleri hakkında çıkarımlarda bulunur.
      13. Atatürkçü düşünce sisteminden yola çıkarak, Atatürk ilke ve inkılâplarını oluşturan temel esasları belirler.
      14. Atatürk ilkelerinin modern Türkiye’nin kuruluş ve gelişmesindeki yerine ve önemine inanır.
      15. Atatürk ilke ve inkılâplarına sahip çıkma ve bunların devamlılığını sağlama konusunda kişisel sorumluluk alır.

 

 

              TÜRK ÇAĞDAŞLAŞMASI

 

 

    ATATÜRK’Ü ETKİLEYEN OLAYLAR
                 VE FİKİRLER:

 

Atatürk'ün düşünce sistemini oluşturmasına neden olan etkenlerden birincisi ,Osmanlı  Devletinin  sosyal, siyasal  ve ekonomik  durumudur.İkincisi ise, Dünyada meydana gelen olaylardır.
 

Atatürk'ün düşünce sistemini oluştururken birinci olarak, Osmanlı  Devletinin  şu  sosyal, siyasal  ve ekonomik durumlarından etkilenmiştir.
 

Osmanlı Devleti, mutlakıyet ve sonrada meşrutiyetle yönetilen  bir devletti. Ülkeyi yönetme yetkisi tek başına  padişaha aitti(Mutlakiyet). Devletin son dönemlerinde meşrutiyet yönetimi kabul edilmişti. Ama padişah ve İstanbul Hükûmeti ülkeyi iyi yönetememişti ve devlet zayıflamıştı.

Devletin zayıflamasıyla, Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti üzerindeki siyasal baskılarını   arttırmaları.

Fransız İhtilâli ile yayılan milliyetçilik  düşüncesinin etkisiyle ve Avrupa devletlerinin de kışkırtmasıyla ; Osmanlı Devleti içindeki azınlıkların(Rumlar,Sırplar,Ermeniler), kendi devletlerini kurmak için  ayaklanmaları ve Osmanlı Devletinden ayrılmaları.

Kapitülasyonlar ve uzun süren savaşlar nedeniyle Osmanlı Devletinin ekonomisinin bozulması ve Avrupa Devletlerine bağımlı hale gelmesi.

Kötü ekonomik şartlardan ve eğitimsizlikten dolayı Osmanlı Halkının zor durumda olması.

Birinci Dünya Savaşından sonra imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşmasıyla , Osmanlı ordusunun dağıtılması ve ülkenin işgal edilmesi.

Atatürk'ün düşünce sistemini oluştururken ikinci  olarak , Dünyada meydana gelen şu olaylardan etkilenmiştir:

Fransız İhtilali sonucunda ortaya çıkan özgürlük,bağımsızlık,milliyetçilik,demokrasi ve laiklik(din ve devlet işlerinin ayrılması) gibi fikirlerden etkilenmiştir.

Avrupa’da Rönesans’tan ortaya çıkan akılcı ve bilimsel düşüncelerden etkilenmiştir.

Dünyada dini esaslara göre yönetilen  devletlerin yerine ; din ve devlet işlerinin ayrıldığı laik devletlerin kurulmasından  etkilenmiştir.

Dünyada mutlakiyet ve meşrutiyet  yönetilen devletlerin yerine ; halk egemenliğine dayanan demokratik devletlerin kurulmasından etkilenmiştir.

 

 

        ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ

 

 

Temel esasları Atatürk tarafından belirtilen; düşünce hayatı, ekonomik yaşam, devlet yönetimi ve toplumun temel kurumları ile ilgili gerçekçi düşünce ve ilkelere Atatürkçülük denir. Bu ilkeler, birbiriyle tutarlı ve uyumlu bir bütün oluşturduğundan Atatürkçü düşünce sistemi adını alır.
 

 Atatürkçülüğün Nitelikleri :
 

  1. Milli  birlik ve ülkenin  bütünlüğüne önem verir.
  2. Egemenliğin(yönetim gücünün), millete ait olmasını esas alır.
  3. Bağımsızlık ve özgürlükten yanadır.
  4. Türk toplumunu , çağdaş uygarlık  seviyesinin üzerine çıkarmayı amaçlar.
  5. Akılcı  ve  bilimseldir.
  6. Yurtta ve  dünyada barıştan yanadır.
  7. Gelişmeye ve yeniliklere açıktır.
  8. Dünyadaki  insanlığın  ortak değerlerini taşıdığı için evrenseldir.
  9. Atatürk ilkeleri bir  bütündür ; tek tek değerlendirilemez.
  10.  

 

             ATATÜRK İLKELERİ

 

Türkiye Cumhuriyetinin ve Atatürkçülüğün  temel olan ve 1937 yılında anayasamıza konulan Atatürk  ilkeleri şunlardır:
 

      1-    Cumhuriyetçilik                    2-  Milliyetçilik

  1. Halkçılık                               4- İnkilapçılık

5-   Laiklik                                  6-  Devletçilik

       CUMHURİYETLE BİR MİLLETİZ

    CUMHURİYETİN VATANDAŞLARIYIZ

 

1-CUMHURİYETÇİLİK:

 

Devlet yöneticilerinin , halkın oyuyla  belli bir süre için seçildiği ; millet egemenliğine(yönetim gücüne) dayanan yönetim şekline  Cumhuriyet denir.

Cumhuriyetçilik , cumhuriyet yönetimini benimsemek , korumak  ve  yaşatmak demektir.
 

Atatürk'e göre "Türk ulusunun karakter ve âdetlerine en uygun olan yönetim, cumhuriyet yönetimidir." Çünkü cumhuriyet; ulusun egemenliğini devletin yurttaşa ve yurttaşın devlete hak ve görevlerini en iyi düzenleyen devlet biçimidir. Cumhuriyetçiliğin başta gelen niteliğini Atatürk, "Egemenlik kayıtsız ve şartsız ulusundur." diye belirtmiştir.
 

Atatürk’ün  Cumhuriyetçiliği , Demokrasiyi  temel alır  ve şu esaslara dayanır:
 

  1. Egemenlik (yönetim gücü), millete aittir.
  2. Devlet yönetiminde son söz , milletin seçtiği meclistedir.
  3. Millet adına yasaları , meclis (yasama organı) yapar.
  4. Halk , yöneticilerinden memnun olmazsa , belli bir süre sonra başkalarını seçebilir.
  5. Millet , seçme ve seçilme hakkını kullanarak devlet yönetimine katılır.

 

Atatürk'ün cumhuriyetçilik ilkesi doğrultusunda anayasamızın birinci maddesinde "Türkiye Devleti bir cumhuriyettir." ifadesi yer almıştır. ikinci maddede de,  cumhuriyet yönetiminin niteliği olarak , “Türkiye Cumhuriyeti Devleti  demokratik,laik ve sosyal bir hukuk devletidir”  ifadesine yer verilmiştir. Anayasamızdaki bu maddeler değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

 

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin her alanda geliştirilmesinde ve korunmasında Türk Gençliğini temel bir güç kaynağı olarak düşünür. Çünkü, gençlik bir ülkenin geleceğidir. Bu nedenle Atatürk, en büyük eserim dediği  Cumhuriyet’i , iç ve dış  tehditlere karşı Türk Gençliğine emanet etmiştir.Bizler , bu emaneti korumak ve yaşatmak için  görevlerimizi en iyi şekilde yapmalıyız.

 

         NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
 

2-MİLLİYETÇİLİK:

 

Milliyetçilik ilkesi, millî birlik ve beraberliğimizi güçlendirmeye yöneliktir.
 

Atatürk'e göre millet (ulus), "dil, kültür ve duygu birliği ile birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu siyasî ve sosyal bütündür." Ülke sınırları içinde yaşayan tüm insanlar; din, mezhep ve etnik köken bakımından hiçbir ayrılık gözetilmek-sizin Türk sayılır.
      Bu nedenle Atatürk milliyetçiliğine göre "Ben Türküm." diyen herkes Türk’tür. Atatürk, "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkına Türk ulusu denir." diyerek bu durumu ifade etmiştir. Atatürk, ülke sınırları içindeki tüm Türk vatandaşlarını birleştirmeye, millî birlik oluşturmaya çalışmıştır. 

Atatürk milliyetçiliği; Türk ulusunu sevmeye,  ve onun mutluluğu için çalışmaya dayanır.
 

Atatürk milliyetçiliği, ırklılığa karşıdır. Atatürk’ün  tüm halkımızı içine alan  Ne  Mutlu Türküm Diyene” sözü bu durumu ortaya koymaktadır.
 

Atatürk milliyetçiliğinin özellikleri  şunlardır:
 

  • Birleştirici ve bütünleştiricidir.
  • Vatanın bütünlüğünü ve milletin bağımsızlığını savunur.
  • İnsanlığa değer verir.
  • Barışçıdır.
  • Başka milletlere saygılıdır.
  • Irkçılığa karşıdır.

 

            HALKÇILIKLA EŞİTLİĞİ SAĞLAMA

 

 

3-HALKÇILIK ( Eşitlik ):

 

Halk, bir ülkedeki vatandaşların  bütünüdür. Atatürk, halk ve ulus sözcüklerini aynı anlamda; sınıf ayrıcalıklarının olmadığı toplum anlamında kullanıyordu.

Atatürk’ün Halkçılık ilkesine göre ; insanlar  zengin-fakir, kadın-erkek ,patron-işçi  gibi sınıflara ayrılmadan  eşit olarak kabul edilir.

Atatürk "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkına Türk ulusu denir." demiştir. Burada da belirtildiği gibi halkçılık ilkesi, milliyetçilik  ve cumhuriyetçilik ilkeleri sonucu ortay çıkmıştır ve bunlar  birbirini tamamlayan ilkelerdir.

 

Atatürk’ün Halkçılık ilkesinin özellikleri şunlarıdır :
 

  • Halkçılık ilkesine göre , herkes kanunlar önünde eşittir.
  • Ülkede  hiçbir kişiye, aileye ve  toplumsal sınıfa  ayrıcalık tanınamaz.
  • Ülkede herkes, devlet hizmetlerinden  eşit yararlanma hakkına sahiptir.
  • Halk , devlet yönetiminde söz sahibidir.

 

          TOPLUMDA DEVLET DESTEĞİ

 

 

4-DEVLETÇİLİK ( Karma Ekonomi ):

 

Devletçilik ilkesi, Atatürk'ün ekonomi alanındaki görüşlerini ortaya koyar. Devletçilik; büyük kuruluşlara, sermayeye ve pahalı araçlara gereksinim gösteren işlerin ve tarımın devlet tarafından örgütlenip işletilmesidir.

      Devletçilik ilkesine göre , ulusal gereksinimler nedeniyle devlet, ekonomik yaşamda görev ve sorumluluk yüklenebilecekti. Ayrıca ekonomide devlet yanında özel işletmeler de yer alacak, karma ekonomik düzen gerçekleşecekti.
 

Devletçilik ilkesi, cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda ülkenin ekonomik koşulları nedeniyle gerekliydi ve Türkiye'nin o günkü koşullarından doğmuştu.

Çünkü, o dönemde ekonomik açıdan , özel işletmelerin yeterince  sermayesi ve gücü olmadığı için  büyük  ekonomik faaliyetlerin devlet tarafından yapılması gerekiyordu.
 

Devletçilik ilkesi , özel işletmelerin faaliyetlerinin reddedilmesi anlamına gelmez.
     
      Bu ilke ile Devlet , ekonomi alanında öncü ve düzenleyici rol oynayacaktı. Kişilerin yapamadıkları işleri yürütecekti. Örneğin ülkemizin kuruluşunun ilk yıllarında ,büyük ekonomik faaliyetleri sadece devlet yaparken ; günümüzde özel işletmeler de fabrikalar açarak ve ticari faaliyetler yaparak  ekonomik faaliyetleri  devletle birlikte  yürütmektedir.
 

Devletçilik ilkesinin toplumumuza sağladığı yararlar şunlardır:
 

  • Bu ilkeyle 1933-1938 yılları arasında daha önce son

derece durgun olan ekonomik yaşam canlandırılmıştır.
 

  • Birinci Beş Yıllık Sanayileşme Plânı uygulanmış ve bugünkü

sanayimizin temelleri atılmıştır. Örneğin, Maden Tetkik Arama Enstitüsü ve Etibankın kuruluşuyla maden gelirleri artmıştır. Ayrıca Karabük Demir-Çelik Fabrikası, Dokuma,Şeker ve Çimento fabrikaları kurulmuştur.
 

  • Demir yolları yabancı şirketlerden alınmış ve bunlara yeni

demir ve kara yolları eklenmiştir. Böylece çeşitli hizmetlerin yurttaşlara ulaştırılması kolaylaşmıştır.
 

  • Özel Sermaye sahiplerinin ekonomiye katılmaları sağlandı.               

    DİN VE DEVLET İŞLERİNİN AYRILIĞI

 

 

5-LAİKLİK :

 

Lâiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı yürütülme-sidir.
       Lâik devlet, din kurallarına göre yönetilmez, hukuk kurallarıyla  yönetilir. Hukuk kuralları da din kurallarından ayrıdır ve dine dayandırılamaz. Hukuk kurallarını devlet, toplumun gereksinimlerinin akılcı ve bilimsel yönden değerlendirilmesine göre düzenler. Bu nedenle lâiklik ilkesi, devlet yönetiminde aklın ve bilimin esas alınmasını öngörür.
 

Lâiklik ilkesi, bütün yurttaşların din, vicdan ve ibadet özgürlüklerini güvence altına alır. Atatürk, bu konu üzerinde önemle durmuştur.Lâik sözcüğünün açıklamasına şu notun eklenmesini istemiştir: "Lâiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğünü de üstlenmek demektir." Lâik devlet, bireylerin din, vicdan ve ibadet özgürlüklerini sağlar ve korur.
 

Laiklik ,dinsizlik anlamına gelmez.Sadece dini inançları  insanın vicdani özgürlüğüne bırakır. Bu nedenle insanlar, istediği dine inanma ve ibadet etme özgürlüğüne sahiptir.
 

Laik devlet, aralarında ayrım gözetmeksizin bütün dinlere karşı tarafsız kalır ve dinsel inançları  güvence altına alır. Dinsel inanç ve duyguların istismar edilmesine izin vermez.
 

 Ülkemizin devlet yönetiminde Laikliğin gerçekleşmesinin aşamaları şunlardır :
 

  1. Saltanatın kaldırılması (1922)
  2. Halifeliğin kaldırılması (1924)
  3. Tevhidi Tedrisat (öğretim birliği) Kanun ile medreselerin kaldırılması (1924)
  4. Dini bir kurum olan Şeri’ye Evkaf  Vekaletinin kaldırılması (1924)
  5. Tekke ve zaviyelerin kapatılması (1925)
  6. Dini kurullara göre olan Mecelle Kanunu yerine , Medeni Kanun’un  kabul edilmesi (1926)
  7. 1924 Anayasasındaki “Devletin dini İslam’dır” maddesinin kaldırılması (1928)
  8. Anayasaya , laiklik ilkesinin konulması (1937)

 

 

             HER ALANDA YENİLİK

 

 

6-İNKILAPÇILIK:

 

İnkılap , değişime, gelişmeye ve yeniliklere ayak uydurma anlamına gelmektedir. Atatürk’e göre inkılap; eskiyi ve kötüyü kaldırıp, yerine yeniyi ve iyiyi koymaktır. Bu anlayış yaşanılan zamana uymayı ve çağdaşlaşmayı kapsar.
 

İnkılâpçılık ilkesi; Türk toplumu ile devletinin yeniliklere ve gelişmelere açık olmasını gerektiren ilkedir. İnkılapçılığa göre ; Türkiye’nin kurulmasından sonra ,Osmanlı zamanından kalan  eski ve zamana uymayan  kurumlar kaldırışmış ve yerlerine yeni çağdaş kurumlar kurulmuştur.örneğin ; takvim, saat ve ölçülerde değişiklik yapılmış ; medreseler kaldırılıp, onların yerine çağdaş bilimsel eğitim veren okullar kurulmuştur.
 

Atatürk’e göre Türk Devriminin(inkılabının) amacı  "Türkiye Cumhuriyeti halkını, tamamen çağdaş ve  uygar bir sosyal toplum durumuna getirmektir."

     Atatürk önderliğindeki bu devrim; aklın ve bilimin yol göstericiliğinde çağdaş yaşam biçimini hedefler. Bu nedenle, kişi ve toplumların sürekli yeniliklere açık ve dinamik olmaları gerekir.
 

      İnkılâpçılık ilkesi , Atatürkçü düşünce sistemine  ve diğer Atatürk ilkelerine  yenilik , değişim , gelişim  ve süreklilik  kazandırmıştır.

 

     İNKILAPLARIN TEMEL DAYANAĞI

 

 

Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli Atatürk ilkelerine dayanır. Atatürk ilkelerine sahip çıkmak demek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yaşatmak demektir. Bu nedenle Atatürk ilkeleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti açısından son derece önemlidir.
 

Atatürk ilkeleri sayesinde ulusumuz hem siyasal hem de ekonomik ve kültürel bağımsızlığa kavuşmuştur. Ulus egemenliğine dayanan cumhuriyete sahip olabilmiştir. Devlet yönetiminde din kurallarının değil, hukuk kurallarının geçerliliği Atatürk ilkeleriyle olanaklı duruma gelmiştir. Bu ilkeler sayesinde ülkemiz uygar ülkeler arasında yerini alabilmiştir.     

Türk gençleri bilimsel düşünceye dayanan, ulusal birliği güçlendiren lâik eğitime kavuşabilmiştir. Bu nedenle Atatürk ilkeleri ulusumuz için son derece önemlidir.
 

Atatürk ilkeleri, Türk ulusunun çağdaşlaşmasını sağlamıştır. Çünkü, cumhuriyetçilik ilkesiyle ulus egemenliği ve çağdaş hukuk geçerli olmuştur. Demokrasi yerleşip kökleşmiştir. Çünkü cumhuriyet olan devlet biçimine en uygun yönetim demokrasidir. Böylece çağdaş bir devlet yapısı ortaya çıkmıştır. Milliyetçilik ilkesi, ulusun birlik ve beraberlik içinde çağdaşlaşma çabasına girmesini sağlamıştır. Halkçılık ilkesi, ülkemizi halkın çıkarlarını ön plâna alan bir yönetime kavuşturmuştur. Devletçilik ilkesiyle ekonomide gelişme sağlanmıştır. Lâiklik ilkesi, Atatürk devriminin temel taşı olmuş ve ulusumuzu Orta Çağ karanlığından kurtarmıştır. İnkılâpçılık ilkesi ile ise sürekli çağdaşlaşmayı gerçekleşmiştir.
 

Atatürk ilkelerine sahip çıkmak ve devamlılığını sağlamak ulusumuzun bugüne ve geleceğe güvenle bakabilmesi için gereklidir. Eğer bu yapılmazsa devlet otoritesi sarsılabilir. Toplum yönetilemez duruma gelebilir. Devletin ülkesi ve ulusuyla olan bütünlüğü parçalanabilir. Çağdaş anlayış yıkılabilir. Ülkemiz içten bölünebilir ya da başka ülkelerin egemenliği altına girebilir.

      Bütün bunların olmaması için hepimiz, Atatürk ilkelerine sahip çıkmalıyız.

 

  ATATÜRK  İLKELERİNE SAHİP ÇIKMAK

 

 

Modern Türkiye'nin kuruluşunda Atatürk ilkeleri önemli bir yere sahiptir. Bu önemi fark edebilmek için Kurtuluş Savaşı'nın başlarında ülkemizin durumunu iyi bilmek gerekir. Atatürk, Türk devrimini şöyle anlatıyor: "Uçurumun kenarında yıkık bir ülke...Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar... Yıllarca süren savaş...Ondan sonra içeride ve dışarıda saygı ile tanınan yeni yurt, yeni toplum, yeni devlet ve bunları başarmak için aralıksız devrimler...  İşte Türk genel devriminin kısa ifadesi..."

Atatürk böyle bir durumda öncelikle Türk ulusuna güvendi. Devrimleri onun benimseyip kabul edeceğine inandı. Sonra hızla cumhuriyet kuruldu. Lâiklik kabul edildi. Lâtin esasına dayalı alfabe kullanılmaya başlandı. Kılık kıyafet uygar duruma getirildi. Tekke ve zaviyeler kapatıldı. Uluslar arası takvim ve saat kabul edildi. Eğitim, tarih ve dil anlayışı değişti. Kadınlara erkeklerle eşit haklar tanındı. Modern hukuk kuralları dinsel hukuk kurallarının yerini aldı.

      Bütün bunlar, Atatürk ilkelerinin uygulanışıyla yaşama geçirilebildi. Ulusumuzun o günkü durumu ile bugününü karşılaştırmak bizlere Atatürk ilkelerinin önemini daha iyi anlama olanağı verir.

      Atatürk’ün  devrimlerini emanet ettiği Türk Halkı olarak  bizlere düşen görev, onun ilkelerine ve inkılaplarına sahip çıkmak ve korumaktır.

 

 

 

 

 

ÜNİTE 6 / ATATÜRK DÖNEMİ
      TÜRK DIŞ POLİTİKASI
 

Kazanımlar:

1. Atatürk Dönemi Türk dış politikasının temel ilkelerini ve amaçlarını iz eder.
      2. Lozan Barış Antlaşması’nın Türk dış politikasının gelişimine yaptığı etkileri değerlendirir.
      3. Tam bağımsızlık ve “yurtta sulh, cihanda sulh” prensibinden yola çıkarak Atatürk dönemi Türk dış politikası hakkında çıkarımlarda bulunur.
      4. Atatürk’ün hastalığını ve tedavi sürecini inceleyerek Hatay’ı ülkemize katmak konusunda yaptıklarını fark eder.
      5. Atatürk’ün ölümü üzerine yayınlanan yazılı ve görsel kanıtlardan hareketle onun kişilik özellikleri ile fikir ve düşüncelerinin evrensel değerine ilişkin çıkarımlarda bulunur.
      6. Anıtkabir’in yapımı sürecini inceleyerek, Türk milletinin ulu önderine ebedi bağlılığını ve minnet duygusunu ifade etmek yönündeki çabalarını fark eder.

 

 

             TÜRK DIŞ POLİTİKASI

 

 

 ------   Millî Dış Politika;  ------------------------------

 

Milli Dış Politika, bağımsız bir devletin, diğer devletlerle olan ilişkilerinde, benimsediği ilkeler doğrultusunda izlediği yoldur. İzlenen bu yolda öncelikle yurdun bölünmezliği ve ulusun bağımsızlığı göz önünde bulundurulmalıdır. Diğer ulusların haklarına da saygı gösterilmelidir. Atatürk’ün dış politika ile ilgili görüşlerini en iyi "Yurtta barış, dünyada barış" ilkesini ortaya koymaktadır.

 

Atatürk'ün belirlediği Millî Dış Politikamızın esasları şunlardır:
 

1- Bağımsızlığımızı korumak

2- Milli çıkarlarımızı korumak ve

3- Milli sınırlarımız içinde kalmak

4- Gerçekleşmeyecek amaçlar peşinde olamamak

5- Barışçı olmak

6- Diğer devletlerle dostluk ve eşitliğe dayalı ilişkiler kurmak

7- Diğer devletlerin iç politikalarına karışmamak ve onların da bizim iç politikamıza karışmamalarını sağlamak

8- Dünyadaki gelişmeleri göz önünde  tutmak

 

 

 ------   Dış Politikada Önemli Olaylar;   --------------

 

               ----------------------------
             YABANCI OKULLAR SORUNU
               ----------------------------

     Lozan Antlaşması ’na göre,Türkiye’de yabancı okullar Türk yasalarına ve diğer okulların bağlı bulunduğu tüzük ve yönetmelik hükümlerine uyacaktı.
     1925 yılında çıkarılan yasa ile;
        ** Yabancı okullarda Türk dili, Türk Tarihi ve Coğrafya dersleri ile Yurttaşlık Bilgisi Türk öğretmenleri tarafından okutulacak
        ** Yabancı okullar, Milli Eğitim Bakanlığı ’na bağlı olacaklar ve Türk müfettişler tarafından denetleneceklerdi.


     Türkiye’deki bazı yabancı okulların temsilcileri bu esaslara uymak istemediler, elçilikleri vasıtasıyla devletlerini işe karıştırmak istediler.Türk Hükümeti bunu bir iç sorun sayarak görüşme konusu yapmayı reddetti.

      Bu esaslara uymayan okullar kapatıldı, uyanlar eğitimlerini devam ettirdiler.

 

               ---------------------
                 NÜFUS MÜBADELESİ
                      ---------------------

      Yunanistan ile nüfus değişimi yapıldı.Lozan Antlaşmasın-dan sonra yeni Türk Devleti’nin dış siyaseti “Yurtta Barış Cihanda Barış” temellerine oturtuldu.
      Lozan Antlaşması’nda Türkiyedeki Rumlar ile Yunanistan’daki Türklerin değiştirilmesi kararı alınmış İstanbul’daki Rumlar ve Batı Trakya’daki Türkler bu değişimin dışında tutulmuştu.
      Yunanistan İstanbul’da çok sayıda Rum bulundurmak amacıyla Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından önce İstanbul’a gelen Rumların da değişim dışında tutulmasını istedi.
      Türkiye ile Yunanistan arasındaki anlaşmazlık Uluslar Arası Adalet Divanı’na götürüldü.Adalet Divanı 21 Şubat 1925′te verdiği kararla sorunun çözümünde yetersiz kaldı.
      10 Haziran 1930′da Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan antlaşma ile sorun halledildi.

                  -------------------
                    MUSUL SORUNU
                         -------------------

 

İngilizler, Mondros Ateşkes Anlaşması'nın imzalandığı gün henüz Türk birliklerinin elinde bulunan Musul'u işgal ettiler. Bölgedeki zengin petrol yataklarına sahip olmak isteyen İngiltere, Musul sorununun Lozan Barış Antlaşması'yla kesin çözüme ulaştırılmasını engelledi.

Konferansta Türkiye, bölge halkının çoğunluğunun Türk olduğunu bu nedenle bölgenin Türkiye'ye bırakılması gerektiğini savundu. İngiltere buna karşı çıktı. Böylece Türkiye-Irak sınırının belirlenmesi ve Musul sorununun çözümlenmesi, Türkiye ile İngiltere arasında yapılacak görüşmelere bırakıldı. Bir çözüm sağlanamazsa Milletler Cemiyetine başvurulacaktı.

Musul sorununu barışçı yollardan çözmek amacıyla

19 Mayıs 1924'te İstanbul'da Haliç Konferansı adı verilen bir toplantı düzenlendi. Ancak İngiltere bu toplantıda Lozan'dakinden daha aşırı isteklerde bulundu. Musul yanında Hakkâri ilinin de kendi yönetiminde bulunan Irak'a bırakılması gerektiğini savundu. Bu nedenle bir antlaşma sağlanamadı ve görüşmeler kesildi.

İngiltere, Türkiye-Irak sınırında karışıklıklar çıkardı ve Güneydoğu Anadolu’daki  Şeyh Sait Ayaklanması'nı destekledi. Böylece Musul nedeniyle yapılacak bir askerî harekâtta Türkiye'yi güçsüz bırakmayı amaçladı. Bu sırada , Musul sorunun çözümü için İngiltere , Milletler Cemiyetine ve   Lahey Adalet Divanı’na başvurdu ; ancak Musul sorunu buralarda da çözüme kavuşturulamadı.

Şeyh Sait Ayaklanmasıyla uğraşıp askeri gücü azalan Türkiye ile İngiltere arasında yapılan görüşmeler sonucunda

05 Haziran 1926'da Ankara Antlaşması imzalandı.

       Bu antlaşmayla Musul ,İngiltere’nin sömürgesi Irak'a bırakılacak, ancak bölgeden elde edilen petrol gelirinin   % 10'u      25 yıl süreyle Türkiye'ye verilecekti.   Böylece Türkiye-Irak sınırı çizildi ve  Musul sorunu çözüldü.

 

                  -------------------
                   BOĞAZLAR SORUNU
                         -------------------

 

  Lozan Barış Antlaşmasıyla, İstanbul ve Çanakkale  Boğazlarının yönetimi Türkiye'nin başkanlık edeceği “Boğazlar Komisyonuna” bırakılmıştı. Ayrıca Boğazlar Bölgesi'nde asker bulundurulmayacaktı. Bu durum, Türkiye'nin güvenliği açısından     olumlu sayılmazdı. Ama Milletler Cemiyetinin Dünyada barışı koruyacağı ve silâhsızlanmaya gidileceği düşünüldüğü için boğazlarla ilgili    bu şartlar kabul edilmişti.  

 1930’lu yılların başında, dünyada  İtalya, Habeşistan'a (Etiyopya’ya) saldırdı;Rodos adası  ve Ege denizindeki oniki adayı silâhlandırdı. Almanya, Ren Bölgesi'ni yeniden silâhlandırdı. Japonya, Mançurya'ya girdi.Dünyadaki devletler silahlanmaya başladılar ve  Böylece dünyada savaş çıkması olasılığı arttı. Bu nedenle Türkiye, ilk fırsatta  Boğazlarda egemenliğini sağlamaya karar verdi.

Türkiye, Lozan Barış Antlaşmasının Boğazlarla ilgili maddelerini imzalayan devletlere ve Sovyetler Birliği'ne  başvurarak; Boğazlar konusunun yeniden görüşülmesi için bir konferans toplanmasını istedi.    
                                       

İsviçre'nin Montrö şehrindeki konferansta yapılan görüşmeler sonucunda 20 Temmuz 1936'da Montrö Boğazlar  Sözleşmesi imzalandı.
 

Bu sözleşmeye göre;
 

1-Boğazlar Komisyonu kaldırılacak ve görevleri Türk Hükûmetine devredilecekti.

2-Türkiye, Boğazları silâhlandırabilecekti. Türkiye tarafsız ve savaş dışında ise savaşan tarafların gemileri Boğazlardan geçemeyecekti.

   Türkiye savaşa girdiğinde ise Türk Hükûmeti savaş gemilerinin Boğazlardan geçişini istediği gibi düzenleyebilecekti.

3-Barış zamanında ticaret gemilerinin Boğazlardan geçmeleri serbestti.

Montrö Sözleşmesi ile Türkiye, yüz yıldan bu yana süren Boğazlar Sorunu'nu çözdü, buradaki egemenliğini ilân etti ve tam bağımsızlığını  pekiştirdi.

 

                  -------------------
                    BALKAN ATLANTI
                         -------------------

 

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra barışı korumak amacıyla kurulan Milletler Cemiyeti , başarılı olamadı. 1930’lu yılların başından itibaren, başta Almanya ve İtalya olmak üzere Avrupa devletleri hızla silâhlanmaya başladılar. Almanya ve İtalya’nın  Balkanları  hedef alan politikaları , Balkanlardaki  ülkeleri endişelendirdi ve güç birliği yapmaya yönlendirdi.

Türkiye, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya,  Balkanlardaki bu  tehlikeye karşı güç birliği yapmak üzere Romanya’nın başkenti Bükreş'te  09 Şubat 1934'te Balkan Antantı'nı imzaladılar.

Bu antlaşmayla ülkeler sınırlarını karşılıklı olarak güvence altına almış, ortaya çıkabilecek tehlikelere birlikte karşı koymaya karar vermişlerdi.

Balkan Antantı'nın imzalanmasıyla Türkiye batı sınırının güvenliğini sağlamış ;  bölgenin  ve dünyanın  barışına katkıda bulunmuştur.
 

                  -------------------
                    SADABAT PAKTI
                         -------------------

 

İtalya, 1935 yılında Afrika’daki Habeşistan'ı(Etiyopya’yı) işgal etti ve Akdeniz’in   Doğusundaki bölgede (Orta Doğu’da) yayılmacı bir politika izlemeyi sürdürdü. Bu durum, Orta Doğu'da bulunan ülkeleri endişelendirdi ve   önlem almaya yöneltti.

Bu nedenle 08 Temmuz 1937'de Türkiye, İran, Irak ve Afganistan İran’ın başkenti Tahran'da bulunan Sâdâbat Sarayı'nda  Sâdâbat Paktı (Antlaşması)  İmzalandı.

Sâdâbat Paktı'na göre, taraflar ortak sınırlarını koruyacaklar, birbirlerine karşı saldırıya geçmeyecekler, uluslar arası uyuşmazlıklarda birlikte hareket edecekler  ve birbirlerinin iç işlerine karışmayacaklardı.

Böylece Türkiye, Sâdâbat Paktı ile II.Dünya savaşı öncesinde  doğu ve güneyindeki sınırlarının güvenliğini sağlamış oldu.

 

                  -------------------
                    HATAY SORUNU
                         -------------------

 

Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandığında İskenderun ve Hatay Türklerin elindeydi. Bu bölgede yaşayan halkın büyük çoğunluğu da Türk'tü. Bu bölge, anlaşmanın imzalanmasından sonra İngilizler tarafından işgal edildi. Ama İngilizler burasını daha önce Osmanlı topraklarının paylaşılması için yapılan antlaşmalar uyarınca Fransızlara devrettiler.

Türkiye-Suriye sınırı da Fransızlarla 1921'de yapılan Ankara Antlaşması ile çizildi. Antlaşma yapılırken Türkiye, Hatay’ın kendisine bırakılmasını istedi. Ama Fransızlar, burasının sömürgesi olan Suriye'nin bir parçası olduğunu söyleyerek Türkiye'nin isteğini kabul etmediler.

1936 yılında Avrupa'da İkinci Dünya Savaşı'na neden olan gelişmelerin ortaya çıkması üzerine Fransa, Suriye'deki manda(sömürge) yönetimine son verdi ve buradan çekildi.  Bu durum, Hatay sorununun yeniden gündeme gelmesine neden oldu. Çünkü Suriye ile birlikte Hatay'ın yönetimi de Suriye hükûmetine devredilmiş gibi oluyordu. Türkiye, konunun Milletler Cemiyetinde görüşülmesini istedi. Cemiyet aracılığı ile Türkiye ve Fransa arasında yapılan görüşmeler sonucunda Hatay'da bağımsız bir devlet kurulmasına karar verildi. Bir anayasa hazırlandı, seçimler yapıldı ve  2 Eylül 1938'de Hatay Devleti kuruldu.

Avrupa'da savaş olasılıklarının artması üzerine Fransa, Türkiye ile 23 Haziran 1939'da Ankara'da yeni bir antlaşma imzaladı ve Hatay'ın Türkiye'ye bağlanmasına razı oldu. Böylece Hatay'ın Türkiye'ye bağlanması konusundaki tüm engeller ortadan kalktı.

Hatay Millet Meclisi , 29 Haziran 1939'da oy birliği ile Türkiye'ye bağlanmaya karar verdi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 07 Temmuz'da kabul ettiği bir yasa ile Hatay'ın bir il olarak Türkiye toprakları içinde yer almasını onayladı.

 

 ÜNİTE 7 / ATATÜRK’TEN SONRA
         TÜRKİYE ve II.DÜNYA SAVAŞI

 

     Kazanımlar

1. İkinci Dünya Savaşı’nın sebep, süreç ve sonuçlarını Türkiye’ye etkileri açısından değerlendirir.
      2. Türkiye’de çok partili siyasî hayata geçişi hızlandıran gelişmeleri demokrasinin gerekleri açısından inceler.
      3. Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik konumundan ve öneminden yola çıkarak İkinci Dünya Savaşı sonrası değişen ülkeler arası ilişkileri değerlendirir.
      4. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’de meydana gelen toplumsal, kültürel ve ekonomik gelişmeleri inceler.
      5. Türk Silahlı Kuvvetlerinin ülkemizde huzur ve barışı sağlamak, ülkemizi ve cumhuriyetimizi koruyup kollamak ile ilgili görevlerini kavrar.
      6. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerine yönelik iç ve dış tehditlere karşı korunması konusunda duyarlı olur.
      7.  SSCB’nin dağılmasının dünyaya ve ülkemize etkilerini inceler.
      8. Türkiye ve yakın çevresindeki enerji kaynaklarını jeopolitik ve jeoekonomik önem açısından değerlendirir.
      9. Körfez Savaşlarının Türkiye’ye siyasî ve ekonomik etkilerini inceler.
      10. Doğal kaynaklardan verimli şekilde yararlanmaya yönelik projeleri ülkemizin kalkınma politikaları çerçevesinde değerlendirir.
      11. Türkiye-Avrupa ilişkilerini Atatürk’ün gösterdiği hedefler ve millî dış politikanın temel ilkeleri doğrultusunda inceler.

 

 

 

      ATATÜRK’ÜN  II.DÜNYA SAVAŞI

         ÖNCESİNDEKİ  GÖRÜŞLERİ

 

Atatürk Döneminde Türkiye toprakları etrafında bir barış çemberi oluşturuldu. Buna karşın dünya siyasetindeki gelişmeler büyük bir savaşın habercisiydi. Birinci Dünya Savaşı'ndan galip çıkan devletler (İngiltere,Fransa ), yenilenlere ağır koşullar taşıyan antlaşmalar imzalatmışlardı.Yenik Almanya, imzaladığı ağır şartları olan  Versay Antlaşması'ndan kurtulmaya çalıştı.
 

Atatürk, bu antlaşma hakkında şöyle bir değerlendirme yapıyordu: " Versay Antlaşması, Birinci Dünya Savaşı'na sebebiyet vermiş olan faktörlerden hiçbirini ortadan kaldırmadığı gibi ;aksine bütün başlıca rakipler arasında uçurumu büsbütün derinleştirmiştir. "
 

İtalya da savaştan galip çıktığı hâlde elde ettiği sonuçtan memnun değildi. Bu nedenle de 1935’te Afrika’daki Habeşistan'ı(Etiyopya’yı)  işgal etti.
 

 Devletler arası ilişkileri de çok yakından izleyen Atatürk, 1930’lu yıllarda  Almanya ve İtalya’nın silahlanması nedeniyle  yakın gelecekte dünyada büyük bir savaşın çıkacağını belirtmiştir. Bu çıkacak  dünya savaşında  Türkiye’nin  savaşa katılmayıp, dünya barışının sağlanmasına  yardımcı olması gerektiğini belirtmiştir.

 

 

             İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI

 

 

   -----------------------------------
           II.DÜNYA SAVAŞININ  NEDENLERİ
       -----------------------------------

 

1- Almanya'da Germen(Alman) ırkının üstün olduğunu savunup başkan olan  Hitler’in ,ağır şartları olan Versay    Antlaşmasına son verip , Fransa’dan Ren bölgesini almak ve Avrupa'da egemen olmak istemesi.

2- İtalya’da , 1922 yılında Mussolini'nin başkanlığındaki Faşist Parti iktidara geldi. Mussolini başkanlığındaki İtalya’nın                     eski Roma İmparatorluğu’nu yeniden kurmak için 1935’te Afrika kıtasındaki Habeşistan'ı(Etiyopya’yı) işgal etmesi ve Akdeniz çevresinde yayılmak istemesi.

3- Sovyet Sosyalist Rusya’nın, Birinci Dünya savaşı sonrasında Brest-Litowsk Antlaşması ile kaybedilen yerleri geri almak istemesi.

4- Japonya’nın Çin’e ait olan Mançurya bölgesini işgal edip ,Asya kıt'asında sömürge elde etmek istemesi. Bu  bölgede güçlü olan İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nin bunu engellemeleri.

5- Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünyada barışı korumak amacıyla sağlamak amacıyla kurulan Milletler cemiyetinin , güçlü devletlerden yana olup barışı koruyamaması.

Not: Birinci Dünya savaşının sonuçları , İkinci  Dünya savaşının başlamasına ortam hazırlamıştır.

 

   -----------------------------------
           II.DÜNYA SAVAŞININ  BAŞLAMASI
       -----------------------------------

 

       MİHVER DEVLETLERİ:

      Almanya,İtalya,Japonya
 

                        MÜTTEFİK DEVLETLERİ:

                          İngiltere,Fransa,ABD,

 

İtalya , 1935’te Afrika kıtasındaki  Habeşistan'ı (Etiyopya’yı) işgal etti. Almanya , Fransa ile arasındaki  Ren Bölgesini  1936’da işgal etti.  Japonya’nın Çin’e ait olan Mançurya bölgesini işgal etti.Aynı siyaseti yürüten  Almanya,İtalya ve Japonya   “Üçlü Mihver Devletleri” grubunu kurdular.

Almanya , 1938'de Avusturya'yı, 1939'da da Çekoslovakya’yı ele geçirdi. Sonra Almanya ve Sovyet Rusya tarafsızlık anlaşması imzalayıp , Polonya  topraklarını  1 Eylül 1939’da işgal  etmeye  başladılar. Polonya’nın  yanında yer alan İngiltere  ve  Fransa’nın  3 Eylül 1939’da Almanya’ya  savaş  ilan  etmesiyle 1939’da II.Dünya Savaşı başladı.İtalya , Almanya’nın yanında savaşa girip Yunanistan’a saldırdı.

Almanya , Avrupa’da Danimarka,Belçika,Hollanda,Fransa, Yugoslavya,Romanya, Yunanistan ve  Bulgaristan’ı işgal etti.Sonra  Rusya’ya da saldırdı. Bunun üzerine Sovyet Rusya ,Fransa ve İngiltere 1941’de “Müttefik  Devletler” grubunu  kurdular. 1941’de Japonya ,Uzak Doğuda Havai adalarındaki  ABD  deniz donanmasına saldırınca ; ABD , Japonya’ya savaş ilan etti ve Müttefik Devletler grubuna katıldı.

II. Dünya Savaşının başında Üçlü Mihver  Devletleri  başarılı oldular ve Müttefik Devletlere karşı üstünlük sağladılar. Ancak  Almanya'nın Rusya saldırısı başarılı olmadı.

Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri'nin de savaşa girmesi ile savaşın dengeleri değişti. 3 Eylül 1943'te İtalya ateşkes imzalayarak savaştan çekildi. 7 Mayıs 1945'te de Almanya teslim oldu. Savaşı sürdüren Japonya'nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine 1945 yılının Ağustos ayında Amerika Birleşik Devletleri atom bombası attı. Japonya, silâhın verdiği zarar nedeniyle gücünü yitirdi ve 10 Ağustos 1945'te teslim oldu.

02 Eylül 1945'te Japonya'nın imzaladığı teslim belgesi ile 1939’dan 1945’e kadar altı yıl süren İkinci Dünya Savaşı sona erdi.

 

   -----------------------------------
           II.DÜNYA SAVAŞININ  SONUÇLARI
       -----------------------------------

 

  1. Savaşta yaklaşık 38 milyon insan öldü.
  2. Mihver Devletler(Almanya,İtalya,Japonya)  yenildi.
  3. Faşist  ve  ırkçı  devlet  yönetimleri yıkıldı.
  4. Avrupalı Devletlerin (İngiltere ve Fransa gibi) , Asya ve  Afrika’daki  sömürge ülkelerinde (Hindistan ve Cezayir gibi) bağımsızlık hareketleri başladı.
  5. “Dünyanın iki süper gücü” denilen   ABD  ve  Sovyet Sosyalist  Rusya Devleti  arasında “Soğuk Savaş Dönemi” başladı.
  6. Savaş süresince kullanılan yeni silâhlar ve  atom bombası büyük kayıplara neden oldu.
  7. Dünyada barışı korumak için 1945’te  Birleşmiş Milletler Teşkilatı (BM)  kuruldu.

 

   -----------------------------------
     II.DÜNYA SAVAŞINDA TÜRKİYE’NİN TUTUMU
       -----------------------------------

 

İkinci Dünya Savaşı'nda müttefikler de Mihver Devletleri de Türkiye'ye kendi yanlarında savaşa girmesi konusunda baskı yaptılar. Ama Türkiye yeni kazandığı bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumakta kararlıydı. Bu nedenle Atatürk’ün “Yurtta Barış , Dünyada Barış” ilkesini temel aldı ve savaş dışında kalıp, tarafsızlık politikası izledi.
 

 Almanya'nın Polonya'ya saldırmasından sonra 19 Ekim 1939'da Türkiye,  İngiltere ve Fransa ile bir karşılıklı yardım antlaşması imzaladı. Bu antlaşma gereğince Fransa ile İngiltere'nin sürükleneceği Akdeniz Bölgesi'ndeki bir saldırı durumunda;  Türkiye bu iki devlete elinden gelen yardımı ve desteği gösterecekti. Buna karşılık Türkiye'nin bir Avrupa devletinin saldırısına uğraması durumunda İngiltere ve Fransa gereken yardımı yapacaktı.
 

Almanya'nın Fransa'ya saldırması ve İtalya'nın da Almanya'nın yanında yer alması üzerine İngiltere ve Fransa antlaşma gereğince Türkiye'nin savaşa girmesini istediler. Ama Türk dış politikasında temel ilke, imzalanmış bulunan ittifak antlaşmalarında öngörülen yardımlara rağmen olanakların elverdiğince savaşa katılmamak ve savaşan taraflarla ilişkileri dengeli bir biçimde sürdürmekti.Bu nedenle Türk Hükûmeti, böyle bir girişimin ülkeyi Sovyetler Birliği ile anlaşmazlığa sürükleyeceğini belirterek savaş dışında kalmak  istediğini bildirdi.

Almanların Balkanlara yönelmesinden sonra Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki ilişkiler düzeldi. Bu arada İngiltere Türkiye'den hava üslerini kullanma izni istedi. İngiltere'nin gerekli yardımı yapmayacağını düşünen Türkiye bu isteği de reddetti.

Almanya da Irak'a asker geçirmek için Türkiye'den izin istedi ve bunun karşılığında Ege adalarından bazılarını Türkiye'ye vereceğini belirtti . Türkiye, bu isteği de kabul etmedi. Bunun üzerine Almanya, Türkiye ile 18 Haziran 1941'de bir Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşması imzaladı. Sovyetler Birliği'ne saldırmaya karar vermiş olan Hitler, Türkiye'nin yansız kalmasını yeğlemişti. Türkiye de saldırıya uğramadığı sürece savaşa katılmak istemiyordu. Bu nedenle böyle bir antlaşma her iki tarafın da yararınaydı.

 Sovyetler Birliği'nin Alman kuvvetlerini Stalingrad önlerinde durdurmaları, savaşın kaderini müttefikler lehine çevirince Türkiye iki yönden gelen baskılarla karşılaştı. Müttefikler, 1942 yılı sonlarında Mısır’ın başkenti Kahire'de Türkiye'ye savaşa girme çağrısında bulundular. Türk hava alanlarının kendileri tarafından kullanılmasına izin verilmesini ve Türkiye'nin 1943 yılının sonuna kadar savaşa girmesini istiyorlardı.

 İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği Türkiye'nin katılımıyla Balkanlarda yeni bir cephenin açılmasını sağlamak amacındaydı. Bunun için İngiltere başbakanı Churchill(Çörçil) ile Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü 30 Ocak 1943'te Adana'da görüştü.

İsmet İnönü'ye, İtalya'ya karşı bir cephenin açılacağını, onun yenilgiye uğratılmasıyla Sovyetler Birliği'nin kuzeyden harekete geçeceğini belirterek Türkiye'nin kendi yanlarında savaşa girmesini istediklerini söyledi. Ama İnönü, Türkiye'nin Sovyetler Birliği'ne güvenemeyeceğini ve Türk ordusunun savaş araç ve gereçlerinin yetersiz olduğunu belirtti. Bu nedenle Türkiye'nin savaşa girmesi olanaksızdı.

Bundan sonra müttefik devletler, 28 Kasım-1 Aralık 1943 tarihlerinde İran’ın başkenti Tahran’da tekrar bir araya geldiler. Yapılan toplantıda Türkiye'nin savaşa zorlanmasına karar verdiler.

Churchill, cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile Kahire'de buluştu. İkinci Kahire Konferansı adı verilen bu görüşmede İsmet İnönü yine Türk ordusuna verilmesi öngörülen araç gereçlerin henüz yarısının bile verilmediğini belirterek Türkiye'nin savaşa giremeyeceğini bildirdi. Ancak müttefiklerini memnun etmek isteyen Türkiye, onlar lehine bazı kararlar da aldı. Müttefiklerin Roma'ya girmeleri üzerine Hitler'in yenileceği belli olunca 2 Ağustos 1944'te Almanya ile diplomatik ve ekonomik ilişkilerini kesti. 6 Ocak 1945'te de Japonya ile olan ilişkiler kesildi.

Savaşı kazandıklarına inanan müttefik devletler  4-11 Şubat 1945'te yaptıkları toplantıda;  yeni kurulacak Birleşmiş Milletler Teşkilâtına 1 Mart 1945'e kadar Japonya ve Almanya'ya savaş açmış devletlerin katılmasını öngören bir karar aldılar.

Birleşmiş Milletler Teşkilatına katılmak isteyen Türkiye , 23 Şubat 1945'te formalite olarak kağıt üzerinde  Almanya ve Japonya'ya savaş ilân etti . Ancak bu sırada Almanya'nın yenilgisi kesinleştiğinden Türkiye fiilen savaşa girmemiş oldu.Daha sonra Türkiye ,Müttefik Devletlerin kurduğu 1945’te Birleşmiş  Milletler Teşkilatına ;1952’de Kuzey Atlantik Paktına (NATO) üye oldu.